ZULÜM MİMARLARI: HÂKİM VE SAVCILAR

163
YORUM | NURULLAH ALBAYRAK

Demokratik siyasal yaşamda, ‘tek seslilik’ ya da ‘resmi görüş’ sistemi kabul edilemez. Farklı düşünmek, farklı düşünceler etrafında örgütlenmek ‘suç’ sayılmaz.

Demokratik olmayan toplumlarda ise ‘resmi ideoloji’ dışında kalan düşüncelerin açıklanması, yazılması, konuşulması, propagandasının yapılması suç sayılmaktadır. Bu nedenle de savaş çığırtkanlığı yapılmasını resmi ideoloji olarak gören iktidar anlayışı karşısında, ‘savaşa hayır’ demek suç kabul edilebilmektedir.

İzin verilen düşünceyi benimser ve resmi görüş doğrultusunda hayat sürmek isterseniz ‘bu ülkede baskı yok herkes fazlasıyla özgür’ diyebilirsiniz. Ancak, hiç şüphe yok ki bu sistem ve anlayışın demokrasiyle, hukuk devletiyle ve düşünce açıklama hakkıyla en ufak bir ilgisi yoktur.

Yaşanan bunca haksızlığa ve zulme sebep olanlar, evrensel hukuk ve insani değerlere değil iktidara bağlı olmayı tercih eden hakim ve savcılardır. Dikta rejimine giden yolların taşları da her zaman olduğu gibi hakim ve savcılar tarafından döşenmektedir. Hiç şüphe yok ki tarih, zulmün mimarı olarak bu dönemin hakim ve savcılarını yazacaktır.

Bu tür zihniyet sahibi hakim ve savcılar sayesinde, muhalif düşünceye sahip olan ya da resmi düşünceyi benimsemek istemeyen herkes vatan haini, ajan ve terörist ilan edilmektedir.

Oysa ki, siyasal faaliyetlerde bulunmak, düşünce açıklamak, yorum yapmak, eleştiri yöneltmek, sorunların çözümü için öneride bulunmak, muhalif düşünceler etrafında örgütlenmek yasalarımızda suç olarak kabul edilmemektedir. Terörle Mücadele Yasası kapsamında ancak şiddete yönelik tahrik, teşvik eylemleri hukuksal konuyu oluşturabilir. Anayasal hak kapsamında kabul edilen faaliyetler ise suç konusunu oluşturmamaktadır.

Ancak, resmi ideolojinin terör tanımı nedeniyle; cebir ve şiddet içermeyen, baskı, korkutma, yıldırma, tehdit yöntemlerinden hiçbirisini benimsemeyen insanlar, terör örgütü üyesi ya da terör örgütü üyesi olmamakla birlikte yardım eden olarak kabul edilerek cezalandırılmaktadır.

TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇU NEDİR?

Terör örgütü suçu açısından hem ‘amaç’, hem de amaca yönelik ‘yöntem’ hukuka aykırı olmalıdır. Amaç hukuka aykırı olup yöntem hukuka aykırı değilse suçtan bahsetmek olmaz. Oysa, hakim ve savcılar suç içermeyen eylemleri saray ideolojisi kapsamında suç olarak değerlendirmektedir.

Örgüt üyesi ya da örgüt üyesi olmamakla birlikte yardım eden suçlamasında bulunulabilmesi için suçlama yöneltilen kişinin var olduğu iddia edilen örgütün amacını bilmesi ve hukuka aykırı amacın cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle gerçekleştirileceğini bilmesi ve kendisinin de yaptığı eylemin hukuka aykırı amacın gerçekleştirilmesi için yapıldığını bilerek ve isteyerek yaptığının ispatlanması gerekir.

Medyaya da yansıyan, örgüt üyesi olmamakla birlikte yardım etme suçlamasıyla verilen mahkumiyet kararlarının gerekçesinde;

‘Sanığın Bankasya’ya örgütsel çağrı üzerine bankanın TMSF tarafından el konulmasını engellemek amacıyla mevduat girişi yaptığının ve yatırdığı paranın mülkiyetinin terör örgütüne geçmemesi nedeniyle örgütün bankasını TMSF tarafından el konulmamasını sağlamaya yönelik örgüte bilerek, isteyerek yardımda bulunduğunun anlaşıldığı’  (anlam bozukluğu karara ait) denilerek hukuka aykırı olmayan bankaya para yatırma eylemi suç olarak kabul edilmektedir.

Oysa bir suçtan bahsedebilmek için, yapılan eylemin örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlaması ve sanığın da katkı sağlaması kastıyla hareket etmesi gerekmektedir. Karardan anlaşılacağına göre, suçlama yöneltilen kişilerin kastı, yapılan hareketin örgütün amacına nasıl katkı sağladığı konusunda hiçbir değerlendirme yapılmadan, bankaya para yatırma eylemi tek başına suç kabul edilmiştir.

Hangi amaçla olursa olsun yasalara göre kurulan ve faaliyet gösteren bir bankaya para yatırmak suç olarak kabul edilemeyeceği gibi cebir ve şiddet yöntemlerine başvurmaksızın anayasada öngörülen hakları kullanarak görüşler açıklanması, sosyal etkinliklerde bulunulması, muhalif kabul edilebilecek davranışlarda bulunulması ve bu görüşleri benimseyen bazı kimselerin yasal oluşumlar çerçevesinde faaliyet göstermesi de suç olarak kabul edilemez.

Terör suçunda tehlikeyi yaratan ve suçun oluşmasına neden olan, hukuka aykırı amaca ulaşmak için hukuka aykırı faaliyette bulunmaktır. Hangi saikle olursa olsun bankaya para yatırmak, okula çocuğunu göndermek, sendika ya da dernek üyesi olmak suç olarak kabul edilemez ve kimse bu gerekçeyle cezalandırılamaz.

Bu durum hukuki bir gerçekliktir. Hakim ve savcıların farklı şekilde değerlendirme yapması bu gerçekliği değiştirmez. Devletin gözetim ve denetimi altında faaliyet icra eden bir bankanın terörle ilişkilendirilmesi ancak iktidara yaranma zihniyetinin eseri olabilir, hukukun değil.

Bize düşen hakim ve savcıları evrensel hukuk ilkelerine uygun davranmaya ve kararlar vermeye zorlamak olmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, umut korkudan daha güçlü bir duygudur. Bu iddiaların haksız ve yersiz olduğunu bilerek ve beraat kararı alma umuduyla sonuna kadar mücadele edildiğinde beraat kararı alınacağı muhakkaktır.

(TR724)