HAPİSHANEDE KİTAP BASKINI

Yorum | Nurullah Kaya

Koğuşun paslı demir kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye apar topar onlarca gardiyan girdi. Bir hışımla sağa sola dağıldılar. “Kimse bir şeye dokunmasın herkes avluya” diye bağırıyordu içlerinden birisi. Bizler sakindik ancak şaşkın. Onlar daha telaşlı ve saldırgan.

Yavaş yavaş odalardan çıkıp avluya doğru gitmeye çalışırken gardiyanlar sanki bir operasyon havasındaydı. Aslında onlar ve emir verenleri için çok ciddi bir operasyondu bu yaptıkları. Hepimiz ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Bu aylık rutin aramaların dışında bir şeydi. Avluya doluştuk. Sonra dolaplardaki, seccade başlarımızdaki, yataklarımızın üzerindeki kitapların ortaya yığıldığını gördük. Koğuşu didik didik arıyor ve buldukları kitapları topluyorlardı. Sanırım kitapların içinde bir şeylere bakıyorlar diye düşünerek başgardiyana yaklaşıp ne arıyorsunuz diye sorduk. Hayır “kitap arıyoruz” cevabını verince bir çoğumuz hem şaşırdı hem de acı acı tebessüm etti. Ben de gayri ihtiyari bu kadar telaş yapmanıza gerek yok. ‘Bize söyleseniz kitapların hepsini getiririz. Üstelik her şeyde olduğu gibi bu kitapları siz kontrol ederek bizlere verdiniz ve kayıtlarınıza geçirdiniz’ dedim. Orada kayıt dışı kitap bulunamazdı. Çünkü gökten kuşların kitap atacak hali yoktu. Yüzüme döndü öylece baktı. Sonra kısık bir sesle “tamam” dedi ve ekledi: “O zaman herkes sahip olduğu kitapları getirsin. Bilelim kimde ne var.”


Türkiye’de okuyan insan istenmiyordu. Yöneticiler de bunu açıktan ifade ediyorlardı. Eğitim sisteminin bilerek defalarca değiştirilmesi buna en güzel örnekti. Ülkede kitaba ve okumaya karşı sistemli bir harekat planı vardı. Böyle bir ülkenin zindanlarında kitap okumak ise tahmin edeceğiniz gibi hayli zordu..

Hapishanedeki bu olay, Finlandiya’nın 100. yılı anısına 98 milyon euroya yaptırdığı halk kütüphanesinin geçtiğimiz günlerdeki açılış haberini okuyunca aklıma geldi. Finlandiya’da nüfusa göre kütüphanelerden ödünç alınan kitap oranı her yıl rekorlar kırıyormuş. Biraz araştırdım aynı şey Avrupa Birliği ülkeleri içinde geçerliymiş. Kitap okuma oranlarında dünyada binde biri zor yakalayan Türkiye’deki durum ise içler acısı. Çünkü ülkede kütüphaneler hızla kapatılıyor, yerlerine kekhaneler açılıyor.

Kur’an’ı Kerim’e dahi izin vermediler

Türkiye’de okuyan insan istenmiyordu. Yöneticiler de bunu açıktan ifade ediyorlardı. Eğitim sisteminin bilerek defalarca değiştirilmesi buna en güzel örnekti. Ülkede kitaba ve okumaya karşı sistemli bir harekat planı vardı. Böyle bir ülkenin zindanlarında kitap okumak ise tahmin edeceğiniz gibi hayli zordu. 15 Temmuz sonrası yaklaşık 6 ay kadar koğuşlara kitap alınması yasaklanmıştı. Hatta cezaevinin kütüphanesine dahi izin verilmiyordu. Hemen her merciye defalarca dilekçeler yazdık.

“Kitap vermiyorsunuz bari Allah’ın kelamına, Kuran’ı Kerim’e izin verin. Kendi paramızla alalım. Yakınlarımız getirsin.” hiçbir yanıt alamıyorduk. Ancak pes etmedik, sürekli istedik, istedik. Aylar ayları kovaladı. Kitapsız geçmiyordu günler. Bize yapılan fiziki işkencelerin ötesinde bir şeydi bu karar. Biliyorlardı ki kitap, okumaya aç bu insanlar için su kadar ekmek kadar mühimdi.

Ancak ülkemizdeki insanların kitap kültürü malum olduğu üzere içler acısı. UNESCO verilerine göre Türkiye’de kitap okuma oranı Afrika’nın yoksul ülkeleriyle aynı seviyede. TUİK’in son verileri de bunu doğruluyor. TUİK’e göre Türkiye’de kitap ihtiyaç listesine göre 235. sırada. Yine aynı kurumun verilerine göre geçtiğimiz yıl Türkiye’de 865 okul kütüphanenin kapısına kilit vurulurken 2014 yılında 2899 kütüphane kapatılmış. AB ülkelerinde kitap okuma oranı yüzde 21, Türkiye’de yüzde 0.01. Kütüphanelerin ve kitapların yerine ise rejimin en büyük vaadi olan kekhaneler açılıyor.

Kitapsız geçen günleri anlatmak çok zor. Bir keresinde koğuşumuz değişmişti. Diğer suçluların kaldığı kötü bir koğuşa vermişlerdi bizi. Koğuş temizliği yaparken iki tane kitaba rastladım. Yırtılmış ve ıslanmıştı. Çölde su bulmuş gibi hissettim kendimi. Hemen alıp üzerindeki kirleri temizledim. Sonrada silip kuruttum. Ve tekrar tekrar okudum onları. Kitaba hasret olmak başka bir şeydi hapishane ortamında.

Ve bir yılı bulan mücadelemiz sonuç vermişti. Önce cezaevinin kütüphanesine izin verdiler. Haftalık beşer onar kitap ödünç almaya başlamıştık. Hapishanenin kütüphenecisi “Yıllardır burada çalışıyorum. Kütüphaneden doğru düzgün kimse kitap almazken sizin gibi kitap okuyan insanlar görmedim. Kitap dayanmıyor size.” demişti. Bir müddet sonra kütüphanecinin dediği oldu ve artık aynı kitapları tekrar istemeye başlamıştık. Yazdığımız dilekçeler ve müdür görüşmelerimizde netice vermişti. Kendi paramızla dışarıdan farklı kitaplar satın alabilecektik.

Dişimizden tırnağımızdan artırtıklarımızla ortak kitaplar aldık. En çok da Kur’an’ı Kerim ve çevşen alabilmemize mutlu olmuştuk. Çok sık olmasa da dış kantin aracılığıyla kitaplarımız geliyordu. Demir kapının hemen önüne plastik masaları koyuyorduk. Masaların üzeri kitap doluyordu. Kitap fuarlarındaki o nezih ortam misali koğuşta unutulmaz bir atmosfer oluşuyordu. Hatta koğuşun içinde de bir kütüphanecimiz vardı. Aynı kitapları yazmayıp farklı kitapları okumak için bir listemiz dahi yapmıştık.

Gardiyanların kitap baskınına geri dönelim

Biz sakince elimizdeki kitapların hepsini getirmeye başladık. Tek tek kitapların isimlerini aldılar. Kendi kütüphanelerinin kitaplarını, bizim siparişlerimizle aldıkları kitapları. Belli ki birileri hapishanelerde kitap okunmasından rahatsız olmuştu.  Kitap baskını sırasında eli arkasında gardiyanlardan biri duvarda isimlerimizin yazılı olduğu kağıdı gördü. İki A4 kağıdı birleştirmiştik. Biraz da büyükceydi. Kağıdın üstündeki sistemli rakamların dağılımı dikkatlice inceledi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Bu nedir?” diye şaşkınlıkla sordu. İçimizden biri, ‘Her gün bir hatim bitiriyoruz. Aynı cüzleri tekrar tekrar okumamak için aylık cüz ve sayfa dağılımını yaptık’ diye cevap verdi. Gardiyan biraz daha inceledi ama pek bir şey anlamışa benzemiyordu. Daha önce kıyafetlerimizle uğraşıp kafayı badem kurusu tulumlarla bozanlar, şimdi de kitaplarımıza ve okumalarımıza kafayı takmıştı.

Gün boyu kitapları incelediler. Bazı kitaplara el koydular. O kitap baskınından sonra yine başa dönmüştük, kütüphaneden ödünç kitap almak ve dışardan kitap siparişi vermek artık yasaktı. Götürdükleri kitapları incelediler. Ancak hiçbir dönüş yapmadılar. Biz yine dilekçeler verdik. Ve bu anlamsız yasak çok sürmedi. El koydukları kitapları bize vermediler ama ziyarete gelen ailelerimize teslim ettiler. 2-3 ay sonra yine kütüphaneden ödünç kitap almaya başladık. Ancak dışarıdan kitap siparişi vermek yasaktı.

(TR724)