Viranşehir’de Viraneye Dönen Hayatlar…

Viranşehir’de Ahmet’in ardından anne ağıtı: Oğlum, kırmızı sana ne güzel yakışmış
Şanlıurfa’nın Viranşehir İlçesinde önceki gün meydana gelen patlamada şehit düşen 11 yaşındaki Ahmet Oktay Günak’ın annesi Mukkades Günak, oğlunun tabutunun başında “Oğlum kırmızı sana ne güzel yakışmış. Polis ve asker olmak çok istiyordun. Mustafa oğlunu şehit verdin Mustafa” diye feryat etti. Adliye lojman binasında oturan ve sokaktaki kediye yemeğini vermek için ailesinin yanından ayrılan 11 yaşındaki zabıt katibinin oğlu Ahmet Oktay Günak ve bir bekçi teröristlerin bomba yüklü aracı patlaması üzerine hayatını kaybetmişti.
Mustafa ve Mukkaddes çiftinin 3 çocuğundan en büyüğü olan 11 yaşındaki Oktay Günak’ın Türk bayrağına sarılı tabutu, Şanlıurfa Yeni Mezarlığında aile mezarlığında defnedildi. Anne Mukaddes Günak,  “Oğlum kırmızı sana ne güzel yakışmış. Polis ve asker olmak çok istiyordun. Mustafa oğlunu şehit verdin Mustafa. Dersimi yapacağım anne, bana kitap al diyordun, aldım oğlum. Niye kullanmadın yavrum, niye kullanmadın” diye ağıtlar yaktı.  Hakim ve savcılarla emniyet mensuplarının oturduğu lojmanlara yönelik bombalı araçla saldırıda iki kişi şehit olmuş 18 kişi de yaralanmıştı.
Saldırıda 1 ton bomba kullanıldığı ortaya çıktı. Şanlıurfa Viranşehir’de önceki günkü patlamada ölen 11 yaşındaki Ahmet Oktay Günak’ın sitedeki yavru kediye süt götürmek için evden ayrıldığı sırada yaşamını yitirdiği ortaya çıkmıştı. Saldırı sonrası lojmanlar etrafında ortaya çıkan manzara ise korkunçtu.
Cumhuriyet’ten Demet Yalçın’ın haber izleniminde yer alan bilgiye göre,  manzara korkunçtu ve insanlar yaşadığı dehşeti şöyle anlatmıştı:
“İnsanlığımdan utanıyorum” derler ya, işte o durumdayız yine… Olayı duyar duymaz saatler içerisinde Viranşehir’e varıyorum. Elim ayağım tutmuyor. Tüm bu yıkımın yarattığı gri atmosferin ardında gözüme iki plastik şişeden kale yaparak oyun oynayan masum bir erkek çocuğa takılıyor. Yanına yaklaşıyorum. Gözlerini korkuyla açarak önce irkiliyor. Sonra elimi tutarak bombanın patladığı binaya arkamı dönmemi istiyor. “Oraya sakın bakma. Orada dün benim gibi bir çocuğu öldürdüler. Oraya gitme, yoksa ölürsün” diyor ürkek, ağlamaklı bir sesle. Adını soruyorum, kaşlarını çatarak “Zülfikar” diyor ve konuşmaya başlıyoruz:
– Gürültüyü duyunca çok mu korktun?
İnsanlar ölecek diye çok korktum. Annem, babam, kardeşim ve arkadaşlarım. Benden üç yaş büyük bir çocuk öldü. Çok üzüldüm.
– Bu kirli ortamda bile oyun oynayabiliyorsun.
Evet bol bol oyun oynayacağım. Çünkü ben bir çocuğum ve benim işim ölmek değil oyun oynamak.
Zülfikar’ın sözleri tokat gibi çarpıyor. Dün gece yaşananların hayat boyu Zülfikar’ın belleğine kazınacağını düşünerek, biraz da utanarak el sallayıp uzaklaşıyorum yanından.
 

İki metre ileride olay yerini sarı şeritlerle kapatmaya çalışan ve basın mensupları dahil herkesi olay yerinden uzaklaştırmaya çalışan polislere selam veriyorum. Aralarından biri, “Acımız büyük. Dün akşamdan beri uyumadan çalışıyorum. Kendi kendime soruyorum. “Bu düşmanlık ve kin neden?” diye… Ardından Ahmet K. isimli yurttaş söze giriyor:
“İnsanların kafasında soru işareti doğuruyor bu olanlar. Acaba daha da kötüsü olur mu? diye sormadan edemiyor insan. Ben ülkemde ve yaşadığım topraklarda can güvenliğimiz olsun istiyorum. Eskiden Şanlıurfa’da böyle terör olayları yaşanmazdı. Bizler vatanımızı seven ve vergimizi kuruşu kuruşuna veren insanlarız. Terör nereden gelirse gelsin bunu kabul edemeyiz.”
Bombanın patladığı yerde evini ve arabasını kaybeden Avukat Hasan Ali Doğru ile bir araya geliyoruz. Olayı yeniden yaşıyormuşçasına titreyerek konuşuyor: “Binamız resmen kan gölüne döndü. Eşim hamile olduğu için çok korktu. Bir yandan eşimi sakinleştirip bir yandan da eşyalarımızı kurtarmaya çalışıyordum. Resmen bir savaşın ortasında ordan oraya çırpınarak koşuyor gibiydim. Göz gözü görmüyordu. Her yer kan gölüne dönmüştü. Çok şaşkındım. Bu bir kâbus olmalı diyordum. Haberlerde izlediğimiz bombalı saldırılar tam bizim evimizin içine kadar gelmişti. Bir çocuk öldü ötesi yok. En çok da bu canımızı acıtıyor.” Bu tür olayların yaşanacağının belli olduğunu, devletin de bunu bildiğini söyleyen Doğru, “Neden daha önce önlem alınmadığını aklım almıyor. Kesinlikle tedbir alınmamış. Bu esneklik ya da zafiyet kabul edilebilir değil. Bu kadar büyük bir bomba buraya kadar nasıl getirildi?” diye soruyor.
Patlamada harap olan evinde artık oturamayacaklarını anlatan Doğru, “Ailemiz ve köklerimiz burada olduğu için istesek de buradan kopamayız. Bir patlamayla vatan topraklarımızı bırakacak değiliz. Yapanları lanetliyoruz. Bu milletin vebalini nasıl taşıyacaklar? Olan iki masuma oldu Umarım bu son olur. Umudumuz bu. Ama huzur bir kere kaçtı mı? Dipsiz kuyuya düştük demektir” diyor.
Terör lanet yüzünü bu kez de Güneydoğu’nun incisi Şanlıurfa’da gösterdi. Viranşehir’deki saldırıda 1 ton patlayıcı kullanılmış. Daha 11 yaşındaki bir çocuk ve bir bekçi oracıkta yaşamını yitirmiş, onlarca kişi yaralı, ilçe darmadağın… “