ENES KANTER: MAZLUMLARIN SESİ OLMAYA ÇALIŞIYORUM.. HOCAEFENDİ’YE GÜVENİM İKİYE KATLANDI

O bir NBA yıldızı. Genç yaşında kırdığı rekorlarla NBA istatistiklerine, oynadığı takımların tarihine şimdiden geçti. Daha uzun yıllar Türkiye’yi temsil edecek ve başarılarına yeni rekorlarına da şahitlik edeceğiz. Enes Kanter’in NBA performansı kadar özel hayatı da ABD ve dünyanın gündeminden düşmüyor.

Hakkında Erdoğan rejimi tarafından çıkarılmış yakalama kararı var. Enes bahane edilerek bir bilim adamı olan profesör babası mesleğinden ihraç edildi, tutuklandı. Ailesiyle 3 yıldır görüşemiyor. Zira onların daha fazla zarar görmesinden endişe ediyor. Tüm bunların sebebi ise Hizmet Hareketi gönüllüsü olması. Enes Kanter son olarak ‘kaçırılma ve can güvenliği’ endişesi sebebiyle Londra’daki maça takımıyla gitmek istemeyince gündemin bir numarasına oturdu.

ABD ve dünya medyasında hemen her gün röportajları yayınlanıyor. Kendi ve kendisi gibi yüz binlerin hikayesini anlatıyor. ’’Meselem kendi derdimi anlatmak değil, benim durumumda olan yüz binlerce ailenin sesi olabilmek istediğim için konuştum medyaya. En başından beri de sesi duyulmayanların sesi olabilmek icin sesleniyorum herkese.’’ diyor.

Enes Kanter, Tr724‘ten Hasan Cücük’ün sorularını cevaplandırdı:

⁃Can güvenliği sebebiyle takımınla birlikte İngiltere’deki maça gidemeyeceğini açıklamandan sonra adeta tüm projektörler üzerine döndü. Zira bir NBA yıldızı ‘öldürülebileceğinden ve kaçırılabileceğinden’ bahsediyordu. Doğal olarak bu ifadelerin infial uyandırdı? Dile getirdiğin türden bir girişim oldu mu ya da sana böyle bir bilgi ulaştı mı?

  • Can güvenliğimden Amerika’da bir problemim yok, kendimi burada güvende hissediyorum. Ancak Amerika sınırları dışında aynı hissiyatta olduğum söylenemez. Malumunuz 2017 yazında çıktığım Pasifikler turunda, Endonezya’da gece yarısı apar topar kaçmak zorunda kaldım, çünkü beni, Türk devletin tehlikeli biri olarak lanse ettiği bir grup arıyordu. Her halükarda tehlikeli bir ortamdı ve menajerim ile karar alıp 3 saat içinde kaçmak zorunda kaldık.

Can güvenliğinden endişe ettirecek boyutlarda tehditler alıyor musun? ‘Dikkatli olman’ konusunda kurum, kişi ve yetkililerden uyarılar oldu mu?

  • Sosyal medyadan birçok ölüm tehditleri alıyorum ancak bunlar ne kadar ciddiyet içeriyor bilemiyorum, ama ‘bir deneyelim’ diyecek kadar da hayatım değersiz değil. Sürekli tedbir alıp, kendimi korumak durumundayim.

⁃Erdoğan rejimi Moldova, Endonezya, Moğolistan, Azerbaycan gibi yerlerden eğitimcileri kaçırdı. Ancak bu hukuksuzluklar dünya kamuoyunda yeterince yer bulmadı. Bu ihtimali senin dile getirmenle ‘rejimin uzun kolları’ gündem oldu. Korkuyor musun Enes?

  • Öncelikle şunu net söylemeliyim, ben sadece ALLAH’tan korkarım; o da saygıdan, bir sevgi içeren korkudur. Bunun haricinde gözümü korkutan hiç birşey yoktur. Ancak bu korkusuzluk tedbir almayacağım anlamına gelmez. Çünkü üzerimde büyük sorumluluklar var. Öncelikle vatanım Türkiyemi temsil ediyorum. Bir birey olarak Müslümanım ve onu temsil ediyorum. O sebepten temsil noktasındaki sorumluluklarından dolayı, tırnağıma dahi zarar gelmesini istemiyorum. Tüm enerjimi ve sağlığımı, sorumlusu olduğum değerleri temsil için sarf etmem gerektiğine inanıyorum.

-Aldığın tedbirler var mı? ABD’de kendini güvende hissediyor musun?

  • Kendime göre aldığım tedbirler var. Lokal güvenlik birimleri, FBI, Polis benim durumumdan haberdar. Bulunduğum yerleri aşağı yukarı bilirler ve oralarda bana zarar verebilecek birilerinin olması mümkün değil. Çünkü oralarda hem FBI hem de Polis durumumdan haberdar olduğu için kuş uçurtmazlar. Ayrıca sürekli beraberimde yardımcılarım ve koruma var. Takım ile beraber olduğum yerler sürekli takımın doğasından dolayı güvenlikli yerler zaten. Yani Allah dilemedikce, bana birilerinin zarar vermesi mümkün değil neredeyse.

BENİM DURUMUMDA YÜZ BİNLER VAR

⁃ABD Televizyonlarından Alman medyasına, çok geniş bir yelpazede mağduriyetini ve senin gibi olan binlerce insanın sorununu dile getirdin, getiriyorsun. Russell Westbrook’tan Preet Bharara’ya, insan hakları örgütlerinden senatörlere kadar önemli bir kesimden de destek gördün. Bu ilgiyi neye bağlıyorsun?

  • Sanırım bu kadar ilginin olması medya kurumlarının meseleye zaten vakıf olmalarından kaynaklanıyor. Türkiye’de inanılmaz çılgınlıklar oluyor, onlar bunu saklamaya çalışsa da, artik minare kılıfına sığmıyor. İnsanlar durumun vahametini anlamaya başladı. On binlerce insan yurt dışında farklı ülkelerde iltica etmek zorunda kaldı. O ülkelerin resmi kurumları durumdan haberdarlar. Medyaları konuyu ilginç buluyor. Sosyal yapıda ilişkide olunan insanlar yaşananları sorgulamaya başlıyor. Yani zaten son 3-5 senedir yaşananlar ilgi uyandırmıştı Batı’da. Benim bulunduğum platform büyük bir yer olduğu için aynı şeylerin benim de başıma gelmiş olması, onların ilgisini daha da artırdı. Ben de cok basit bir sekilde kendi hikayemi anlattım. Ancak meselem kendi derdimi anlatmak değil, benim durumumda olan yüz binlerce ailenin sesi olabilmek istediğim için konuştum medyaya. En başından beri de sesi duyulmayanların sesi olabilmek icin sesleniyorum herkese.

⁃Hidayet Türkoğlu ile ‘vize-propaganda’ polemiği yaşadınız. Oray Eğin de ‘seyahat belgen’ olduğu için yurt dışına çıkamadığını yazdı. Ulusalcı basın ve Havuz medyası bunu polemik konusu yaptı. Bu tartışmayı bize özetleyebilir misin?

  • Mesele teknik bir şey esasında, ancak konuyu bilmeyen Hidayet, Oray ve diğerleri kendi bilgisizliklerine göre değerlendirmeye calıştılar. Kısaca mesele ‘seyahat belgesi’nin pasaportun yerine geçebiliyor olduğu gerçeği. Yani benim gibi Amerika’da resmi oturumu olan green card’lı birisine verilmis “travel document/seyahat belgesi” benim onunla baska bir ulkeye gitmeme ve tekrar Amerika’ya geri dönüş yapmama izin veren bir belgedir. Bir nevi pasaport ama Amerikan pasaportu da değil, başka bir ülkenin pasaportu da değil.

-Maçlar için veya seyahat amacıyla ABD dışına çıkmanda bir engel yok o halde. Vize meselesi nedir?

  • Bu da teknik bir şey. Yani eğer Londra’ya gitmek isteseydim, İngiltere vizesini alıp, elimdeki seyahat belgesiyle Londra’ya gidebilirdim. Bu kadar net ve basit bir teknik mesele bu. Tüm durum bundan ibaret ve ben en başından beri bunu anlatmaya çalışıyorum; ancak ya bunu anlamayan yada anlayip da anlamak istemeyen birileri bunu yanlis bir sey yapıyormuş gibi lanse etmeye ve algı oluşturmaya çalışıyor.

⁃New York Knicks’te başarılı bir sezon geçiriyorsun. Bir taraftan bakıldığında da basketbolun dışında siyasi bir gündemin içindesin. Takım arkadaşların başta olmak üzere, kulüp yöneticilerinden ve taraftarlardan tepki gösteren oluyor mu? Bunlara cevabın ne yönde oluyor?

  • Olumsuz bir tepki almadım bugüne kadar. Sadece anlamaya çalışıyorlar. Çünkü mesele onların kolaylıkla anlayabileceği bir netlikte değil. Onlara göre yaşadıklarımız çok karmaşık ve hayatlarında başlarına gelmeyen bir sey. O yüzden anlayabildikleri kadar anlatmaya çalışıyorum; ilgiyle dinliyorlar hikayemi ve medyadan takip ettikleri kadar konuyu anlamaya çalışıyorlar.

15 TEMMUZ GÜNÜ HOCAEFENDİ’YE GÜVENİM İKİYE KATLANDI

⁃Keith Olberman, eski Sabah Gazetesi ABD Temsilcisine, “Diktatörünüz sahte bir darbe sergiledi, aptaldınız bunu sorgulamadınız bile” diye tepki gösterdi. Sen de bir röportajında 15 Temmuz Günü Fethullah Gülen ile beraber aynı ortamda olduğunu söyledin. Olberman’ın açıklamasıyla birlikte o gün Gülen’in kaldığı yerde yaşananları bize özetler misin? Eminim çok sayıda insan bu bilgiyi 2.5 yıl sonra ilk kez öğrendi.

  • Her yerde söylediğim gibi imkan buldukça Hocaefendi’yi ziyarete giderim. Kendimi orada huzurlu ve rahat hissediyorum. Evim de oraya 1.5 saat mesafede olduğu için fırsat buldukça giderim. 15 Temmuz günü de Cuma’ya denk geldiği icin, o gün oraya Cuma namazı kılmaya gitmiştim. Hafta sonunu orada geçirecektim. Her seferinde yaptığımız gibi öğle namazı sonrası ikindi öncesi kendisinin iç salonunda oturuyorduk. Her şey daha önceki ziyaretlerim gibi normal bir rutindi ve Hocaefendi her zamanki gibi bizlerle konuşuyor, hasbihal ediyor ve konukların sorusu varsa soruyordu. Tam böyle huzurlu otururken içeriye Hocaefendi’nin talebelerinden birisi geldi ve ‘darbe oluyor’ haberini verdi. Kendisi çok şaşırdı ve üzüldü. Yüzünde büyük bir üzüntü vardı. Bizlere dua etmemizi söyledi ve kendisi de dua etti. Ben bizzat şahit oldum o gün kendisinin şaşkınlığı ve üzüntüsüne. Sonrasında da hep aynı üzüntüyü yaşadı, hep dua etti. Ancak daha darbe tiyatrosu olalı birkaç saat olmamıştı ki, diktatör Erdoğan ve rejimi Hocaefendi’yi ve Hizmet’i suçlu ilan etti. O dakika Hocaefendi’ye olan inancım bir kat daha arttı.

-Neden?

  • Çünkü gözlerimle gördüm ki masum bir insana iftira atılıyor. Ve o bunu üzüntüyle ama olgunlukla karşılıyor, memleketinin başına gelenlere üzülüyordu. Karşı taraf zulmünü arttırdıkça artırıyordu ama o yine Hizmet mensuplarını sükunete, sessizliğe çağırıyor. Ancak haklarını savunmaya davet ediyordu. Tam bir liderin yapacağı ve tam haklı birisinin yapacağı bir şeydi.

⁃Başkan Trump ile görüşme yapacağın medyaya yansıdı. Bu konuya ilişkin detayları bizimle paylaşabilir misin?

  • Henuz bir girişimde bulunmadım, sadece ilgim olduğunu söyledim. Belki ileride onu da gündemime alırım.

ZALİMLER SESİNİ GÖĞE ÇIKARIYORSA, MASUM GÖK ÖTESİNE YÜKSELTMELİ

⁃İnsanın yaşadıklarından etkilenmemesi mümkün değil. Yaşadığın bu süreç basketboluna nasıl yansıyor? Kendini nasıl motive ediyorsun?

  • Olumsuz yönde etkilenmiyorum, aksine onlar saldırdıkça daha cok çalışasım geliyor. Çünkü bu bana şunu hatırlatıyor: Zulmedenler durmadan çalışıyor ve haksız oldukları bir şeyde seslerini göklere yükseltiyorlar. O zaman benim haklı olduğum bir meselede zulme uğrayan birisi olarak zalime karşı sesimin gökler ötesine çıkması gerekiyor. O yüzden onlar saldırdıkça daha çok çalışıyorum.

⁃Son sorumuz basketbolla ilgili olsun? Transfer konusunda ne söylemek istersin?

  • Son cevabım olsun: Bilmiyorum… (Gülüyor)