Asker Bakışıyla Türkiye ve Tsk’nın Hal-Ü Pür Melali…

[Akif Umut Avaz yazdı]

Erdoğan’ın kontrolünde, MİT ile komuta kademesinin koreografisinde gerçekleştiği her geçen gün biraz daha netleşen, başarısızlığı garantilenmiş 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişiminin Türk tarihi boyunca sahnelenmiş en büyük ihanet komplosu olduğundan artık kimsenin şüphesi yok. Bizzat devletin ve ordunun başındakilerin, daha fazla güç ve iktidar hırsıyla kendi ülkesine, kendi devletine, kendi milletine ve kendi ordusuna ihanetinden bahsediyorum.
Milleti millet yapan bütün müşterekleri altüst eden, toplumun sosyal dokusunu ve kimyasını bozan, bütün değer ve ilkelerin altını oyan bu büyük ihanetin vurduğu darbenin ağır faturasını devlet ve millet yıllarca ödemek zorunda kalacak. Ama, şurası çok açık ki, faturanın en büyüğü Türk Ordusu’nun önünde duruyor. Çünkü 15 Temmuz, son birkaç yıla kadar demokratikleşme yolunda ilerleyen Türkiye’nin bu hedeflerine samimiyetle inanan ve bu hedeflere uyum gösterme çabasına girişmiş modern, demokratik, özgürlükçü ve milli Türk Ordusu’nu resmen bitirilme miladı oldu.
Mesela, çok özel nitelikteki adayların uzun yıllar sıkı eğitimini gerektiren savaş pilotlarından 700’ünün tasfiye edildiği, 200-300’nün uçurulmadığı bir ortamda sadece 200-300 pilota mahkum bırakılan Türk Hava Kuvveleri’nin fiilen bitirildiğini söylemek bir abartı olmaz sanırım. Aynı şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki 364 generalden 160’tan fazlasının tasfiye edildiği, çoğunun ağır işkenceler altında hapsedildiği bir ordunun ordu olabilme vasfının kaldığı da söylenemez.
Hal böyleyken, son haftalarda başlayan darbe duruşmaları vesilesiyle, darbecilikle suçlanan birçok komutan, mahkemelerde yaptıkları çarpıcı ifşaatlarla 15 Temmuz’un üzerindeki sis perdesini aralamakla kalmıyor, Erdoğan ve avanelerinin bu işin ta göbeğinde olduğunu da gözler önüne seriyorlar. Hiç şüphesiz ki, yaşanan darbe teşebbüsünün, topluma empoze ettikleri tutarsızlıklarla dolu kendi söylemlerinden çok farklı cereyan ettiğinin en fazla Erdoğan ve avaneleri farkında. Onun içindir ki, mahkeme salonlarında yapılan her açıklamayla yalan surlarından birinin büyük bir gümbürtüyle yıkıldığını görüyor ve panik içerisinde öfke nöbetleri geçiriyorlar. Öyle ki, tamamen kendi kontrollerindeki mahkemelerden çıkacak haksız, hukuksuz ve adaletsiz kararlarla bile yetinemiyor, kolayca dolduruşa getirebildikleri şuursuz kalabalıkları, çoğu temelsiz suçlamalarla yargılanmakta olan askerleri linç etmeye kışkırtacak kadar alçalmayı göze alabiliyorlar.
Öte yandan, yargılanan askerlerin darbe konusundaki ifşaatlarının halka ulaşmaması, yalandan ördükleri duvarların yıkılmaması için ellerinden gelen her türlü karartmayı yapıyorlar. Normalde canlı yayınlanması gereken bu kadar tarihi nitelikteki duruşmaların, gizli saklı, kimsenin ruhunun duymayacağı bir şekilde yapılması için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Ama yine de olmuyor, beceremiyorlar. Hakikatlerin keskin ışığı bulduğu her aralıktan, her çatlak ve delikten karartma ve sansürün karanlığını delip tarumar ediyor.
Mahkeme salonlarından sızarak Erdoğan’ın yalan surlarını tek tek yerle bir eden bu tarihi ifşaatlar kadar, askerlik mesleğini hayat tarzı edinmiş subayların açıklamaları da Erdoğan’ın tepesinde bulunduğu ihanet şebekesinin kirli çamaşırlarını ortalığa saçıyor. Bunun son örneği, NATO Karargâhı’nda görevliyken darbecilik suçlamasıyla ordudan atılan 5 subay’ın Brüksel’den yayın yapan Vocal Europe’a verdikleri söyleşi oldu. İyi eğitimli, demokrat, özgürlükçü olmalarının yanısıra NATO ve Batı eğilimli olduklarını bizzat kendileri söyleyen bu 5 subayın verdiği uzun söyleşide Türkiye ve TSK’nın hal-ü pür melali tüm çıplaklığıyla sergileniyor.
Söyleşide, NATO’nun radikaller ve Selefilerle dolu bir üye ülke ordusuyla karşı karşıya kalma riskinden bahseden SHAPE ve NATO karargâhlarında görev yapmış karacı, havacı ve denizci üst düzey 5 subay, Erdoğan’ın Türk ordusunun savaşma kapasitesini nasıl yok ettiğini uzun uzadıya anlatıyor. Madde madde özetleyecek olursak, sözkonusu üst düzey 5 subayın çarpıcı tespitleri şöyle:
15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNE ASKERLERİN BAKIŞI
“Her askeri darbe, demokratik kazanımlar açısından, Türkiye’yi en az 10 yıl geriye götürmüştür,” diyen subaylar, tasfiye edilen ya da tutuklanan bütün ordu mensuplarını tanımamakla birlikte, tutuklananlar arasında tanıdıklarının çoğunun asla bir askeri darbe düşüncesinde olmadıklarını bildiklerini söylüyorlar.
Siyasetçilerin insanların hayatına, milletin ağır bedeller ödemesine yol açan büyük hataları olmasına rağmen, Erdoğan’ın eylemleri karşısında en büyük hayal kırıklıklarına uğradıkları zamanlarda bile hükümete karşı bir darbeyi kimsenin düşünmediğini söylüyorlar. “Bu hiçbir zaman bir seçenek olmadı,” diyorlar.
Tasfiye edilen general ve subay sayısının 8 bini aştığına değinen subaylar, tüm bu subaylar ve 324 generalden 160’ı iddia edildiği gibi gerçekten bir darbe planlamış olsalardı o darbenin mutlaka başarılı olacağının altını çiziyorlar.
ERDOĞAN, 15 TEMMUZ DARBESİNİ BİLİYORDU
Darbeden iki hafta önce Erdoğan yanlısı bazı sosyal medya hesaplarında bir darbe hazırlığından bahsedildiğini söyleyen subaylar, kendilerinin hiçbir fikrinin olmadığı ve çok şaşırdıkları 15 Temmuz askeri darbe girişiminin Erdoğan tarafından kesinlikle bilindiğini ifade ediyorlar. Subaylar, daha önce Erdoğan tarafından kaldırılan askerin şehirlerde görev almasına imkân veren EMASYA protokolünün, darbeden sadece bir ay önce yeniden uygulamaya konulmasının tuhaflığına da dikkat çekiyor.
Görüştükleri yüksek rütbeli meslektaşlarından, kendilerinden bir terör tehdidine karşı kışladan çıkmalarının ve polise destek olmalarının istendiğini, kışladan çıkınca da toplanan halkla karşı karşıya getirildiklerini aktarıyorlar. Subaylardan biri, 15 Temmuz gecesi görüştüğü ve bu yönde bilgi aldığı üst düzey bir komutandan daha sonra hiç haber alamadığını, eşinin de kocasının başına ne geldiğini bir türlü öğrenemediğini ve belki Erdoğan’ın silahlı milisleri tarafından öldürülmüş olabileceğini söylüyor.
DARBE DURUŞMALARINDAKİ İFŞAATLAR YALAN SURLARINI YIKIYOR
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük olayı olarak niteledikleri darbe duruşmalarının canlı yayınlanmasına ve uluslararası gözlemcilere müsaade edilmemesini Erdoğan’ın 15 Temmuz ile ilgili gerçeklerin su yüzüne çıkmasını ve bu gerçeklerin kamuoyu tarafından bilinmesini istememesine bağlayan subaylar, bu sorunun AB temsilcileri ve Batılı ülkeler tarafından Türk hükümetine sorulması gerektiğinin altını çiziyorlar.
Mahkemelerdeki ifşaatlar karşısında hükümet yanlısı hâkimlerin ve Erdoğan’ın en fanatik destekçilerinin bile hükümetin darbe girişimine dair resmi söylemleri konusunda şüphe duymaya başladığını söyleyen subaylar, bu şartlarda hükümetin duruşmaların canlı yayınlanmasına ve uluslararası gözlemcilere müsaade etmesinin hayal bile edilemeyeceğini kaydediyorlar.
DARBE SONRASI YAŞANANLAR DA ÇELİŞKİLERLE DOLU
Darbe sonrası yaşananların da çelişkilerle dolu olduğuna dikkat çeken subaylar, Meclis Darbe Araştırma Komisyonu’nun insanların nasıl öldürüldüğünü ya da kurşunların nereden geldiğini araştırmak yerine 15 Temmuz’da hayatını kaybedenlerin yakınlarını dinlemeyi tercih ettiğinin altını çiziyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın komisyona davet edilmemesinin ve dinlenmemelerinin tuhaflığına dikkat çekiyorlar.
Genelkurmay Başkanı Akar’ın sık sık Erdoğan’ın yanı başında namaz kılarken görüntülerinin yayınlandığından bahseden subaylar, Akar’ın siyasi konuşmalar yapıp, Erdoğan’la birlikte iktidar partisi lehine siyasi mitinglere katılmasının da daha önce örneği olmayan tuhaflıklar olduğuna dikkat çekiyorlar. Yıllar önce ordudan uzaklaştırılmış AKP’yle ilişkili siyasal İslamcıların orduda yeniden kritik pozisyonlara getirildiğini söyleyen subaylar, bunların birçoğunun silahlı kuvvetler seçici komisyonlarında yer aldıklarını ve subay adaylarına namaz kılıp kılmadıklarını ve hatta oracıkta namaz kılmalarını istediklerini ifade ediyorlar. Daha da önemlisi, AKP’li bir yetkiliden referans mektubu getiren adayların sahip oldukları niteliklerin pozisyonun gereklerine uyup uymadığına bakılmaksızın görevlendirildiklerini ifade ediyorlar. Bunun ileride orduda büyük sıkıntılara yol açacağının altını çiziyorlar.
TÜRK ORDUSU HİÇBİR ZAMAN BU KADAR SİYASALLAŞMAMIŞTI
Bugüne kadar sadece komuta kademesinin tepesinde, o da nadiren rastlanan ordu içerisindeki siyasallaşmanın alt kademelere de sıçraması uzun erimli büyük sorunlara yol açacaktır. Bunun ilk örneği Fırat Kalkanı Operasyonu sırasında yaşanmıştır. 15 Temmuz tasfiyelerine rağmen ordunun dimdik ayakta olduğunu göstermek, yani tamamen gösteriş için, yapılan gerçek bir stratejiden ve askeri planlamadan mahrum bu operasyon, ciddi asker ve askeri ekipman kaybına rağmen tam bir kaos ile sonuçlanmıştır. Böylece, tecrübesiz emir komutasıyla Fırat Kalkanı, kısa sürede telafisi imkânsız yetişmiş insan kaynaklarının ordudan kitlesel tasfiyesinin yol açtığı uzun erimli sıkıntıların bir örneğini oluşturmuştur.
KIYIM VE TASFİYELER TÜRK ORDUSUNU BİTİRDİ
Yukarıda bahsini ettiğimiz bin civarındaki savaş pilotunun yerine yüksek ücretlerle yeniden Hava Kuvvetleri’ne alınan emekli pilotların tecrübe ve kabiliyetlerinin köreldiğine dikkat çeken subaylar, emekli bu pilotların vücut kondisyonları ve sağlıklarının savaş uçağı uçurmaya müsait olmadığına dikkat çekiyorlar.
Bu yüzden, TSK’nın Suriye’deki en küçük operasyonlar için bile ABD’den hava desteği istemek zorunda kaldığını ifade ediyorlar. Subaylar kendilerinin tasfiyeye hedef olmalarını ise, Batılı bir eğitim geçmişine sahip olmak, Erdoğan’ın temsil ettiği zihniyetle aynı çizgide olmamak, NATO’da çalışmış ya da çalışıyor olmak, ABD’de askeri eğitim ve derece almış olmak, liberal fikirlere ve Batılı düşünce yapısına sahip olmak gibi sebeplerle açıklıyorlar.
‘GÜLENCİ’ YAFTASI ERDOĞAN’IN ELİNDE ÇOK KULLANIŞLI BİR ARAÇ
Subaylar, “Gülenci” yaftasının Erdoğan’ın istediği herhangi birini tasfiye etmekte çok kullanışlı bir araç olduğuna dikkat çekerek, kimin “Gülenci” olup olmadığını belirleyecek herhangi bir kriterin bulunmadığına dikkat çekiyorlar. “Eğer liberalseniz, Batılı düşünce yapısındaysanız ya da Erdoğan’ı desteklemiyorsanız kesinlikle listedesinizdir,” diyorlar.
Subaylardan biri ise, “Gülenci nedir ve bir Gülenci’yi nasıl tanımlayacaksınız, sorusu üstesinden gelinmesi son derece sorunlu bir konu. Erdoğan’ın damadı mesela Gülenci mi? Bir Gülenci okuldan mezun olmasına rağmen Gülencilerin acımasız bir düşmanı durumunda. Ya da Cumhurbaşkanı Gülenci mi? Kendisi neticede Gülen’le kahvaltı yapmış olan biri… Bu yüzden bu Gülenci ya da Rus yanlısı gibi kategorizasyonlar bana göre bilimsel değil: Mantıksız ve anlamsız. Ordu, milletine ve Atatürk ilkelerine sadık tek tip bir subaya sahip.”
EMİR-KOMUTA BOZULDU, ÜST RÜTBELERE GÜVEN KALMADI
Kitlesel kıyımlar orduya ve emir komuta zincirine olan güveni sarsmış. Özellikle komutanlarının kendi şahsi ajandalarının peşinde olduklarını düşünmeye başlayan alt rütbedeki subaylarda üstlerine karşı ciddi güvensizlik oluşmuş. Öyle ki, pek çok subay gündelik rutinlerini bile yapmakta tereddüt eder hale gelmiş.
Subaylardan biri ordunun durumunu “Türk Ordusu vücudunun bazı uzuvları bırakılmış, bazı uzuvları kesilmiş, bakıldığında yaşıyor gibi gözüken ama aslında yaşamayan ölmüş bir adam gibi,” benzetmesiyle anlatıyor. Tasfiyelerden sonra ordu içerisindeki silah arkadaşlarının bile birbirlerine güveninin kalmadığını ifade ediyor.
KÜRT MESELESİNE DEMOKRATİK ÇÖZÜM İSTEYENLER TASFİYE EDİLDİ
Tasfiyelerde Kürt meselesine yaklaşımının da belirleyici olduğuna dikkat çeken subaylar, Erdoğan’ın Kürt meselesinin çözüm sürecini sona erdirmesinin kamuoyunda olduğu gibi ordu içerisinde de rahatsızlığa yol açtığını ifade ediyorlar. Hükümetin Kürt meselesindeki hataları yüzünden çok sayıda insanın öldüğünü söyleyen subaylar, “Tasfiye edilen generaller, uzun yıllardır bekleyen Kürt meselesinin çözümü konusunda liberal bakışa sahip olan ve bu sorunun askeri güç yerine demokratik yollardan çözümüne inananlardı,” diyor.
Subaylardan biri tutuklanan ve ağır işkence gören üst düzey bir komutanın sivil kayıplar yüzünden Diyarbakır’ın Sur ilçesinin bombardımanının durdurulması için üslerine yalvardığına şahit olduğunu ifade ediyor. Subay, Diyarbakır ve Şırnak operasyonlarının Erdoğan yanlısı generaller tarafından komuta edildiğini de sözlerine ekliyor. Subaylara göre, geride kalan generaller ve üst komuta kademesi Kürt meselesinde şahin olanlar. “Böylece Erdoğan sadece Kürt meselesini çözmek isteyen subayları tasfiye etmekle kalmadı, aynı zamanda Kürt meselesinin barışçıl yollardan çözüm fikrini de öldürdü,” diyorlar.
SELEFİLER VE RUS YANLISI SUBAYLARLA DOLU BİR NATO ORDUSU!
NATO’nun, birkaç yıl içerisinde dinci radikaller ve Selefilerle dolu bir ordusunun olacağı uyarısında bulunan subaylar, NATO’nun çekirdeğini oluşturan 5. Madde’nin gerektirdiği kolektif savunmaya ihtiyaç duyulması halinde yaşanacaklara da değiniyorlar. Böyle bir durumda “Erdoğan yanlısı Selefi askerlerin gelip Avrupa ülkeleri için savaşacağını bekleyenler büyük hata eder,” diyorlar. Erdoğanistlerin bu durumda “Bir Müslüman, kâfirlerin bir ülkesini neden başka kâfirlere karşı koruyacakmış?” diyeceklerini söylüyorlar. Bunun NATO’nun bütünlüğüne dair soru işaretleri doğuracağına dikkat çeken subaylar, şu an Türkiye’nin NATO pozisyonlarına Erdoğanist subayları ve generalleri ya da aşırı milliyetçileri görevlendirmesinin oluşturacağı risklerin de altını çiziyorlar.
Ordunun şu an Erdoğan yanlıları ile Rusya yanlıları arasında bölündüğünü ifade eden subaylar, Erdoğan ve Perinçek’in er ya da geç çatışacaklarının söylenmesine rağmen şu ana kadar oldukça başarılı bir koordinasyon içerisinde hareket ettiklerinin altını çiziyorlar. Bundan böyle Türkiye’nin izleyeceği stratejinin tam bir fırsatçı olarak tanımladıkları Erdoğan’ın ihtirasları tarafından belirleneceğini ifade eden subaylar, Erdoğan’ın kitleleri hiç olmadığı kadar Batı karşıtlığına ve Batı düşmanlığına ittiğini ifade ediyorlar. Subaylar, bu durumun Avrupa’daki Türk diasporasını da zehirlediğini ve bunun geniş Türk topluluklarına sahip Avrupa ülkelerinde ciddi güvenlik sorunlarına yol açabileceğine vurgu yapıyorlar.
(TR724)