Hacı Yatmaz Bir Devlet!..

[Tarık Toros]

Türkiye’de devlet istemese ne kitlesel katliam olur ne de faili meçhul.
Ve yine bu ülkede, “devlet sırrı” denilen kavram, kirli işleri kapatma yaftasından başta şey değildir.
“Devlet sırrı” deniyorsa şayet bilin ki, altında kanunsuzluk var.
Kanunsuzluk nedir peki?
Suç olduğu için “devlet sırrı” diye mühürlenen işlem..!
**
Geçen, Sivas Madımak katiamının yıldönümüydü.
Yakın tarihte olduğu ve yaygın medya olanakları sayesinde ortaya çıktı ki:
-Devlet yaklaşan katliama zemin hazırlamış.
-Devlet güçleri, uyarıları hasıraltı etmiş.
-Cuma namazı çıkışı başlayan protestolar, devlet güçleri eliyle yönlendirilmiş.
-Akşama kadar da önlem alınmamış.
-Bilakis protestocular arasına karışan “devlet güçleri”, kalabalığı Madımak oteline yönlendirmiş.
-Ankara seyretmiş, Polis-Asker seyretmiş, bürokrat seyretmiş. Hatta beklemiş.
-Aydınları oraya götüren organizatörler, canlara mal olacak büyük tehdidin ya farkına varamamış ya da önemsememiş veya bastırılabileceğini düşünüp yanılmış.
-Otel tutuşturulduktan sonra yine devlet güçleri uzaktan izlemiş.
-Elim olay ve korkunç bilançodan sonra hesap sorulmamış.
-Aynı devlet güçleri eliyle gerek soruşturma gerekse yargılama safhası sulandırılmış, takip edilmemiş.
-Hatta sonrasında olayın aktörleri veya yancıları, belli pozisyonlara getirilmiş, vs.
**
Geriye doğru tüm katliamlar böyledir.
Faili meçhuller de…
2007 şubatında, güpegündüz, İstanbul’un orta yerinde, binlerce kişinin gelip geçtiği bir kaldırımda, cuma öğle vakti öldürülen Hrant Dink’in failleri, 10 sene geçmiş halen ortaya çıkarılamıyorsa…
Onca kanıta, kamera kayıtlarına, tanık ifadelerine rağmen hemen her defasında başka bir örgütün üstüne atılıyorsa…
Bu da yine, olayın ardındaki “devlet güçleri” eliyle oluyordur.
**
“Devlet, kimi zaman, sıkıntıya düşer. Böyle zamanlarda birileri yardıma koşar. Bunlar devlet adına çalışır, mücadele ederler. Kazanılan başarının ardından devlet de bunları ‘derinden’ öper.”
Bilinen en somut, en açık ve en çarpıcı “derin devlet” tanımıdır bu.
Mehmet Ağar yapmıştır.
Susurluk skandalının hemen ardından, 32. Gün’de Mehmet Ali Birand’a yapılan açıklamadır.
80’lerdeki Asala operasyonlarını, eski Ülkücülerin yeşil pasaportla devlet adına nasıl görevlendirildiklerini deşifre eder aslında.
Hemen sonrasında, terörle yoğun mücadele sırasında da benzer biçimde birileri “devlet”in yardımına koşmuş, işi bitirmiş, “devlet” de sonra onları derinden öpmüştür.
JİTEM de böyledir.
28 Şubat sürecindeki Batı Çalışma Grubu da böyledir.
Devlet ve devletin organları kimi zaman, görev tanımında olmayan “işler” yaparlar. Bunun için de belli kadrolar görevlendirilir, kimlik bile verilir. Ortaya çıkınca da inkar edilir, JİTEM gibi. Uzun adı, “Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele.”
**
Esasen, Türkiye’de 2007 ve sonrası bu tür karanlık işlerin aydınlatılması için bir umut doğmuştu.
Doğmuştu, diyorum.
3-5 sene geçmedi. Siyasi irade gitti yargıladığı iradeye teslim oldu.
Belki de, böyle güçlü bir mekanizmayı yargılamak herkesin harcı değildi, birtakım hatalar yapıldı veya karşıdaki gücün büyüklüğü gerektiği kadar önemsenmedi, bilmiyorum.
Bu, başka bir yazı konusu.
Neticede, bu davalara destek veren siyasi irade yargıladığı güce teslim oldu.
Sonra, onları serbest bıraktı, eski görevlerine iade etti, davaları da düşürdü.
Şimdi ittifak halindeler.
Geriye doğru yaptıkları her şeyi de aynı olağan şüpheliye yüklemekle meşguller.
Bunda da başarılı oldular.
Toplumun büyük bölümü, inanıyor buna.
Cemaat’in yaşı tutsa, 6-7 Eylül 1955 olaylarını da oraya bağlarlardı, emin olun.
İzmir suikastını, Menemen olayını, Dersim katliamını, vs.
28 Şubat süreci dahil, son 20 sene içindeki bütün faili meçhulleri bağladılar.
Yakındır, 12 Eylül darbesini, öncesindeki sağ-sol çatışmasını, Maraş olaylarını filan da ilişkilendirirler.
Hatta ve hatta… Şu gün olan bitenler de bir gün aynı olağan şüpheliye mal edilecektir, şaşırmayın.
Rus uçağının düşürülmesini, Mavi Marmara olayını, Dolar’daki dalgalanmayı, fasulye fiyatlarını bile aynı günah keçisine bağlayan, yarın çıkıp der ki mesela:
-Gazetecileri bunlar hapsetti.
-Kürt siyasetçilerini bunlar cezaevine tıktı.
-Mağdur gözükmek için gözaltındakilere işkence yaptılar.
-Kadınları hamile bırakıp doğumhanede gözaltına adıranlar da bunlar.
-Açığa alınan akademisyenleri fişleyenler bunlar.
-Kendi adamlarını kaçırıp, “beyaz toros” efsanesini canlandıran bunlar, vs.
Daha fazla yazıp adamlara malzeme vermeyeyim.
Yaparlar bunu.
Yapacaklar da.
Göreceksiniz.
**
Karşımızda böyle bir yapı var.
Bu, dünyanın her yerinde de böyledir.
Kirli işlerini birileri eliyle gördürür, sonra hiçbir şey olmamış gibi elini yıkayıp çıkar.
Misal, Donald Trump, oy verenlerin dahi hazzettiği bir başkan değil.
Tarihe de böyle geçecek, şimdiden belli.
Hatta, ondan sonra yığınla belgeseli çekilecek, filmlerde alay mevzuu olacak.
Bunu, Amerikan establishment’ı da bilmiyor mu?
Biliyor elbet.
Establishment ne demek?
Yeni adıyla “kurulu düzen”, eski Türkçeyle “müesses nizam”.
İşte Amerikan establishment’ı bugün Obama döneminde yapamadıklarını, Trump eliyle görüyor. Yarın onu gönderince de… “N’apalım, o dönem kötü bir dönemdi, şimdi yaraları sarıp temiz sayfa açma dönemi” diyecek.
Peki, Trump dönemi icraatı ile alınan mesafe ne olacak?
Bir tür “kazanım” olarak kayda geçecek, hepsi o.
Faturasını Trump ve yandaşları ödeyecek.
Türkiye’ye ve Erdoğan’a da böyle bakarsanız, yanılmazsınız.
**
2007 ve sonrası, 2008, 2009, 2010’larda bir tane bile faili meçhul yokken…
Katliamlar durmuşken…
Bugün oluyorsa… AKP ile ittifak halindeki güçlere bakmanızda yarar var.
İçeride tutuklu kalmadı, hepsini salan aynı AKP.
Çeteleri içeri tıkanları tutuklayan, açığa alan aynı AKP.
Saldıklarını eski görevlerine iade eden de aynı AKP.
Son 2-3 yıldır bu kadar kan döküldüyse…
Faili meçhuller, işkenceler döndüyse…
Tahliye olan eski ekip iş başında demektir!
Bütün bunlara seyirci kalan bir millet ve devlet var.
Birilerinin tasfiye olmasını bekleyen…
Birilerinin soyu kuruyor diye içinin yağı eriyen…
Kritik eşik geçilene kadar “uyuyan” bir devlet..!
Sonra hiçbir şey olmamış gibi, elini yıkayıp çıkacak bir devlet..!
“Ne yapalım, AKP rejimi ülkeye büyük zarar verdi, şimdi restorasyon zamanı” diyecek bir devlet..!
Hacı yatmaz bir devlet..!
**
Yukarıda Mehmet Ağar’ın “derin devlet” tanımını vermiştim.
Artık katılmıyorum buna.
Şu son döneme kadar, devletin önüne “derin” koyar, zulmü oraya ihale ederdik.
Bizatihi devlet çıktı.
Maalesef sırası gelen anlıyor.
(TR724)