Müebbet Alan Harp Okulu Öğrencisinin Annesi; Çocuklarımız Kurban Edildi, Duruşmalarda Bile Dövüldü

Hava Harp Okulu öğrencilerinin 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili yargılandıkları dava karara bağlandı ve birçok öğrenci müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Evladının başına gelenleri anlatan anne G.K “Öğrenciler olayların içerisine atılıyor. Olayın aydınlanmasına yönelik bütün taleplerimiz reddedildi” diyerek feryat etti.
15 Temmuz darbe girişimi sırasında İstanbul’daki Tuzla Orhanlı Gişeleri’nde bulunan Hava Harp Okulu öğrencilerinin yargılandıkları dâvâda mahkeme kararını 19 Mayıs’ta açıkladı. 63 sanıktan dört öğrenciye ve iki komutana ağırlaştırılmış müebbet hapis verilirken, geri kalan öğrencilere müebbet hapis cezası verildi. Sultanbeyli ve Mehmetçik Vakfı mevkiinde meydana gelen olaylara ilişkin 119’u tutuklu 122 sanık hakkında açılan dâvâ ise 25 Mayıs’ta karara bağlandı. Mahkeme heyeti, “Anayasayı ihlâl” suçundan 3 sanığı ağırlaştırılmış müebbet, 116 öğrenciyi ise müebbet hapis cezasına çarptırdı. Müebbet hapis cezası alan öğrencilerden birinin annesi şartları daha da kötüleşmesin diye isminin saklı tutulmasını isteyerek, yaşadıkları süreci ve o geceyi Yeni Asya’ya  anlattı. Anne G.K şunları söyledi;
GENÇLİKLERİNİ YAŞAYAMADILAR
Oğlum 1994 doğumlu Hava Harp Okulu 3. sınıf öğrencisi(ydi) eşim memur ben ise ev hanımıyım. Oğlum ilk ve ortaokulu devlet okullarında tamamladı. Her zaman takdirle karne getiren başarılı bir öğrenciydi. Çocukluğunda bile asker oyunları oynardı. 8. sınıfta Sınav Dergisi Dershanesi’ne giderek çok çalıştı. 2008 senesinde lise sınavına aynı zamanda askerî lise sınavlarına girdi. İyi bir Anadolu Lisesi, Millî Eğitim Bursu ve ALES sınavında da emeğinin karşılığını aldı. Kendi isteği ile Askerî liseye geçmek istedi. Biz de üniformanın değeri karşısında destekledik ve 13 yaşında oğlum evden ayrıldı. Askerî lisede 5 yıl okudu. Lise bitiminde Hava Harp Okulu’na geçti. Okul dönemi sonunda Temmuz- Ağustos aylarında yaz kampına katılırdı. Oğlumuz lise ve harp okulunda iken yılda sadece bir ay kadar yanımızda kalıyordu. Evlâdımız ne çocukluğunu, ne de gençliğini yaşayabildi.
ABİDİN ÜNAL: ‘ÇOCUKLARI FAZLA YORMAYIN BUGÜN’
Okulda her sene eğitimin bitmesine 2 ay kala tüm öğrenciler yaz kampına eğitime giderlerdi. 10 Temmuz 2016 günü oğlum okula gitti. 13 Temmuz 2016 tarihinde gemi ile Yalova Hava Meydan Komutanlığı’na geçiş yaptılar. Kamp süresi boyunca ancak komutanları izin verdiği sürelerde televizyon izleyip ailelerini arayabiliyorlardı. 15 Temmuz günü gündüz vakitlerinde Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal, kamp alanına gelip çocuklara, itaatin öneminden bahsediyor ve çocukları fazla yormayın bugün diye söylüyor. Normal şartlara gelişinden önce tören hazırlığı yapılır, ama o gün aniden yanında birkaç generalle birlikte kampa geliyor.
‘GÜVENLİ YERE GÖTÜRECEĞİZ’
Saat 22.00’da yat içtimasından kısa bir süre sonra scramble (en kısa zamanda tam teçhizatlı hazırlanma) alarmı veriliyor. İçtima alanında toplanan öğrencileri tatbikat yapacağız diye otobüslere bindiriyorlar, yeterli otobüs olmayınca Yalova’da her sene tahsisini istedikleri servis firmasından araç istiyorlar. Geriye kalan öğrencileri de sabah saatlerine kadar hazır bekletiyorlar. Saat ondan sonra ancak çadırlarına dönmelerine izin veriliyor. Otobüse bindirdikleri çocuklara da ülke genelinde terör eylemleri var, sizi güvenli olan Harp okuluna götüreceğiz diyerek yola çıkıyorlar. Çadırlarına yakın olanlar telefonlarını alabilirler diye sesleniyor başlarındaki binbaşı. Çocukların bir kısmı da alıyor, ama emir vermeden telefonların açılmasını yasaklıyor.
ÖĞRENCİLER OLAYLARIN İÇERİSİNE ATILIYOR
Kamp alanından yaklaşık 350 öğrenci araçlara bindirilip İstanbul’un değişik yerlerinde 5 bölgede (Boğaziçi Köprüsü, Digitürk, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Sultanbeyli ve Orhanlı gişeleri) olayların içine atılıyor. Oğlumun da içlerinde olduğu 2 otobüs dolusu 60 öğrenciyle saat 00.05’te kamp alanından çıkarılıyorlar. Osmangazi Köprüsü’nden ücret vererek geçiş yapıyorlar. Hava Harp Okulu’na gidildiğini sanan sözleşmeli ere (şoföre) Sabiha Gökçen çıkışını geçer geçmez bağıran binbaşı aracı geri geri getirterek havaalanı istikametine çıkış yaptırıyor.
POLİSE SIĞINMIŞLAR
Orhanlı gişelerinde yol kapalı olduğu için araçtan in emri veriliyor. İndikten kısa bir süre sonra üzerlerine ateş açılıyor. Çocuklar kendilerini korumak için önce yerlere sonra da çimlik alanlara, araçların aralarına dağılıp saklanıyorlar. Üzerlerine öfkeli kalabalığın (grup taşlı, sopalı ve ellerinde silâhları) geldiğini görünce, kendilerine kaçış koridoru oluşturmak için ve uyarı maksadıyla havaya 1-2 el ateş açıyorlar. Saklandıkları yerde tüfeklerini emniyete alıp çatışmanın bitmesini bekliyorlar. Bazı çocuklar kaçmak için her hamle yaptığında ateşin hedefi olduklarını fark etmişler. Bunun için ortamın sakinleşmesini ve polislerin gelmesini beklemişler. Sabah saatlerinde resmî polislerin gelmesiyle onlara sığınıyorlar.
3 GÜN TERS KELEPÇE VE İŞKENCE
Polisler, teslim olduklarında ifadeleri alınıp bırakılacaklarını söylüyor. Darbe kalkışması olduğunu oğlum gibi birçok arkadaşı karakolda öğreniyor. Nezarethaneye götürülürken polisler, çocuklarımızı dövmeye başlamışlar, alt kata inerlerken merdivenden düşen her çocuğun yüzü başı vücudu kanlar içindeymiş. 8 kişilik alanda 30 kişi eller ters kelepçe, susuz, aç bir şekilde 3 gün kalıyorlar. Bu süre içinde polislerin gidip gelip onları, olay yerindeki keskin nişancılar sizler miydiniz? diye dövdüğünü, yüzlerine tükürdüğünü ve ailelerine sövdüklerini anlattılar. Bazı çocuklarında istismara uğradığını maalesef biz de mahkemede öğrendik. Yine de bize tamamını anlatmıyorlar. 3 gün sonra mahkemeye 10’ar kişilik gruplar halinde çıkarılıyorlar. Başkan tahliye veriyor, ama önüne konan kâğıtla birlikte ayağa kalkıyor “Benim görevim burada bitti, çocuklara sahip çıkın ‘’deyip kürsüden iniyor.
10 GÜN SONRA GÖREBİLDİK
18 Temmuz’dan beri 263 öğrencimiz halen Silivri Kapalı Cezaevi’nde suçsuz yere yatmakta. Tutuklandıktan sonra bir Cuma günü cezaevini aradığımda mesai bitimine kadar sadece kıyafet verebileceğimi söylediler. Acilen bir şeyler aldım ve mesai bitimine az bir zaman kala kıyafetlerini teslim ettim ve oğlumu göremeden dönmek zorunda kaldım. İlk görüşümüzü 10 gün sonra yapabildik o da 15 dakika.O kadar korkmuş ve heyecanlıydı ki o 15 dk da bana yaşadıkları her şeyi anlatmaya çalıştı tabi ki o kadar olay kısacık süreye yeter mi hiç? Yetmedi tabiî ki ve gardiyanlar ışıkları söndürdüler çocuklarımızı götürdüler.
BÜTÜN TALEPLER REDDEDİLDİ
İlk zamanlarda hepimizin görüş günü aynı gündü, bizlerde çocuklarımızın masumiyeti duyulsun diye kendi aramızda organize olup etkinlikler yapmaya başladık, çünkü öğrencilerle ilgili hiçbir haber yapılmıyordu. Sağ olsun CHP bize destek oldu birçok defa topluca Meclise girebildik. Yine topluca Hava Kuvvetleri Komutanlığı önüne gittik. Abidin Ünal’la görüşmek istedik, her defasında bize kendisinin yerinde olmadığı söylendi, ama daha sonra yan kapıdan aracıyla çıkarken gördük. Hava Harp Okulu önüne gittik, bakanlarla, milletvekilleriyle görüştük bize hep dilekçe yazın ilgileneceğiz dediler. Sonraları komisyon kuruldu oraya da dilekçe verin dendi, onu da yaptık. Sonuç yok. Süreç hızlansın diye kaç defa Çağlayan Adliyesi’nde savcıyla görüşmeye gittik, onunla da görüşemedik. Dosyamızda olay yerinde 2 kişi öldüğü yazılıydı 14 ay sonra iddianame çıktı 6 ölü. Olay yeri inceleme, otopsi, tanıkların dinlenmesi gibi olayın aydınlanmasına yönelik bütün taleplerimiz reddedildi. 4. duruşmada Askerî Öğrencilere (TCK 309 maddeden) darbe yapmaktan, TBMM’yi ve anayasal düzeni bozmaktan müebbet, 4 öğrencimize de ağırlaştırılmış müebbet verildi.
HEPİMİZİN PSİKOLOJİSİ ÇÖKTÜ
Mahkeme esnasında her bir çocuğumuz olayları yaşadıkları gibi anlattılar. Her ne kadar Başbakan’ın avukatı ikna olmasa da müşteki ve mağdurlarında ifadeleri çocukları doğrular nitelikteydi. İddianamede el swabların temiz olduğu yazılmışken mütalâada hepsinde barut izine rastlanmıştır denilmiş. Çocuklarımızın “Vicdanım rahat ben bir şey yapmadım’’ demesi bile karşı tarafa rahatsızlık verdi. Boğaziçi mahkemesi tam bir kaos, müşteki mağdurlar, olayın aydınlanmasına katkıda bulunacak bilgileri paylaşmıyorlar, öfkelerini kinlerini kusuyorlar ve ailelere çocuklara sözlü ve fiilî saldırıyorlar buna da mahkeme başkanı izin veriyor. Ara sıra ikaz ediyor gibi yapıyor, ama yine de izin veriyor. Oradaki çocukların ve ailelerin psikolojisi tamamen çökmüş durumda.
ÇOCUKLARI DURUŞMALARDA DA DÖVDÜRMÜŞLER
Hatta bir keresinde oturuma ara verildiği sırada ayağı uyuşan çocuk ayaya kalkıp tekrar yerine özür dileyerek oturmasına rağmen başkan salon düzenini bozmasından ikaz ettiği sırada yanındaki arkadaşı da onu desteklemek için dikkat edin gözü ameliyatlı dediği için, ikisi de aşağıya indiriliyorlar ve jandarma komutanı 15 tane ere çocukları dövdürüyor. Cezaevi çocukların halini görünce darp raporu alınmadan koğuşlarına geçirmiyor.
AKP’Lİ SİYASİLER MAHKEMELERE GELİP FOTOĞRAF ÇEKİP GİDİYORLAR
Çocuklarımızın mahkemelerine AKP’li siyasiler geliyor. Birkaç saat mahkemede kalıyorlar. Mahkemenin karşısında kurulu yandaş kameralarına beyanatlarını veriyorlar. Selfilerini çektikten sonra görevlerini yapmanın huzuruyla gidiyorlar. Belediyelerin tahsis ettikleri araçlarla duruşmalara izleyici taşıyorlar. Bir defasında bizden bir baba, duruşma salonundan hava almaya çıktığı sırada biri yanına bir dosyayla geliyor, adını ve soyadını vermesini ve kâğıda imza atmasını söylüyor. Bunun neden yapıldığını sorması üzerine, duruşmaya katıldığına dair çıkışta paranı alman için deyince tabiî tartışma başlıyor. Jandarmalar müdahele ediyorlar. Aynı şahıslar bize şantaj yaptı diye şikâyette bulunuyorlar. İhtarı yine öğrenci velisi aldı.
MÜEBBETLER PEYNİR EKMEK GİBİ DAĞITILDI
18 Mayıs’ta karar duruşması yapıldı. 60 öğrenciden 4’üne ağırlaştırılmış, 56’sına müebbet cezaları verildi. Müebbetler peynir ekmek gibi dağıtıldı. Çocuklarımız her zaman bu haksızlık karşısında dimdik durdular ve hep öyle olmaya devam ediyorlar, en azından bize öyle görünüyorlar… Sultanbeyli duruşması 25 Mayıs’ta Silivri’de görülecek. Ardından Boğaziçi Köprüsü dâvâsı. Yine ömürler müebbet olup dağıtılacak.