[Türk Basınında Bir Yalanın Hikâyesi]

Başlıktaki lafın doğrusu öyle değil elbette:
“Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.”
İpe sapa gelmez konularda aklı başında insanların içinden çıkamadığı tartışmalar için kullanılır.
***
Bir de “Şuyuu vukuundan beter” diye bir lafı var.
O da şu: Bir konuda söylenti çıkması gerçekleşmesinden beterdir.
***
Fethullah Gülen’in son sohbeti internette yayımlandı.
Gülen özetle, “Sarsıcı suikastler olabilir, bunu Cemaat’e yükleyebilirler” dedi.
Zaten 34 dakikalık videonun adı da o: Son şeytanî senaryo.
***
34 dakika seyretmeye lüzum yok.
Dolaşıma giren iki dakikalık bölümde, “Ayağa düşmüş şekilde konuşulan şeyleri konuşuyorum” diye anlatıyor.
O iki dakikayı seyreden Türkçe bilen herkes de aynı şeyi anlar:
“Suikastlerle kargaşa çıkarılıp kandıramadıklarını bununla kandırıp kamuoyunu lehe çevirme” senaryosu.
***
Tespit edebildiğim dört haber sitesi, OdaTV, Sputnik Türkiye, ABCGazete ve Sol Haber Portalı haberi şu başlıkla verdi, “Gülen: Çok önemli bazı kimseleri öldürmemiz lazım.”
***
Gazetecilikte çok şey gördüm:
Yalan habercilik gördüm.
Kurgu habercilik gördüm.
İftira bültenleri gördüm.
Tetikçilik gördüm.
Hayal mahsulü habercilik gördüm.
Yasak, kural, ahlak tanımaz örnekler gördüm.
Parayla satılan gazetecilik gördüm.
Gazeteci kimliğiyle gazetecilik dışında her şeyi yapanı gördüm.
Neler neler…
Lakin buna ilk defa tanık oluyorum.
Gazetecilikte bir yaşıma daha girdim.
Zira bu, tek başına yalan habercilik değil.
Bu…
Alenen, kasten, bilinçli, kötü niyetli ve maksatlı olarak yapılan bir çarpıtma!
Gerçeği ifade etmediği gün gibi ortada olduğu halde göstere göstere yapılan operasyonel bir iş.
Nutkum tutuldu.
***
28 Şubat döneminin meşhur Andıç olayı var.
Terör örgütü liderliğinden tutuklu Şemdin Sakık’ın bir ifadesi Genelkurmay tarafından basına sızdırılır.
Hürriyet, Sabah, Kanal D filan, bodoslama dalar bu habere.
Sakık’ın ifadesine göre, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar gibi tanınmış gazeteciler, Mahir Kaynak, Akın Birdal gibi gözönündeki isimler “PKK’dan para almışlardır.”
Yalandır bu. Uydurmadır. Dönemin kudretli generali Çevik Bir’in operasyonudur.
İki sene sonra Nazlı Ilıcak, “andıç” adı verilen Genelkurmay belgesini ortaya çıkardı.
Belgeye göre, olay “psikolojik savaş” gereği Genelkurmay’da planlanan bir tezgahtır.
O gün bu haberi verip en yakın dostlarını hedef haline getiren, Akın Birdal’ın ofisinde kurşunlanmasına yol açan gazeteciler ağır kusurludur elbette.
Kim onlar, Ertuğrul Özkök (Hürriyet), Zafer Mutlu (Sabah), Uğur Dündar (Kanal D), vesaire.
Bahaneleri şu tabi: Ne yapalım, Asker servis etti, biz de önüne arkasına bakmadan yayımladık. Eşeklik ettik, özür dileriz.
***
Lakin burada Andıç’ı aşan bir durum var:
Artık Türkiye’de…
Sadece Saray medyası değil…
Kendine Atatürkçü, sol, demokrat görüntü veren medya organları da…
Açık ifadeleri çarpıtıp, öyle başlığa çekiyorlar.
Sonra Devlet, mahkemeden o açıklamanın yayımlandığı internet sitelerini engelleme kararı aldırıyor.
Bunlar da ikinci başlığı şöyle atıyor: “Gülen’in suikast talimatı videosuna erişim engeli.”
Kim ne sonuç çıkarır bilemem.
Kısa analizim şu:
Andıç’ta, devlet çarpıtmış, gazeteci yayımlamış, linç gerçekleşmişti.
Burada ise, gazeteci çarpıtıyor, devlet gereğini yapıyor, linç tamamlanıyor.
***
Sadece bu mu.
Eş zamanlı ikinci korkunç örnek: Enis Berberoğlu.
Saray medyası, iki haftadır manşetlerden tutuklu CHP’li vekilin partisini şöyle tehdit ettiğini yazıyor: “Beni buradan çıkartın, çıkartmazsanız konuşurum.”
Enis Berberoğlu “suçlu değilim ki itirafçı olayım” diye açıklama yapıyor, duyan, duyuran yok.
Yıllarca çalıştığı genel yayın yönetmenliğine kadar yükseldiği Hürriyet dahi birinci sayfasından vermiyor bunu.
Ama AKP’li Cumhurbaşkanı kürsüde kullanıyor bunu, kırk tane kanal canlı veriyor, gazeteler de ilk sayfalarında basıyor: “Eğer yakında, bu içeride olan zat ile alakalı Kılıçdaroğlu’nun bağlantısı çıkarsa şaşmayın ha! İçeriden değişik haberler alıyorum. ‘Buradan çıktım, çıktım, çıkmadığım takdirde açıklamalarda bulunacağım’ diyor içerideki zat.”

***
Öyle korkutuldu ki herkes, öyle susturuldu ki…
Kimse, açıklamaların çarpıtıldığını bildiği halde, itiraz edemiyor.
Mimlenmekten çekiniyor.
Tasası bana mı düştü diyor.
Gerçeğin terazisi şaştı.
Ne medya denetimi var, ne teyit mekanizması.
Bilakis medya, apaçık lafları dahi çarpıtıp veriyor.
Millet orijinalini dinlemesin diye Devlet siteleri engelliyor.
Enis Berberoğlu’nun bekâr kızını, Ekrem Dumanlı’nın 8 yaşındaki oğluyla evlendirip “Cemaat’e gelin gitti” diye haber yapıldı bu ülkede.
Şuna yüzde yüz eminim artık:
Muazzam bir tuzak daha geliyor, yolda.
Deşifre oldu diye fena halde paniklediler.
Solu, sağı, medyası, partisi, yargısı fark etmiyor, adeta ölüm-kalım savaşı veriyorlar.
Ya herro ya merro!
Durum bu.
***
Delinin biri kuyuya taş atmış kırk akıllı seyrediyor, diye başlık atmışım.
O bile naif.
Kırk akıllı, kendini de o kuyuya attı.
(tr724)