Erdoğan, ne zaman ve nasıl Perinçek’in esiri oldu?

279
YORUM | ERMAN YALAZ

Doğu Perinçek, iki gün önce Cem TV’ye konuşarak 15 Temmuz kontrollü darbesinin Tayyip Erdoğan ve ekibiyle, kendisi dahil kalabalık bir güruh tarafından bilindiğini açıkladı. İki saatlik programda Perinçek, “Bizim de MİT ve Melih Gökçek’in de darbe girişiminden haberi vardı” diyor. “Ama Cumhurbaşkanı ‘saat 4 civarında öğrendim’ dedi “ diye sorulduğunda en yüksek perdeden cevap veriyor: “Onlar doğru değil, gerçekle hiç ilgisi yok. Herkes biliyor. Bakın Ben biliyorum onların bildiğini…” Perinçek bunu ilk kez yapmıyor. Üstelik o programda Ergenekon-Erdoğan ilişkilerine dair söyledikleri yüzeysel gözükse de satır arasında derin açıklamalar var.

Klasik gözüken ancak Perinçek ve Ergenekon tayfasının hafıza yapmak istediğini açıkça gösteren haliyle anlatımları şöyle: “2014’e kadar Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen (cemaat kadrolarını kastediyor) ülkeyi birlikte yönetti. Ülkeyi bölmek istediler. Bu nedenle Ergenekon ve Balyoz ismiyle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve vatanseverlere tuzak kuruldu. Kumpas davalarını cemaat açtı. Erdoğan destekledi. Sonra 2014’te milli güçler ağır bastı, Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen ittifakı bozuldu; Erdoğan, Gülen’in (cemaatin)  üzerine yürümek zorunda kaldı.” Perinçek’in janjanlı diğer laflarını kenara koyarsanız temel tezi bu.

Ergenekon ve Balyoz davaları açısından kırılma 9 Şubat 2013’te yaşandı. Erdoğan bu tarihte Balyoz davasından tahliye olan 1. Ordu eski Komutanı Ergin Saygun’u tedavi gördüğü hastanede ziyaret etmişti. Saygun ziyareti, Ergenekon ve Balyoz camiaları ile o dönem kendilerine destek çıkan medya tarafından bile büyük bir şaşkınlıkla karşılanmıştı.

Gerçekler böyle değil. Ancak Perinçek’in açıklamaları artık birlikte yürüdükleri (Erdoğan-Ergenekon) yol haritasında da işaret taşı niteliğinde bilgi ve değerlendirmeleri barındırıyor. Perinçek, ‘2014’ten sonra Erdoğan iyi adam oldu’ diyor. Ne oldu peki o dönemde? 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasıyla önce AKP’li 4 bakan ve bürokratlarıyla Reza Zarrab dosyası açıldı, sonra Bilal Erdoğan’ın Binali Yıldırım ve Erdoğan’ın işadamlarından oluşan diğer şurekası ile havuz medyası yolsuzluklarının yer aldığı Türkiye siyasi tarihinin en önemli iki soruşturması patlak verdi. Erdoğan ve ekibince engellendi ve üstü kapatıldı.

Ben Perinçek’in sözlerini bir yıl daha geriye alıyorum. Ergenekon ve Balyoz davaları açısından kırılma 9 Şubat 2013’te yaşandı. Erdoğan bu tarihte Balyoz davasından tahliye olan 1. Ordu eski Komutanı Ergin Saygun’u tedavi gördüğü hastanede ziyaret etmişti. Saygun ziyareti, Ergenekon ve Balyoz camiaları ile o dönem kendilerine destek çıkan medya tarafından bile büyük bir şaşkınlıkla karşılanmıştı. Oysa ziyaretten bir ay önce doktorları ve başhekimleri bile Dolmabahçe’ye çağırıp, ziyareti ayarlayan Erdoğan’ın kendisiydi. Balyozcularla anlaşma masasına o tarihte oturdu Erdoğan.

Neydi bu Balyoz davası peki? On yıl önce, Mart 2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda dönemin hükümetini devirmek için Çetin Doğan başkanlığı ve komutasında Balyoz isimli bir askeri darbe planı hazırlanmıştı.Üstelik darbe hazırlık toplantısı yapılmış, fişleme, psikolojik harp, istihbarat ayaklarıyla süreç başlamıştı. Taraf gazetesinin 30 Ocak 2010’daki manşeti ve devam haberleriyle önce soruşturma başladı, delillerin ciddiyetiyle iddialar davaya dönüştü.

Doğan ve cuntasının darbe zeminini hazırlama amaçlı hükümete yönelik; Hava Kuvvetleri’nin tasarladığı Oraj ve Deniz Kuvvetleri’nin hazırladığı Suga eylem planları; dini grup liderlerine yönelik ‘Döküm’; gayrimüslim cemaat önderlerine yönelik ‘Sakal’; darbe karşıtı akademisyenlere yönelik ‘Tırpan’; ve darbe karşıtı liberallere yönelik de ‘Testere’ eylem planlarının uygulanmasının hedeflendiği ortayı çıkmıştı. Ses kayıtları, onbinlerce belge, CD’ler… Fatih ve Bayezid Camiilerinde bomba patlatılarak hükümetin sıkıyönetim ilan etmeye zorlanması, Yunanistan hava sahası üzerinde bir Türk jetinin düşürülerek halkın galeyana getirilmesi ve darbe sonrası demokrat görüşlü gazetecilerin tutuklanması gibi planlarda bunun içindeydi. Binlerce dindar insan gözaltına alınacak stadyumlara toplanacaktı. İşte Erdoğan’ın o Ergin Saygun görüşmesinden sonra dava terse döndü, dijital deliller sahte yaygarası ile mevcut deliller bile yok sayıldı. Oysa en büyük şahit Erdoğan’ın kendisi, Abdullah Gül, Bülent Arınç’tı. AK Parti, iktidara geldiğinin tadına bile varamadan masada Çetin Doğan gibi isimlerin; 28 Şubattan kalma planları uygulama ısrarı ve askeri vesayetle yüz yüze gelmişti. Bilinen bütün bu gerçekleri hatırlatmamın tek sebebi var. Perinçek, ‘2014’te Milli Güçler Ağır Bastı’ diyor.

AK Partililer de cemaatle siyasi iktidar arasındaki çekişmenin 7 Şubat 2012 MİT Müsteşarlarını da içine alan KCK-PKK soruşturma dosyasına bağlıyor. Yani onlar Erdoğan’daki değişimi bir yıl daha geri alıyor. Oslo süreci sonrasında PKK-KCK yapılarının şehirleri bombalarla doldurduğunu gösteren, bunun MİT kontrolünde icra edildiğini ortaya koyan o soruşturmalar da tarih oldu, kapatıldı. Ülke terör sarmalından kurtulamadı o gün bugündür. Erdoğan da Ergenekon tayfası da bu açıkları kullanarak, şehit edebiyatlarıyla suçları örttü, suçluları korudu. Daha büyük günahlar işledi.

Bütün bu hatırlatmalardan sonra günümüze gelelim. Perinçek’in anlatımıyla 51 bin kişi hapiste 30 bin kişi TSK’dan tasfiye edildi. Perinçek ve Erdoğan bunların Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketiyle irtibatları olduğunu ileri sürüyor.  Perinçek o kadar mutlu ve 2014’te kurulan ittifakın bitmemesi için o kadar Erdoğancı ki, prensiplerini bile yerle bir ediyor. “Eskiden YAŞ toplantılarında 2-3 kişi tasfiye olsa alkışlıyorduk, Türkiye’nin önü açıldı. Türk yargısı son 50 yılın altın devrini yaşıyor. Arslanlar gibi…” diyor. Aksiyon Dergisi’nin 12 yıl önce manşetten adını koyduğu haliyle ‘Bay Matruşka’ Perinçek  “Biz değişmedik, Erdoğan bizim çizgimize geldi” diyor. 28 Şubat devrinde de, geçmiş 50 yılda da Fethullah Gülen ve camianın hep hedefte olduğunu ekliyor.

Ee tabi Perinçek, Erdoğan, danışmanları, askerler, MİT, Melih Gökçek, Ergenekon sanıkları ve kendisiyle, Aleksander Dugin dahil Rusya gibi dış güçlerin de darbeyi bildiğini anlatıyor. Atilla Uğur’un YAŞ öncesi darbe olacağını söylediğini, ama bunun ezileceğini de anlattığını belirtiyor. Bilinen bu 15 Temmuz darbe girişiminin üstüne gidilip gidilmemesi Perinçek ve ekibini çok ilgilendirmiyor. Onlar 15 Temmuz sonrası gerçek darbeyle masum yüz binlerin ezilmesini alkışlıyor. ‘Biz zaten 28 Şubat’ta da öncesinde ve sonrasında da yapmak istediklerimizi Erdoğan’a yaptırıyoruz’ diyor Ergenekon’un sözcüsü olarak. Aslında itiraflar ve yaşananlar bununla sınırlı değil. Bugün yüz binlerce müteddeyyinin cezaevine atılıp, işkence, faili meçhullere maruz kaldığı; yine devletten, memuriyetten tasfiye edildiğine bakıldığında Ergenekon ve 28 Şubatçıların yapamadığı yapılıyor. İhale Erdoğan ve Perinçekgillerde. Çetin Doğan’ın, İlker Başbuğ’un ‘milli ordu cami mi bombalar’ dediği Balyoz süreçlerinde ve planda istenen her şey adım adım uygulandı.

İyi mi Perinçek çıkıp şimdi ‘Erdoğan ve ekibi darbeyi biliyordu’ diyor. Yani kurgu darbe ve sonrasında yaşananları birlikte yönettik demeye getiriyor.  AKP ise belediye başkanlarını tasfiye kararı alan Erdoğan’ın dediğinin olup olmayacağıyla debeleniyor. Türkiye, diğer mütedeyyinler uyusun bakalım. Balyoz’un ve 28 Şubat’ın yeni versiyonu bu süreçte sıra onlara yakında da geleceğe benziyor. Ben demiyorum.Perinçek diyor. “Kandırıldık deyince hukuki sorumluluktan kurtulmaz. İndirim sebebi olabilir yargıçlara. Türkiye’yi yöneten biri sık sık kandırıldım diyor. Bu kadar kolay kandırıldığı söyleyen insanlarla Türkiye’yi yönetemeyiz, onlara emanet edemeyiz. Yarın onu kim kandıracak? AKP’ye Türkiye’yi emanet edemeyiz?” diye haykırıyor. Erdoğan’ın ve AKP’nin Ergenekon ve Perinçeklere esaretini ilan ediyor. Dün söylediklerine de ilaveleri var Bay Matruşka’nın: “2019’de Erdoğan olmayacak. Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma imkanı gözükmüyor. Türkiye’nin milli kuvvetleri onu yıkacak, 2014 Silivri duvarlarının yıkılmasından sonra başladı. Okullarda mescit açan, abdesthane açan bir hükümet iktidarda kalamaz. Laik ve milli bir hükümet kurulacak. Götüreceğiz onları ve bir Milli hükümet kuracağız.”

(TR724)