Ergenekon’u kim (ler) kurtardı? – Nazif Apak

1326

Adına ne derseniz deyin bu ülkede derin devlet hep vardı. Suikastlar, bombalamalar, faili meçhuller… 

Ergenekon soruşturması o derin yapılanmaları ortaya çıkarmış, demokrasi isteyen herkeste büyük bir heyecan oluşturmuştu. İktidar bu soruşturmanın meyvelerini sandıkta toplamış, ‘vesayet sistemine karşı’ hukuki bir mücadele verdiğini ilan etmişti. Unutmayalım; Erdoğan ‘Ergenekon’un savcısıyım’ derken alkış tufanı kopuyordu…

Ne olduysa 17 Aralık’taki büyük yolsuzluk soruşturmasından sonra oldu. Ergenekon ‘mahkûmlar’ı ile işbirliği yapıldı. Yargıya yeni bir düzen verip aklama paklama yapıldı. Bugün öyle bir hava esiyor ki sanırsınız Ergenekon diye bir örgüt hiç yoktu. Traji komik! Soruşturma sırasında yapılan teknik yanlışlar ya da boşuna mağdur edilen insanlar Ergenekon davasındaki gerçekliği ortadan kaldırmıyor. Cuntalar, darbeler, suikastlar bu ülkede hiç mi yaşanmadı.

Derin devlet,  yok deyince yok olmuyor; aksine daha da güçleniyor. Şimdilerde ülkeyi Erdoğan değil, Perinçek yönetiyor. Kızmayın; görüntü bu! MGK’nın ‘Cemaat’i bitirme ‘ planına 2004’te imza atanlar eylem planı doğrultusunda ilerliyor… 

Peki, nasıl oluyor da, dindar görünen insanlar derin yapını emrine girebiliyor? Çok sebebi var; ama bu yazıda tek bir nedenine değineceğim.

Derin yapı soruşturmalarının en eksik kısmı İslamcılar idi. Ergenekon davasında her görüşten insan vardı; ancak muhafazakâr kişiler yoktu. Tuhaf değil mi? Sağcı solcu liberal Alevi Kürt vs. olacak; ama ‘İslamcı’ olmayacak! Siyasi irade öyle istemişti çünkü…

Ali Bulaç bir sırrı ifşa etti. Kendisine ‘Nurcular hakkında bilgi getir’ teklifi yapılır, Bulaç karakolda yapılan teklife hayır der ama sonra öğrenir ki bazı arkadaşları emre amade olmuştur çoktan. Adres belliydi ama muhatapları susmayı tercih etti. O günlerde bazı yazarlar daha da ileri giderek 28 Şubat döneminde Batı Çalışma Grubu’na resmen hizmet veren İslamcıların bu gün bakanlık koltuğunda oturduğunu iddia etti. Yine bir cevap gelmedi. Dahası da var: Şu an bakanlık yapan bir başka kişinin 28 Şubat döneminde Erdoğan ile Çevik Bir Paşa arasında mekik dokuduğu ve ‘Paşamın selamı var, bu Erbakan’dan bizi ancak o kurtarır’ dediği ifade edildi. O gün bugündür çıt yok…   

Geçenlerde bir Ak Trol (Ama adı sanı bilinen bir trol) Başbakan Davutoğlu’nu yerden yere vuruyor ve 28 Şubat gibi İslamcıların kıyıma maruz kaldığı dönemde ‘nasıl oluyor da Hoca Harp Akademileri’nde ders verebiliyordu’ diyerek sorgulama yapıyordu. 

Hiç bir kimsenin günahını almayalım; lakin herkes de gayet iyi bilir ki ‘milliyetçi-muhafazakâr’ kitleler arasında öteden beri derin adamların varlığından şüphe duyulurdu. Mesela bir dönem büyük bir heyecana neden olan Milli Mücadele hareketi, içeriye sızan derin kişiler nedeniyle dağılmıştı. Dağılanlar da bir yerlere saatli bomba gibi yerleşmişti. Bir başka örnek: Pek çok dindar insanı da katleden Hizbullah’ın Jitem’in bir uzantısı olduğuna dair onlarca somut sorular soruldu; cevap alınamadı. Bir ara derin yapılar tarikat şeyhi seçti, dini-milli damarlar oluşturdu, parti kurdurdu…

İslami gruplara ve partilere sızan derin adamlar en kritik zamanlarda telafisi çok zor hamleler yaparak muhafazakâr kitleye çok ağır darbeler vurmuştur. 12 Eylül öncesi canlı yayınlanan mevlit programında Atatürk’e dua edilirken Fatih Camii’ni protestolarla inletenler, ya da Erbakan Hoca’nın Konya mitinginde İstiklal Marşı’mızı yuhalatıp oturma eylemi yapanlar kimlerdi acaba? 

Daha somut bir hadise: 28 Şubat’ta Sincan’da tanklar yürütüldü. Zahiren o tanklara neden olan Kudüs programı idi. Organizeyi yapan kişiler gözaltına alındığında derin birimlerden bazı kişiler oraya damladı, zanlılardan biriyle özel görüşmek istedi.  Yetkililer itiraz edince onların nezaretinde içeri girip biriyle kucaklaştılar ve kurtarma sözü verdiler. Neden acaba?

Uzatmayayım; gerçek şudur: Muhafazakâr insanlar ne zaman kendi ayakları üzerine doğrulsa derin bir kadro devreye girer, yeşil şapkasının altından bir tavşan çıkarır ve kumpas hikâyesi yazar. Bugün de yaşanan aynen budur. 

Boşuna kızmayın ve yanlışlarını yüzüne vurmayın; Şamil Tayyar bu konuda haklı: Bugün Ergenekon’un aklanmasına sevinen Ak Partililer yarın ‘dizlerini dövecek’.