İngiliz parlamentosunda “Türkiye nereye ait?” sorusu masaya yatırıldı: “Türkiye Erdoğan’dan da AKP’den de büyüktür”

230
İşçi Partisi Milletvekili Peter Kyle’ın ev sahipliğinde düzenlenen “Türkiye nereye ait?” konulu panelde Türk siyasetinin insan hakları ihlalleri, dış politika sapmaları ve siyasal parti politikalarındaki otoriterleşme eğilimleri masaya yatırıldı.

İngiliz Parlamentosu’nda İşçi Partisi Milletvekili Peter Kyle’ın ev sahipliğinde düzenlenen “Türkiye nereye ait?” konulu panelde Türk siyasetinin insan hakları ihlalleri, dış politika sapmaları ve siyasal parti politikalarındaki otoriterleşme eğilimleri masaya yatırıldı. Türkiye uzmanları Prof. William Hale, Doç. Dr. Katerina Dalacoura ve Prof. Tahir Abbas’ın konuştuğu panele gazeteci yazar Tarık Toros da “Bir gazeteci gözüyle Türkiye nereye gidiyor?” konulu sunumuyla katıldı. Programın koordinatörlüğünü Londra merkezli Turkey Institute adlı düşünce kuruluşu üstlendi.

Geçtiğimiz Çarşamba akşamı İngiliz Parlamentosu’nun Portcullis House binasında gerçekleşen panelde ilk konuşmayı yapan ve yıllarca Fatih Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak çalışan Prof. Tahir Abbas, Türkiye’nin bu radikal dönüşümünün sadece Türk liderlerin asıl niyetleri hakkında değil, İslam’la demokrasinin birlikte yaşayabileceği konusunda da kafaları karıştırdığının altını çizdi.

“Türkiye Erdoğan’dan da AKP’den de büyüktür”

“Türkiye Erdoğan’dan da AKP’den de büyüktür,” diyen Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu Öğretim Görevlisi Katerina Dalacoura ise Erdoğan gibi bir otoriter liderin bile yeri geldiğinde kendi hayallerinden taviz vermek zorunda kalacağını söyledi ve ekledi: “Türkiye için AB’nin ve NATO’nun alternatifi yok. Rusya’dan S-400 füzeleri alma girişimi bir eksen kaymasının değil, Batı‘yla sıkı bir pazarlığın yürütülmekte olduğunun ifadesi.”

Türk ekonomisinin Avrupa’dan kopuşu kaldıramayacağını söyleyen Dalacoura, Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarının da NATO şemsiyesi dışında bir adreste karşılanamayacağını vurguladı. Son dönemlerde Türk dış politikasında gözlemlenen paradoksal tavırların da Erdoğan’ın kafasındaki emellerle, Türk dış politika elitlerinin gördükleri realiteler arasındaki bir çatışmanın yansıması olduğunu söyleyen Dalacoura, bunun en bariz örneğinin söylemle eylem arasında ortaya çıkan uçurum olduğu kanaatinde.

“Katar’daki Türk askeri üssü ile alakalı ne kadar çok yazıldı çizildi, ama sonuçta orada yüz kişiye ulaşmayan bir Türk gücü konuşlandırıldı,” diyen Dalacoura, ABD’de devam eden Zarrab dosyasına karşı Türkiye’nin gösterdiği tepkinin de benzer paradokslar içerdiğini söyledi.

“Erdoğan, Amerikan hukuk sisteminin de kendi hukuk sistemi gibi işlediğini zannediyor ve Türkiye’deki Amerikan vatandaşlarını tutuklatarak tutsak alışverişinde bulunmayı teklif ediyor. Böyle bir şeyi Trump istese bile yapamaz,” diyen Dalacoura’ya göre Türk dış politikası bu paradokslar sebebiyle ne kadar yalpalanırsa yalpalansın, eninde sonunda AB ve NATO eksenine geri oturacak.

“Türkiye’de temel sorun muhalefetin parçalanmış olması”

Panele Türk parti siyasetinin mevcut durumu ve 2019 seçimlerinin muhtemel sonuçları konusundaki sunumuyla katkı veren  Oxford Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. William Hale ise daha karamsar bir tablo çizdi. Türkiye’nin temel sorununun muhalefetin parçalanmışlığı olduğunu söyleyen Hale, muhalif aydınların İyi Parti gibi daha siyasal eksende bir yere oturmamış bir partiye bel bağlamış olmalarını da çaresizliğin ifadesi olarak gördüğünü aktardı. Hale’e göre, Erdoğan 2019’daki başkanlık ve parlamento seçimlerinin ilk turunda seçimi kazanamasa bile ikinci turda kazanma şansına sahip. Çünkü hala milliyetçi Kürtlerin Erdoğan’ı, Türk milliyetçisi bir başkana tercih edeceklerini, veya en azından sandığa gitmeyerek Erdoğan’ın yeniden kazanmasını sağlayacaklarını düşünüyor. Kuvvetler ayrımı ve dengesi konusundaki tartışmaların da artık anlamını yitirdiğini söyleyen Hale, Erdoğan’ın zaten bütün kuvvetleri kontrol ettiği bir durumda yürütmenin yasamaya göre çok güçlenmiş olduğu eleştirisinin zaten bir eleştiri olduğu görüşünde.

Panelde kendi gazetecilik hayatını, 27 Ekim 2015 günü başında bulunduğu Bugün TV’ye atanan kayyımların nasıl televizyonu polis zoruyla ele geçirdiklerini ve kanalın uplinkini kesmek suretiyle sekiz saat süren yayın direnişlerini sona erdirdiklerini anlatarak katkıda bulunan Tarık Toros, 15 Temmuz 2016 darbesinin arkasında şehitler ve mağdurlar kadar soru işaretleri de bıraktığının altını çizdi. Panel sırasında sordukları sorular ve itirazlarıyla programa müdahil olmaya çalışan bir grup AKP yandaşı da programın ev sahipliğini yapan Milletvekili Peter Kyle tarafından ustalıkla susturuldu.