Fethullah Gülen’ı Ziyaret Etmek

İnce’nin gündeme getirdiği Erdoğan’ın Pensilvanya ziyaret muhabbeti devam ediyor. Erdoğan’ın, Gülen’i ziyaret ettiğini kitabına yazan N.G. adlı itirafçının nasuh bir tövbe ederek Reis’e karşı yapmış cümle günahlardan pişmanlık serdetmesinden sonra bunların tanrısı kim diye sormadan edemiyor insan.
Ziyarete dönersek…
İnce gol atmışa benziyor çünkü Erdoğan yanlış bir strateji izledi.
Psikolojik üstünlük İnce’de gibi duruyor ancak bu konuda haklı olan Erdoğan.
Son olarak İnce de Erdoğan da yalan söylüyor.
Dediklerimizi açalım.
Bu işin sonunun gideceği yer şudur: Ben “gitmedim” demedim ki “icazet almadım” dedim. Siz benim ağzımdan “Ben hayır kendisini Amerika’da ziyaret etmedim” dediğimi duydunuz mu? Ben ne dedim? “Ben partimi kurarken ondan izin almadım” dedim. Benim izin aldığımı ispatlamazsa namerttir. Bu sözümün de arkasındayım. Evet Erdoğan en son bunu söyleyecek. Bakalım nerede?
Peki bu polemik nasıl oldu da büyüdü. İnce’nin parti kurarken icazet almaya gitmedin mi? mealindeki iddiasına çok sert tepki gösteren Erdoğan ve medyası asla bu olayın olmadığını söyleyerek iddialarını Erdoğan’ın parti kurulmadan önce Gülen’i Amerika’da hiç ziyaret etmediği şekline çevirdiler. Öyle bir anlam verdiler ki ABD’de hiçbir zaman birbirlerini görmemişler.

Halbuki şahitlerinin olduğu bir ziyareti inkar etmek ne kadar akıllıca? Gülen’in yanında bulunan Osman Şimşek yıllar önce yazdığı bir yazıda açık açık ziyareti anlatıyor, hatta suların kesik olduğu için bahçede hortumla abdest alındığına kadar somut ve net bir ayrıntı veriyor. Görüşmenin muhatabı Gülen de verdiği bir televizyon röportajında Erdoğan’ın kendisini Amerika’da ziyaret ettiğini zaten söylemişti.
Ortada aslında çok komik bir durum var. Cemaat tarafı kendilerinden bağımsız gelişen bir polemikle ilgili olarak “geldi” diyor, Erdoğan “yok gitmedim” diyor. Hapiste olanlar olmasa, ülkede zulüm görenler olmasa insanın “Aslında çok eğlenceli bir ülke” diyesi geliyor. Oturup çiğdem çıtlayıp seyredeceksin sitcom niyetine. İkisinden biri yalan söylediğine göre bu kadar bariz bir olayda yalan söyleyenin aslında her olayda yalan söylediğini rahatlıkla ima edebiliriz.
Ayrıca bu ziyaret işinde ne var bu kadar anlamak mümkün değil. Gülen Türkiye’nin en önemli dini kanaat önderi. Bir kısa parantez açalım. Bugün çok şeytanlaştırdınız yarın Mevlana gibi sözlerini yazacaksınız sağa sola. Her gün biriniz, bir gün hepiniz özür dileyecek. Kapatalım parantezi. Erdoğan da cezaevinden yeni çıkmış, kafasında yeni bir parti kurup eski gömleklerini çıkarıp merkez partisi olmak gibi yeni işler yapmak var. Gülen’i Amerika’da ya da nerede olursa olsun ziyaret etmesi o kadar normal ki. Bugüne dönersek AKP’nin kendi iftira ve zulüm uygulamalarıyla da hiç ters düşmüyor. Ne diyor AKP, ‘biz 17-25’ten sonra uyandık. Öncesinde zaten her türlü desteği verdik ama gerçek yüzlerini görünce falan filan’. Yani bu münafık senaryolarına bile uygun. Bu kadar hoplayıp zıplayacak ne var anlamak mümkün değil.
Gelelim icazet meselesine. Önde gelen CHP’lilerin ve İslami camiayı dışarıdan seyreden bilumum gazetecilerin ve sosyal medya tüccarlarının din ve cemaat üzerine cahilliklerine alışkınız. Muharrem İnce de neyin ne olduğunu bilmeye en yakın tip olmasına rağmen siyasi propagandası gereği yalan söylemekten çekinmiyor. Bir maden bulmuş gibi kazdıkça kazıyor. Halbuki Erdoğan’ın oyununa geldiğinin farkında değil. Bu FETÖ muhabbetinde Erdoğan sana her zaman üstün gelir. Adam fakir öğrencilere sarma yapan ev kadınını hapse attı ibreti alem için siz nasıl yarışacaksınız, gaz odasıyla mı? Senin söylemini baştan ret ediyorum. Senin kelimelerinle konuşmayacağım, sen kimsin diyecek kadar da cesaretiniz olmadığı için sizin de işinize gelen cemaatin bitirilmesinden dolayı yapılan zulümlere zımni destek veren ikiyüzlü insanlarsınız.
Cemaat asla sizin bildiğiniz gibi siyasete icazet veren, oy pazarlığı yapan tarikat ya da dini oluşum olmamıştır. Kimse Gülen’e bu anlamda icazet almaya gelmez, bu niyetle gelmeyeceğini bilir. Zaten en başta Gülen’in kendisi böyle bir konumlandırmayı kabul etmez. En fazla diyeceği şey ‘hayırlı olsun’dur, ‘herkesi kucaklamak lazımdır’ vb şeyler olur.
2000’li yılların başında cemaat ya da Gülen bu denli konuşulan güçlü bir aktör ya da figür olmadığı gibi Milli Görüş çizgisinden gelen bir siyasetçinin asla sempati ile bakacağı ya da bir şey danışacağı, izin alacağı bir profil değildir. İslamcı siyaset ile ilgili olarak cemaatin tavrı öteden beri de bilinirdi. AKP ile iyi ilişkiler bu partinin merkeze oturduğu,iktidara gelmesinden bir hayli sonra gerçekleşmiştir. CHP’nin de bu yakınlaşmadaki katkısı epey fazladır.

Peki Gülen ile konuşmayı, bir araya gelmeyi bu kadar kriminalize eden Muharrem İnce’nin, aynı mantıkla CHP’nin 3.genel başkanı, tarihinizde sizi en son iktidara getiren lider Bülent Ecevit ile ilgili de çıkıp bir şeyler söylemesi gerekir. Ecevit ile Gülen’in yakın diyaloğuna da o zaman aynı kuşku ile bakması gerekir. Gülen ile yakınlaşmasından sonra DSP’nin birinci parti olmasıyla ilgili bir sürü deli saçması komplo teorilerini de yutması gerekir.
Neyse madem meydanlarda birbirlerine böyle sesleniyorlar biz de onlar gibi bitirelim: İcazet aldı deyip ispatlayamayan da gittiği halde gitmemiş gibi yapan da namert olsun.
(TR724)