‘İyi akşamlar sayın Başkan’ – Mümtaz’er Türköne

421

Enver Hoca zamanında Arnavutluk televizyonunda spiker haberlere “Merhaba Enver Hoca” diye başlar, kapanışı da “İyi akşamlar Enver Hoca” diye yaparmış. Fıkra gibi ama gerçek: Çünkü sadece Enver Hoca’nın evinde televizyon varmış. Havuz medyası adını verdiğimiz, gazetelerin ve televizyonların yayınları da Enver Hoca’nın Arnavutluk’undan pek farklı değil. Haberler tek kişi için yapılıyor, köşe yazıları sadece tek bir okuyucu için kaleme alınıyor, televizyonda konuşanlar sadece bir kişiye mesaj gönderiyor. Tek kişinin, habercilik kalitesini, gazetecilik yeteneğini değerlendirecek zamanı olmaz; sadece manşetin maksada muvafık olup-olmadığına bakar. Rekabetin yegane amacı tek kişinin gözüne girmek olunca, geniş kitlelere hitap etmenin, insanları ikna etmenin anlamı kalmıyor. Polisiyle, askeriyle, savcı ve yargıcıyla devlet adına yetki kullananlar da tek kişiye hizmet etmeye başlayınca, toplumsal düzen de, kamu düzeni de dağılıyor, bütün diktatörlüklerde görüleceği üzere akıl iptal oluyor, sistem çöküyor.

Laikliği, bu çökmüş sistemin enkazı içinden çıkartıp, hüküm sürdüğü yere yerleştiremezsiniz. Enver Hoca’nın Arnavutluk’u, tarihte görülen tek ateist devlet düzenine sahipti, bütün mabedler kapatılmış, din ve vicdan özgürlüğü bütünüyle askıya alınmıştı. Sovyetlerin bile cesaret edemediği bu ileri düzeydeki ateist düzen, gerçekte sadece tek kişilik bir dikta yönetiminin dayanaklarından biriydi. Enver Hoca, kendi şahsını yerleştirebileceği kutsal bir alan açabilmek için bütün dinleri kapıdışarı etmişti.

Sonuç aynı ama bizde din, iktidara kudsiyet oluşturmak, tek kişinin yönetimine meşruiyet sağlamak amacıyla kaldıraç olarak devreye giriyor. Manzara, bütün surları-duvarları yıkılmış, sadece kapısı kalmış bir şehre girmeye benziyor. Her yer işgal altında; laiklerimiz ise hiç bir anlamı kalmayan bu kapının önünde nöbet tutup, İsmail Kahraman gibi, eski alışkanlıkla yıkılmış duvarlardan atlayıp geçmek yerine bu kapıyı zorlayanları hesaba çekiyor.

“Devlet dinler karşısında tarafsız olacak” imiş. Nereden, hangi ülkeden bahsediyorsunuz? Yaşadığımız sorunlara, suistimallere, skandallara “laiklik penceresi”nden baksanıza.

Laiklik prensibi hükümferma olsaydı, “devlet eliyle dindar nesil yetiştirme” projesinin içine doğal bir asalak gibi yerleşen Karaman skandalı benzeri çocuk istismarı olayları bu kadar yaygınlaşır mıydı? Dikkat edin, laik bir devlet düzeni olmadığı, resmen devlet iktidarı tarafından desteklenen bir dinî grup veya örgüt zarar görmesin diye, benzer olayların üzeri titizlikle örtülecek ve sırf örtüldüğü için her kapalı rejimde olduğu gibi bu suistimaller yaygınlık kazanacak.

Laik bir devlet düzeni olsaydı, sırf yağından-sütünden dinî gruplar adına faydalanmak için bu kadar semiz, ama hantal bir gölge kamu ekonomisi ortaya çıkar mıydı? Vakıflara, dinî hizmetlere bağış adıyla kamu ihaleleleri, her türlü yolsuzluğa kapı açan denetim dışı alana kayar mıydı? Dindar nesil yetiştirme adına, ne suistimallere göz yumuluyor. Sırf iktidara dinî meşruiyet kazandırmak için devlet gücü bu kadar yanlı davranmasaydı, toplum bu kadar kamplaşır ve kutuplaşır mıydı?

Laikliğe dinî kuralların egemenliğini değil, diktatörlüğü engeleyen bir prensip olarak bakmamız lâzım. Diktatör, işine gelen dinî kuralları seçtiğine göre, dinin sahici tarafları devrede değil. Peki netice? Hiç bir dinin, bütünüyle egemen olsa bile engelleyemeyeceği bir ahlâksızlık. Diktatörlükler ahlâksızlık yayan rejimlerdir. Gizlilik, baskı ve tabasbus ahlâksızlığı bulaşıcı hastalık gibi yaygınlaştırır. Tek kişinin hakimiyeti ile işleyen diktatörlük rejimleri hırsızlığı, yolsuzluğu teşvik eder.

CHP’li Lale Karabıyık’ın TÜİK ve Milli Eğitim istatistiklerine dayanarak hazırladığı rapora göre, 2002’den bugüne: Fuhuş % 790, uyuşturucu bağımlılığı % 678, çocuk istismarı % 434 oranında artmış. Türkiye’de hukukun askıya alındığı, yolsuzlukların soruşturulamadığı, temel hak ve özgürlüklerin baskı altına alındığı son iki-buçuk senenin, çok daha fena olduğundan emin olabilirsiniz.

Sonuç: Laiklik yoksa bilgilere ulaşamayacağınız “İyi akşamlar sayın Başkan!” diye başlayan haberlere mahkum olursunuz.