GEÇ TAHLİYE EDİLEN KANSER HASTASI AKADEMİSYEN HAYATINI KAYBETTİ

357

İzmir’de Hizmet hareketine yönelik hukuksuz operasyonlar kapsamında cezaevine konulan ve ileri seviyede karaciğer ve bağırsak kanseri teşhisine rağmen uzun süre tahliyesine izin verilmeyen akademisyen Doç. Dr. Ahmet Turan Özcerit hayatını kaybetti.

OĞLU SON ANLARINI ANLATTI

Yoğun baskılardan sonra tahliye edilen Özcerit’in vefat haberini oğlu Sinan Özcerit, Twitter hesabından şöyle duyurdu: ‘Babam son anlarında yatağından kalktı, kollarını sıvazlayarak abdestini aldı, anneme ve kardeşlerime sarıldı ve ruhunu teslim etti. Dualarınızı eksik etmeyin. Mücadelesi bitmedi…’

BAŞARILI BİR AKADEMİSYENDİ

İhraç edilmeden ve tutuklanmadan önce Sakarya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde görev yapan Doç. Dr. Ahmet Turan Özcerit, 6 yaşında annesini, 14 yaşında da babasını kaybetmiş, ardından okurken çalışmak ve kardeşlerine bakmak zorunda kalmış biri. Gazi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden mezun olan Özcerit, daha sonra YÖK bursuyla master ve doktorasını İngiltere’nin Sussex Üniversitesi’nde tamamlamıştı. Özcerit, ihraç edilene kadar 15 yıldır Sakarya Üniversitesi’nde çalışıyordu.

EVİNE YAPILAN BASKINLA GÖZALTINA ALINMIŞTI

Doç. Dr. Özcerit, bir buçuk yıl önce cadı avı ile hukuksuzca “anayasayı zorla değiştirmeye teşebbüs” suçlamasıyla evine yapılan baskınla gözaltına alınmıştı.

Oğul Özcerit, o süreci şu sözlerle anlatmıştı: “Evimizi didik didik ettiler birşey bulamadılar. Bazı çocuk kitaplarını aldılar. Komşumuzun evinden de Monte Kristo Kontu kitabını almışlar delil diye. Babamı götürdüler 3 gün boyunca nerde olduğuna dair hiç haber alamadık, hiç bir kurum yanıt vermedi. 3 gün sonra nerde olduğunu bulduk ve temiz çamaşır götürdük. Gözaltı koşulları korkunçmuş. İç çamaşırlarıyla bırakmışlar. Elleri kelepçeliymiş, su istediklerinde “size su bile yok” diyorlar. Babamı dövmüş, işkence etmişler, darp raporu var. 4 kişilik yerde 20 kişi kalıyormuş.3-4 saatlik nöbetleşerek uyumuşlar, uyuyacak yer bile yok. Nezarethaneden hapishaneye nakledildiğinde bize ‘burası cennet gibi’ demişti.”

Gözaltına alınmadan bir önceki akşam safra kesesindeki taşlar yüzünden acile kaldırılan Özcerit’in hastalığı gözaltında ve cezaevinde ilerlemişti: “Babamı önce Sakarya’daki cezaevine aldılar. Orası çok kalabalık olunca akademisyen tutukluları Bandırma’ya naklettiler. Bu süre içinde babamın midesi çok şiddetli ağrımaya başlamış. Hastaneye gidebilmek için dilekçe yazmış ona “Bekle, hastaneye gidebilmek için 200 kişi sırada bekliyor” demişler. Revire götürüp, ağrı kesici verip geri göndermişler. Ağrılar yüzünden artık kendi ihtiyaçlarını bile göremeyecek hale gelmiş. Bu süre zarfında 15 kilo kaybetmiş. Bir gün bilinci kapanacak kadar ağırlaşmış durumu. Aynı gün biz de avukatımızla savcıya başvurduk hastaneye kaldırılması için. Durum çok ciddileşince Bandırma Hastanesi’ne kaldırdılar. Burda 15 gün kaldı İzmir’e sevk ettiler.”

Babasının karaciğerinde ve bağırsaklarında metastaz yapmış tümör tespit edildiğini söyleyen Sinan Özcerit, şunları söylemişti: “Kalın bağırsaktaki tümör bağırsağı tıkamış. Yemek yiyemiyor gittikçe zayıflıyor. Mamayla besleniyor. Aynı zamanda safra kesesinde taş var, ülseri var. Sağlık raporunu aldık, Sakarya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gidip babamın tahliye edilmesini istedik. Hakim rapora baktı ‘heyet raporu getirin’ dedi. Normalde bu rapor tahliye edilmesi için yeterliymiş ama işi yokuşa sürüyorlar. Doktora gittik heyet raporu istiyoruz dedik. Doktor da işi yokuşa sürdü ameliyat yaptıktan sonra heyet raporu verebiliriz dedi. ‘Ameliyat ne zaman’ diyoruz ona da cevap vermiyorlar. Doktor da hakim de herkes korkuyor. Onlar korkarken babam içerde çürüyor. ‘Bari yanında refakatçi kalsın annem’ dedik. Doktor da, savcı da refakatçi için izin vermedi. Babam o perişan haliyle mahkum koğuşunda yalnız kalıyor. Cezaevinde iki haftada bir açık görüş vardı, kapalı görüş vardı babamızı görebiliyorduk burda görmemizi toptan yasakladılar. Sadece anneme demir kapının ardından 15 dakika görmesi için izin veriyorlar. Bu hastalığı yenebilmesi için babamın morale ihtiyacı var, bizi görmeye ihtiyacı var belki de hiç bu kadar bize ihtiyacı olmamıştı. Ama göremiyoruz.”