YERLİ VE MİLLİNİN DÜŞMANI HARAMİLER…

296
YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Anadolu’nun bir köşesinde Nazilli’de tam 63 yıl önce başlamış bir hikayeydi bu. Hiçbir devlet desteği, koruması, hormonlaması olmadan kendi gayretleriyle başarılmış bir helal kazanç hikayesiydi.

Yoluna kadar her şeyi kendisi yapan, etrafına bereket saçan her Anadolu teşebbüsü gibi Uğur Soğutma da kurulduğu günden bu yana yüzlerce insanın ekmek teknesi oldu. Kendi teknolojisini geliştirmiş Türkiye’nin neredeyse sıfırdan ürettiği ender markalarından birisi olmuştu. Uluslararası bir markanın Türkiye’deki montajcısı değil bizzat kendisi bir marka kurmuştu.

Zayıf olanı ezebildiği kadar ezen, malına çöken, hapse atan, canına kast edenler, kendinden güçlüye de bir o kadar ezik, sünepe haldeler. Kavga edip de daha sonradan elini öpmedikleri hiç kimse kalmadı. İsrail’den Rusya’ya, ABD’den Suriye’ye, Ergenekon’dan derin devlete kadar herkesin elini bir bir öptüler. Sadece bu millete gerçekten hizmet edenlere karşı Şeytan’ın Ademoğlu’na duyduğu öfke gibi bir öfke içindeler. Çünkü onların arkasına saklandığı bir güç odağının olmadığını biliyorlar. Yoksa bu zalimliği yapamazlardı.

Haramilerin böyle bir markaya kayyım atadıklarını ve kayyımların şirketin sahibi aile fertlerini işten çıkardığı haberini görünce, işadamı İlhan İşbilen’in anlattığı bir hikaye aklıma geldi.

İşbilen’in Cezayir’de kurduğu tersanenin hikayesini bizzat kendisinden dinlemiştim. ‘Cezayir’e bir tersane kurduk. Bu sadece Cezayir için değil Afrika için de çok önemli bir yatırımdı. Afrika kıtasında ilk defa bir makine hem de gemi imal edilecekti. Çok ciddi yatırımlar yaptık. Teknolojik altyapıyı kurduk. Büyük bir hevesle ilk gemiyi suya indirdik, herkesin bizi alkışlayacağını düşünüyorduk ama ilk gemiyi imal ettiğimizden birkaç hafta sonra hiçbir gerekçe gösterilmeden bütün izinlerimiz iptal edildi. Siz değil verin biz yapalım da demediler. Tesisi tümden kapatmak zorunda kaldık.’ Gizli bir el oraya uzanmış belki Afrika’nın kaderinin değişmesinde başlangıç olacak bir tesis, daha kendine gelemeden ortadan kaldırılmıştı.

Her şeyiyle bir Türkiye markası olan Uğur Derin Dondurucu’nun çökmesi için de sanki gizli bir el devreye girdi… Sadece ve sadece kazandığı paradan bir kısmını fakir ve yardıma muhtaç çocukların okumasına sarf ettiği iddiasıyla, haramileri buraya musallat oldu.

Gerçek anlamda yerli ve milli olan bir marka sudan bile sayılmayacak bir gerekçe ile yok edilme sürecine sokuldu. 28 Şubat’ta Ergenekon eliyle yapılan Anadolu sermayesinin ve girişiminin yok edilme çalışmaları, maske değiştirerek devam ediyor. ‘Yerli ve milli’ sloganıyla; asıl yerli ve milli ne varsa yok ediyor, bu milletin sahip olduğu bütün değerler bir bir ortadan kaldırılıyor.

Bu markaların ve ülkeye değer üreten diğer kurumların arkasında bir yabancı güç olsaydı bunları yapabilirler miydi? ABD’nin tutuklanan bir tek konsolos çalışanı için yaptıklarını söylemeye gerek yok. Almanya’nın bir telefonuyla Büyükada’da esir aldıklarını bıraktılar.

Uğur Soğutma’ya bunu yapanlar mesela Kavala Holding’e bunu yapabilirler mi? Kavala Holding’e de yapamasınlar tabi ki, hiçbir hukuksuzluğu yapabilme güçleri olmasın, ancak Osman Kavala’nın mal varlığına karşı bu kadar pervasız davranabilirler mi? Ya da Batı devletleriyle yakın ilişkileri olan şirketlere karşı Boydaklara yaptıklarının yüzde birini yapmaya teşebbüs edebilirler mi? Edemezler!

Zayıf olanı ezebildiği kadar ezen, malına çöken, hapse atan, canına kast edenler, kendinden güçlüye de bir o kadar ezik, sünepe haldeler. Kavga edip de daha sonradan elini öpmedikleri hiç kimse kalmadı. İsrail’den Rusya’ya, ABD’den Suriye’ye, Ergenekon’dan derin devlete kadar herkesin elini bir bir öptüler. Sadece bu millete gerçekten hizmet edenlere karşı Şeytan’ın Ademoğlu’na duyduğu öfke gibi bir öfke içindeler. Çünkü onların arkasına saklandığı bir güç odağının olmadığını biliyorlar. Yoksa bu zalimliği yapamazlardı.

(TR724)