İşte Gökhan Açıkkollu cinayetinin belgeleri: ‘İŞKENCEYLE ÖLDÜĞÜNE ŞAHİDİM’

564
HABER-İNCELEME | BÜLENT CEYHAN

İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’nde 13 gün gözaltında tutulan ve hayatını kaybeden Tarih Öğretmeni Gökhan Açıkkollu’nun sistematik işkenceye maruz kaldığı belgelendi. Adli tıp uzmanlarının “işkence sonucu ölüm” tespitini raporlaştıran Stockholm Center for Freedom (SCF), tanık ifadelerini, sağlık raporlarını ve elde edilen bulguları mercek altına yatırdı. 68 sayfalık raporda gözaltında yaşananlar gün gün resmi tutanaklarla gözler önüne serildi. “Tortured to Death” (Ölümüne İşkence) isimli raporda, gözaltı süresi boyunca görevli polislerin isimleri de yayınlanarak etkin soruşturma ilkelerine uyulması istendi.

AÇIKKOLLU’YU ÖLÜME GÖTÜREN SÜREÇ 15 TEMMUZ’LA BAŞLADI

15 Temmuz 2016 günü üniversite sınavına hazırlanan oğlunun doğum günüydü. Eşiyle birlikte gündüz hediyesini almış akşam da mütevazi bir kutlama planlamışlardı. Ancak TV kanallarında darbe girişimi olduğuna dair haberler morallerini bozmuştu. Ümraniye’deki evlerinin önünden silah sesleri gelmeye başladı. Sokaklarda asker veya polis yoktu ancak toplanan halkın arasından tabancalarını ateşleyenler görülüyordu. Eşi, çocuklarına pencereden uzak durarak yerde oturmalarını söylerken Gökhan Açıkkollu’nun ilk yorumu, “Böyle bir şey bu devirde nasıl olabilir. Bir köprü kapatmayla nasıl darbe olabilir. Bu bambaşka bir şey,” şeklindeydi.

17 Temmuz’da kardeşinin düğününe katılan Gökhan Açıkkollu, ailesini tatil için eşi Mümüne Açıkkollu’nun memleketi Konya’ya götürdü. 21 Temmuz günü Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin’in CNN Türk’ten yaptığı canlı açıklamada Hizmet Hareketi’ne yakınlığıyla bilinen yaklaşık 1000 okulun kapatıldığını öğrendi. Açıklamaya göre bu okullarda görev yapan 27 bin öğretmenden 21 bininin de çalışma ruhsatı, lisansı iptal edilmişti. Bu okullarda eğitim gören 138 bin öğrencinin de devlet okuluna yerleştirileceği açıklanmıştı. Gökhan öğretmen bunun üzerine İstanbul’a dönerek kızının okuluna gitmeye ve kayıt ücretlerini geri almaya karar verdi. Ardından da başka bir okula kaydını yaptıracaktı.

22 Temmuz Cuma günü hızlı tren ile İstanbul’a dönen Gökhan Açıkkollu’nu öğle saatlerinde görev yaptığı Ümraniye Atatürk Endüstri Meslek Lisesi Müdürü aradı. Açığa alındığını haber verdi. Eşini teselli etmeye çalışan 23 yıllık memur Mümüne Açıkkollu da bir saat sonra aldığı telefonla eşi gibi açığa alındığını öğrendi. Mümüne Açıkkollu, Hizmet Hareketi ile bağlantısı olan hiçbir kurumda çalışmadığı halde neden açığa alındığını sorduğunda ‘eşinizden dolayı olabilir’ denilmişti. Gökhan Açıkkollu gibi binlerce öğretmenin meslekten ihraç edildiğine dair 667 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ise 23 Temmuz 2016’da Resmi Gazetede yayınlandı.

23 Temmuz Cumartesi günü Gökhan öğretmen, kızının okuluna gitti. Ancak okulu polisler sarmıştı. Envanter çalışması ve demirbaşı sayımı yapıldığı gerekçesiyle içeriye alınmadı. Kayıt işlemini iptal edemedi. Kayıt ücreti de geri ödenmedi. Akşam saatlerinde Ümraniye’deki evine döndü. Ailesi hala Konya’daydı. Saat 23:00 sularında yaklaşık 15 kişilik bir polis ekibi evini bastı. Açıkkollu neye uğradığını anlayamadan maskeli terörle mücadele polisleri tarafından yüzüstü yere yatırıldı. Ellerine arkadan kelepçe takıldı. Arama yapılırken çağrılan yönetici ve eşi de evde hazirun (tanık) olarak tutuldu.

Açıkkollu, “Avukat istiyorum, suçum nedir? Ne diye evimi arıyorsunuz.” diye sorduğunda darp edildi. Polis, avukatlık bir durum olmadığı ve çağrılamayacağını söyledi. Panik atak ve ağır şeker hastası olan Gökhan Açıkkollu’nun şekeri 400- 450’lere çıktığı için kriz geçirdi. Polisler ağzına şeker vermeye çalışınca yönetici annesinin de şeker hastası olduğunu insülin iğnesi yapılması gerektiğini söyledi. Bu sırada çantasından insülin ilacını bulundu. Kelepçelerini çözmeden insülün iğnesi vuruldu. Açıkkollu darp edilmeye devam edince yönetici kötü muamele karşısında “ben tahammül edemiyorum çıkmak istiyorum. Burada böyle şeyler yapmayın” dese de çıkmasına izin verilmedi. Hatta bir polis yönetici kadına, “Bir de Aleviymişsin. Bunlara fırsat verilse ilk senin kafana sıkarlar. Bunların yetiştirdiği öğrenciler şimdi bize ve devletimize kurşun sıkıyor” dedi.

Arama sırasında Açıkkollu’nun telefonuna, bilgisayarına, fotoğraf makinasına, sd kartlarına, nişan fotoğraflarına ve çocuklarının okul taksit makbuzlarına delil olduğu gerekçesiyle el konuldu. Arama sonrası TEM’e gözaltına alınan Gökhan öğretmene polis aracı içinde de şiddet uygulandı. Öğretmen sağlık kontrolüne götürüldüğünde doktora yaşadıklarını detaylarıyla anlattı. Açıkkollu sağlık kontrolünde sırtına, gözünün kenarına ve omuzlarına vurulduğu anlattı. Arabada götürülürken de darp edilmeye devam edildiğini söyledi.

Ailesi Açıkkollu’nun gözaltına alındığını, 24 Temmuz Pazar sabahı Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nden bir polisin araması üzerine öğrendi. Suçlama ile ilgili ve nerede gözaltında olduğu konusunda bilgi verilmedi. Eşinin İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde olduğunu ancak 4. gün konuştuğu bir polisten öğrenebildi. Terörle Mücadele Şubesi’ne giderek giysilerini ve ilaçlarını teslim etti. Avukat tutmak istediğini söylediğinde ise kendisine bunun mümkün olmadığı özel avukat tutamayacakları ancak savcı izin verdiğinde İstanbul Barosundan avukat atanabileceği belirtildi. Savcılık izniyle avukat atandığında Gökhan Açıkkollu gözaltında 7. Günü geride bırakmıştı. Mümüne Açıkkollu ile konuşan İstanbul Barosu avukatı, “savcılıktan izin alıp yedek gözlük getirebilir misiniz” diye sordu. Mümüne Açıkkollu sebebini sorduğunda “Eşinizin gözlüğü kırılmış görmekte zorlanıyormuş” dedi. Gökhan Açıkkollu kırılmaz geçişli progresif camdan yaptırdığı bir gözlük kullanıyordu. Pahalı bir gözlüktü ve kolay kolay kırılmıyordu.

Mümüne Açokkullu, eşine şiddet uygulandığını düşünerek savcılığa suç duyurusunda bulunmak istediğini söyledi. Avukat bunun üzerine görünür yerlerinde şiddet izi görmediğini ileri sürdü. Ancak işkence iddiasını takip etmedi ve suç duyurusunda bulunmadı. Mümüne Açıkkollu yedek gözlüğü emniyet müdürlüğüne götürerek teslim etti.

SAĞLIK KONTROLLERİNDE İŞKENCENİN İZLERİ TESPİT EDİLDİ

13 günlük gözaltı sürecinde 3 kez kriz geçiren zaman zaman hastaneye yatırılan ve tekrar nezarethaneye götürülen Açıkkollu, sevk edildiği her sağlık kontrolünde kendisine yönelik işkence ve kötü muameleleri anlattı. Bunların bir kısmı doktor raporlarına girdi. Doktorlar Açıkkollu’nun anlatımlarını doğrular mahiyette morluklar, kızarıklar ve kanamalar da tespit etti.

Açıkkollu, 4. gün ve 6. gün gözaltında yapılan sağlık kontrolünde kendisine yüzlerce kez tokat atıldığını göğsüne tekme atıldığını, sırtına basıldığını, kafasının duvara vurulduğunu anlattı. Yapılan muayenesinde yüzünün sağ tarafında, alın ve göz dışı yan bölgesinde sıyrıklar, kafa arka saçlı deri içinde şişkinlik ve yara, sağ göğüs altında ağrı, tespit edildi. Gözaltında 5. Gün komaya girdi. Hastaneye yatırıldı. Ancak şeker ve panik atak gibi kronik hastalıklarına rağmen yeninden nezarethaneye götürüldü.

Açıkkollu devam eden günlerde benzer şikayetlerde bulunmaya devam etti. Bu anlatımları ve işkence delili olan bulgular sağlık raporlarına da girdi

GÖZALTINDA 13. GÜN: HAYATINI KAYBEDİYOR

Gökhan Açıkkollu’nun 13 gün boyunca ne tür muamelelere maruz kaldığına dair en önemli delillerden biri de nezarethanede kaldığı C koğuşu 3 Nolu bölümü gören güvenlik kamera kayıtlarıydı. İşkence iddialarını soruşturan savcılık, 13 günlük kamera kayıtlarının tamamını incelemeye gerek duymadı. Sadece hayatını kaybettiği gün olan 5 Ağustos’ta sabah 4 ile 5:30 saatleri arasında tutulan güvenlik kamera kayıtları inceledi.

Bu kayda göre Gökhan Açıkkollu C-3 nezarethanesinde 4 kişiyle birlikte kalıyordu. Kamera açısına göre Gökhan Açıkkollu en sağda parmaklıklara dikey şekilde yatıyordu. Üzerinde beyaz atlet altında siyah eşofman vardı. Gözaltındaki diğer 4 kişi de uyuyordu. Kayıtlara göre 22. dakika 35. saniyede Açıkkollu, kalkarak bir süre oturdu. 26. dakika 26. saniyede ayağa kalkarak parmaklıların önüne geldi. 5 dakika boyunca burada bekledi. 31. dakika 26. saniyede parmaklıkların önünden ayrılarak tekrar uzandı. 35. dakika 33. saniyede vücudunda kasılmalar gözlendi. 35. dakika 52. saniyede nezarethanede bulunan diğer 4 şahıs, muhtemelen Açıkkollu bu kasılmalar nedeniyle inlediği için uyanmaya başladı. Beyaz atletli gri eşofmanlı olan kişi Açıkkollu’nun elinden tutarken bir diğeri parmaklıkların önüne gelerek polislere seslendi.

Polislerin durumdan haberdar olması ve kalbinin durduğunun anlaşılması üzerine Açıkkollu’ya ilk müdahaleyi yine o sırada gözaltında bulunan adli tıp kurumu uzmanları yaptı. Ancak şubede 40 dakika boyunca yapılan kalp masajına rağmen Açıkkollu geri döndürülemedi. Saat 05:30’da hastaneye kaldırıldı.

İLAÇLARI EKSİLMEMİŞ HALDE AİLEYE TESLİM EDİLDİ

Polis, Açıkkollu’nun eşini 5 Ağustos sabahı saat 9:10 sularında aradı. Acilen Haseki Hastanesi’ne gelmeleri istendi. Yaklaşık 1 saat sonra ise bir başka polis bu kez Adli Tıp Kurumu’na gelmelerini istedi. Gökhan Açıkkollu’nun rahatsızlandığını zanneden ailesi hayatını kaybettiğini Adli Tıp Kurumu’na geldiklerinde öğrendi. Açıkkollu’nun cenazesi aile yakınlarına teşhis ettirildi.

Kendisinden geriye kalan eşyaları ise İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gelen eşine teslim edildi. Mümüne Açıkkollu, şeker hastası eşi için getirdiği ilaçları neredeyse hiç eksilmemiş halde geri aldı. Gökhan Açıkkollu’nun her yemekten sonra kullanması gereken 2 çeşit insülin ilacı vardı. Tablet şeklinde kullandığı ilacı hiç eksilmemişti. 100’lü iğne kutusundan ise sadece 4 tanesi eksilmişti. Polisin iade edilecekler listesinde Açıkkollu’nun gözlüğü bulunmuyordu. Mümüne Açıkkollu’nun hatırlatması üzerine polis önce kırık gözlüğün çöpe atıldığını savundu. Mümüne Açıkkollu ısrar edince ‘teslim edilenler’ listesine sonradan kırık gözlüğü de eklendi.

AVUKAT BİÇER: ‘DÖVE DÖVE ÖLDÜRDÜLER’

Gökhan Açıkkollu’nun gözaltında neler yaşadığına tanıklık eden birçok kişi Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Bu isimlerden biri de avukat Engin Emrah Biçer. Biçer cezaevi yönetimine verdiği 20 Eylül 2016 tarihli el yazısı dilekçesinde, “Gözaltında iken yaklaşık 14 gün başka bir dosyadan gözaltına alınan öğretmen Gökhan Açıkkollu ile beraber kaldık. Kendisi gözaltında iken döve döve öldürülmüştür. Bu duruma en az 15 kişi şahittir. Deliller sabittir. Bu kişi için açılan bir soruşturma olup olmadığının, var ise soruşturma numarasının tarafıma bildirilmesini saygılarımla talep ederim” diye yazdı. Tutuklu bir Adli Tıp Uzmanının avukatı da Gökhan beyin eşine ulaşarak, “Müvekkilim şahitlik yapmak istiyor. Gökhan Açıkkollu’nun şiddete maruz kalarak öldüğüne dair bilgi vermek istiyor.” Dedi. Tanıklardan biri de halen tutuklu bir gazeteciydi. Açıkkollu ailesine haber göndererek, işkence davası açılırsa gördüklerini anlatacağını iletti. Özellikle soruşturma dosyasına dilekçesi de girdiği halde avukat Engin Emrah Biçer başta olmak üzere hiçbir tanığın soruşturmayı kapatan savcı Burhan Görgülü tarafından ifadesi alınmadı.

‘İŞKENCEDEN ÖLDÜĞÜNE ŞAHİDİM’

SCF’nin avukatı aracılığıyla ulaştığı bir tutuklu, Gökhan Açıkkollu ile aynı zamanlarda aynı nezarethanede gözaltında kaldı. Tutuklu A.G., Gökhan Açıkkollu’yu ölüme götüren gözaltı süreci ile ilgili SCF’ye önemli açıklamalar yaptı:

“İlk getirildiğinde her tarafında darp izi vardı. Morluklar ve çizikler vardı. Gözaltı süresince nezarethanedeyken 3-4 defa yanımızdan alıp götürdüler ve dövülmüş halde geri getirdiler. İlk 4-5 gün sağlık kontrollerini adli tıpta görevli doktorlar yapmıştı. Daha sonra hastanede görevli pratisyen veya asistan doktorlar geldi. İlk muayeneler iyiydi. Gökhan Açıkkollu özellikle ilk günlerde yaşadığı her şeyi anlattığını doktorların kayda aldığını söyledi. Doktorlara delil olsun diye fotoğraf çektirdiğini anlatmıştı.

Başka doktorlara sevk edildiğinde görevli polislerin dalga geçtiğini gezmeye de götürelim mi diye dalga geçtiklerini söylemişti. Panik atak olduğu için her geçen gün biraz daha içine kapanmaya başladı. Titriyordu. Bir seferinde gözaltında bulunan bir avukatın (Engin Emrah Biçer) omzuna dayanıp dakikalarca ağladı. Sağlık kontrolüne götürülürken kelepçe takılıyordu. Bundan dolayı birkaç kez kontrole çıkmak bile istemedi. Bir başka arkadaş da ite kaka sürükleye sürükleye götürüldüğünü gördüğünü söyledi. Bir seferinde de polisler dayak attıktan sonra özellikle sağlık kontrolüne götürmediler.

‘NE İSTİYORSANIZ KABUL, YETER Kİ ARTIK İŞKENCE YAPMAYIN’

Bir eczacı vardı gözaltındaydı. Bu eczacı onunla birlikte 2 kişinin daha aleyhine ifade vermiş. Açıkkollu ondan ilaç alışverişi yapıyormuş eczacı oradan tanıyormuş. Gökhan Açıkkollu, ‘eczacı herhalde kurtulmak için benim adımı verdi’ demişti. Polisler, bu yüzden ‘sen emniyetin imamıymışsın anlat bize isim ver’ diyorlarmış. Bir seferinde polis, hangi jandarmaların imamıydın anlat diye döverken diğeri onu uyarıp jandarma değil polisin deyince bu kez hangi polislerin imamıydın anlat diye dövmeye devam etmiş. Bunu Gökhan Açıkkollu kendisi anlatmıştı. ‘Ne istiyorsanız yazın ben altına imzamı atayım yeter ki bana bu işkenceyi yapmayın’ demiş. Polis ‘hayır bize isimler vereceksin’ demiş. Örgüt şeması çıkarmasını istemişler.

‘HER AN GÖTÜRÜP DÖVECEKLER DİYE BEKLEDİ’

Yanımızdan alıp götürmüşlerdi 3-4 defa. Her seferinde dövüp geri getiriyorlardı. Bize ‘Bir daha götürecekler mi beni acaba?’ diye soruyordu. ‘Hayır seni bir daha neden götürsünler’ diyerek ona moral vermeye çalıştık ama yine götürdüler. Her an beni yine alacaklar dövecekler diye bekliyordu. Biz onun adına çok üzülüyorduk ama elimizden bir şey gelmiyordu. Çok sıkıntılıydı çok telaşlıydı.

Bir seferinde gözlüğü kırılmıştı. O günü şöyle anlattı; Polisler onu aralarına almışlar. Bir polis neden yüzüme bakıyorsun diyerek tokat atmış. Yere baktığında da neden yere bakıyorsun yüzüme bak diyerek yine tokat atmış. Bu sırada arkasındaki polisler dizleriyle sırtına vurmuşlar. Ağır şiddet uygulamışlar.

Psikolojik işkence de uyguladılar. Dövüyorlar ancak ifadesini almadan bekletiyorlardı. Hepimizin ifadesi alındı ancak 13-14 gün olmuştu onun ifadesi alınmamıştı. Yaşadığı her şeyi herkese hepimize anlattı. Doktorlara da anlattı.

İlk günlerde kendisinden bahsederken öğretmenliğini çok neşeli, eğlenceli bir şekilde anlatıyordu. Eğitim faaliyetlerini anlatırken mutluluğunu gösteriyordu. İlk zamanlarda aslında gördüğü şiddeti de gülümseyerek komik şekilde anlatıyordu. Belli ki hayat dolu bir insandı. Hastalıklarının üzerine yaşadığı onca sıkıntıya sağlıklı bir insan da dayanamayabilirdi. O günlerde orada gözaltında olan herkes bu olaylara şahit oldu. Kamera kayıtlarında da bu görüntülerin olduğunu düşünüyorum.

‘ÖLMEDEN ÖNCE GÖĞSÜNE SERT BİR ŞEKİLDE VURMUŞLARDI’

Ölmeden önceki gece göğsüne çok sert vurmuşlardı. Göğsünü tutarak geldi. Dokununca bile ağrıdığını söylüyordu. O gece uyuyamadı. Bir süre sonra uyudu ben de uykuya daldım. Onun bağırmasıyla böğürmesiyle hepimiz uyandık. Polisleri çağırdık. Sonra alıp götürdüler. Ambulans çağırdılar. Götürülürken başının düştüğünü gördüğümde işin ciddi olduğunu anladım. Sonra ölüm haberi geldi. İşkence altında öldü. Kalp kriziyle öldüğünü söyleseler de onu bu sürece götüren şey işkenceydi. Gördüğü baskılar ve darp edilmesiydi. Ben doktorların da bu süreçte baskı altında olduğundan işkence izlerini tam olarak kayda geçmemiş olabileceklerini düşünüyorum. Panik atağı, şeker hastalığı, psikolojik rahatsızlıkları vardı. Birkaç kez atak geçirmişti.”

OTOPSİDE KABURGA KEMİKLERİNDE KIRIKLAR TESPİT EDİLDİ

Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi’nin 29 Ağustos tarihli ve 16/70527/3425 sayılı otopsi raporunda özellikle göğüs bölgesinde yapılan incelemelerde kırıkların belirlenmesi dikkat çekiyor. Raporda kaburga kemiklerinde 3, 4, 5, 6, 7. Kotlarda oblik bir hat izleyen kırıkların tespit edildiği belirtiliyor. Özellikle de 5. İnterkostal aralık hizasında kanama görüldüğüne dikkat çekiliyor. Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun görüşlerini içeren 23 Kasım 2016 tarihli raporda ise kırıkların yeniden canlandırma işleminden kaynaklanmış olabileceği, ölümün kalp krizi sonucu gerçekleştiği görüşünde oybirliği sağlandığı belirtiliyor. Ancak raporda tespiti yapılan boyun ve sırtta cilt altında, kas içinde çıplak gözle kanama alanları tanımlanması, mikroskop ile yapılan incelemede bu kanamaların doğrulanması Açıkkollu’nun gözaltı muayenelerinde bahsettiği kaba dayak ile uyumlu yaralanmaları destekler mahiyette olduğu ortaya çıkıyor.

Gökhan Açıkkollu, 26 Temmuz’da polislerin göğsüne tekme vurduğunu ve o tarihten itibaren her çıkarıldığı sağlık kontrolünde ağrılarının dinmediğinden bahsetmişti. Kaburgasındaki kırıkların bu tekme nedeniyle olup olmadığı rutin kontrolleri yapan doktorlar tarafından röntgeni çekilmediği için tespit edilemiyor. İstanbul Protokolü ve Minnesota Protokolü, adli tıp doktorlarının işkence ve kötü muamelenin ortaya çıkarılması için gerekli kontrollerin nasıl yapılması gerektiğini düzenliyor. Ancak rutin sağlık kontrolleriyle ilgili hazırlanan tutanaklar protokollere uyulmadığını gösteriyor.

PROF. DR. FİNCANCI: AÇIKKOLLU İŞKENCE SONUCU ÖLDÜ

Gökhan Açıkkollu’nun hayatını kaybetmesi üzerine doktor raporlarını, verilen ifadeleri ve otopsi raporunu inceleyen Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı ve Türk Tabipleri Birliği yöneticisi, Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, değerlendirme raporu hazırladı. Fincancı, soruşturma dosyasına da giren 18 Ocak 2017 tarihli 14 sayfalık raporda ölüm nedeninin işkence olarak kayda girmesi gerektiğini vurguladı.

Raporda;

– Gözaltında bulunduğu süre içinde yapılan muayeneler ve düzenlenen adli raporlarda da belirtildiği üzere gözaltında alındığı ilk günden itibaren hakaret, tehdit, fiziksel şiddete maruz kaldığını aktardığı, vücudunun değişik bölgelerinde yüz, başın arka kısmı, boyun, omuz, göğüs sağ yanı ve sırtı kapsayan değişik renk ve boyutlarda berelenmeler tanımlandığı, otopside de boyun ve sırt bölgesinde gerek çıplak gözle görülebilen gerekse mikroskopta doğrulanan kanama alanları saptandığı dikkate alındığında, yaralanma bulgularının boyut renk ve yerleşim özellikleri itibariyle kişinin aktardığı yumruk, tekme, başın duvara çarpılması şeklindeki kaba dayak uygulaması ile uyumlu olduğu,

– Maruz kaldığı ruhsal ve fiziksel travmalar ile uyumlu akut stres bozukluğu geliştiği,

– Gerek vücudundaki kaba dayak ile uyumlu yaralanmalar gerekse ruhsal değerlendirmede saptanan akut stres bozukluğunu birlikte değerlendirildiğinde Dünya Sağlık Örgütü hastalık sınıflandırma kılavuzunun ICD 10’da yer alan ‘diğer kötü muamele sendromları’ başlığı altında Y.07.3 kodu ile tanımlanan işkence tanısı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği,

– Kalp krizi sonucu ölmüş olduğu belirtilmiş ise de stres ve travmanın kalp damar hastalıklarının gelişiminde önemli bir risk faktörü olarak değerlendirilmesi gerektiğinin bilindiği de dikkate alındığında gözaltında maruz kaldığı ve muayenelerde de tanımlanan ruhsal ve fiziksel travmaların (Y.07.3 işkence) bir başka risk faktörü olarak şeker hastalığı da bulunan kişide kalp krizi gelişmesinin tetikleyici etkenlerden biri olarak kabulü gerektiği, şeklinde tespitler yapıldı.

SCF’nin görüştüğü Prof. Dr. Fincancı, kronik rahatsızlıkları bulunan öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun kalp krizi geçirmesine sebep olan ağırlaştırıcı durumlara dikkat çekti. Fincancı ölüme götüren bu durumun gözaltında gördüğü işkenceden kaynaklandığını söyledi.

SAVCI ‘AÇIKKOLLU’YA İŞKENCE’ SORUŞTURMASINI KAPATTI

Gökhan Açıkkollu’nun işkence altında hayatını kaybettiğine dair şikayetler üzerine ‘Taksirle Ölüme Neden Olma’ suçlamasıyla açılan soruşturmayı Savcı Burhan Görgülü yürüttü. Savcı Görgülü, ailenin sunduğu tanıkların hiçbirini dinlenmeden, Terörle Mücadele Şubesi’nde 13 günlük kamera kayıtlarını incelemeden, Prof. Fincancı’nın Açıkkollu’nun işkence altında öldüğünü açıklayan raporunu dikkate almadan delil yetersizliği gerekçesiyle dosyayı kapattı. 20 Aralık 2016 tarihinde verdiği takipsizlik kararının gerekçesinde “olayda herhangi bir kimsenin kastı veya ihmali olmadığı, herhangi bir kimsenin azmettirmesi sonucunda eylemin gerçekleşmediği anlaşılmış olup, Gökhan Açıkkollu’nun ölümünde etkisi veya katkısı olduğunu düşündürecek harici bir etkenin varlığını gerektirir bilgi ve bulgu olmadığı ” tespitine yer verdi. Otopsi raporunda Açıkkollu’nun kalp krizi sonucu hayatını kaybettiği bilgisi, takipsizlik kararına dayanak kabul edildi.

SULH CEZA HAKİMLİĞİ AİLENİN İTİRAZINI 7 AY SONRA HAKLI BULDU

Açıkkollu ailesinin avukatı Erol Bayram verilen takipsizlik kararına itiraz ederek, “etkin soruşturma’ yapılmadığını belirtti. Delilleri, ifadeleri, dinlenmeyen tanıkları ve doktor raporlarını sıralayan avukat Bayram soruşturmanın yeniden açılması gerektiğini savunarak Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurdu. Adli prosedürlere göre 15 gün içinde verilmesi gereken karar tam 7 ay sonra geldi. Sulh Ceza Hakimliği soruşturmanın yeniden açılmasına karar verdi.

Gökhan Açıkkollu kimdir:

Tarih öğretmeni Gökhan Açıkkollu, 42 yaşında evli ve iki çocuk babasıydı. 1997 Konya Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü mezunuydu. Askerlik görevini 2004 yılında Hakkari Şemdinli’de 8 ay kısa dönem er olarak yapmıştı. Ailesine düşkünlüğü nedeniyle askerlik süreci sıkıntılı geçmişti. 4 yaşındaki oğluna ailesine bir an evvel kavuşmak için izin kullanmamış askerlik görevini 7 ayda bitirmişti. Ancak bu sıkıntılı süreçte ilk kez depresyon ilaçları kullanmaya başlamıştı. Sağlık kontrollerinde sosyal fobi teşhisi konulmuştu.

Nevşehir, Aksaray ve Konya’da Hizmet Hareketi’ne yakınlığıyla bilinen dershanelerde öğretmen olarak çalıştı. 2012 yılında KPSS sınavına girdi ve İstanbul’da Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Ümraniye Atatürk Endüstri Meslek Lisesi’nde Tarih öğretmenliği yapmaya başladı. Genel olarak hayat dolu, esprili, diğer öğretmen arkadaşları tarafından da sevilen alan bir kişiydi. SCF’nin görüştüğü aile yakınlarına göre Açıkkollu, trafik cezası dışında hiçbir suça karışmamış, haşerelerin dahi öldürülmesine izin vermeyen, meslektaşları tarafından sevilen ve sıkça hediye gönderilen bir öğretmendi. 2013 yılında şeker hastası olduğunu öğrenmiş ve ilaç kullanmaya başlamıştı. Ayrıca panik atak rahatsızlığı vardı.

(TR724)