‘Erdoğan’ın Imamlarının Çevirdiği Dümenler’: Fransa DİTİB’teki Yolsuzlukları Konuşuyor

Fransız haftalık haber dergisi Le Point son sayısında Fransa’da Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Fransa DİTİB teşkilatındaki yolsuzluklara dair geniş bir dosya haber yayınladı.
DİTİB’in diplomatik yazışmalarına ve banka hesaplarına ulaşan Le Point dergisi, Fransa’da 264 camiyi yöneten DİTİB’in iç işleyişini, vatandaşların ve memurların nasıl ihbar edildiğini, Ankara’dan atanan diplomatların yolsuzluklarını ifşa etti. Clement Petreault imzalı haberin başlığı ” Erdoğan’ın din adamlarının çevirdiği dümenler.”
İşte, Fransa’da çok konuşulan haberin tam çevirisi.
Bu haber dijital bir sızıntıyla ortaya çıkan rezaletin hikayesi. Le Point Fransa’daki Türkiye Büyükelçiliği Din İşleri Ataşeliği ve DİTİB’e ait yüzlerce diplomatik yazışmayı inceledi. Bu yapı Fransa çapında Ankara tarafından gönderilen 202 imamı ve Fransa’nın dört bir yanına yayılmış 264 camiyi yönetiyor. Sayısız diplomatik yazışma, banka dekontları ve personel atamaları karşımıza paranın gölgesinde kalmış, mevcut muhasebe standartlarından uzak ve Ankara’dan gelen siyasi talimatlarla yönetilen bir kurum çıkarıyor. Bu dini kurumun adı Diyanet. Devletin din adamlarını yöneten güçlü bir kamu kurumu. Bu kale 1924’ten bu yana üst düzey bir bürokrat tarafından yönetiliyor. Diyanet Fransa’da dahil olmak üzere dünyanın her yerine diplomatlar gönderiyor. Din hizmetlerinde geçirilen bir kariyerin ödülü olarak Türk bürokrasisinin elitleri Paris’teki din işleri ateşeliğine gönderiliyor. Fransa’daki cami yapılanmasını bu elitler yönetiyor.

DİTİB ‘nakit para’ cenneti
Bu belgelerde büyük bir şaşkınlık içinde Fransa’daki ‘Konsolosluk İslamı’nın iç yüzünü görebiliyoruz. Büyük miktarlarda nakit para dönüşümü, çalışanlar arasındaki küçük anlaşmalar, diplomatların maceraları, her gün yaşanan ihanetler. Aynı zamanda endişe duyduğumuz gibi Türk diplomatların Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arzusunu yerine getirerek vatandaşlarını takip eden siyasi polise dönüşmekten çekinmediklerini görüyoruz.
Bu belgeler aynı zamanda yaygın bir kanaati de tasdik ediyor. Fransa da tıpkı Avrupa’nın geri kalanında olduğu gibi Erdoğan’ın Türk diasporasını ele geçirmek için başlattığı büyük şantiyenin bir parçası. Almanya’da, İsveç’te, Hollanda’da, İsviçre’de ve Balkan ülkelerinde olduğu gibi, güçlü bir Türk milliyetçiliği ve İslamcılık otokratik bir iktidarın emrindeki Türk memurlar tarafından bu ülkede yayılıyor.
Bu belgelerin gerçekliğini teyit etmek, çevirmek ve İslamın prensiplerinden pek uzak olan bu dini sistemi analiz etmek için haftalarca Avrupa’nın dört bir tarafındaki Türkçe bilen akademisyenlerle ve gazetecilerle birlikte çalıştık. Onların güvenliğini sağlayabilmek için kimlik bilgilerini saklamayı tercih ettiler.
Eğer resmi Türk İslamı bir şirketi olsaydı onu bir nakit para basan bir makina olarak tasvir etmek gerekirdi. Sayısız banka dekontunun gösterdiği gibi, Ankara ile Paris arasında büyük bir nakit para akışı var. Bu nakit akışının tamamı yasadışı değil. Ancak, bazı rakamlar göze çarpıyor. 2012’de hacca giden Fransalı Türklerden toplanan para. 3 milyon 628 bin 400 euro. Paris Din İşleri Ataşeliği’nin bu işten karı 505 bin 434 euro. 1 milyon 942 bin 220 euro ise Ankara’daki Diyanet İşleri Başkanlığı’na gönderiliyor. Fransa’daki Türklerin cömertliğine sık sık başvurulduğunu ve çok büyük nakit para toplandığını görüyoruz. 2013 yılında 53 bin 490 Diyanet takvimi satışından 240 bin 705 euro nakit para toplanıyor.

1. belge: 22 Kasım 2013’te İzzet Er’in imzasını taşıyan bir havale. Elçiliğin hesabından DİTİB derneğinin hesabına 50 bin euro miktarında bir çek aktarılmış. 2. belge Mekke’ye giden hacıların para yatırdığı hesabın dekontu : 26-29 Eylül 2011’de 2 milyon 713 bin 752 euro yatırılmış

DİTİB’İN KARA KUTUSU CENAZE FONU
Bunlara ilaveten Paris Ditib, Lyon ve Strasbourg’daki yerel temsilcilikler tarafından yönetilen cenaze fonu var. Cenaze fonu akıl almaz bir finansal akış sağlıyor. Sünni Türkler arasında son derece popüler olan bu fon Fransa’da vefat eden Türklerin cenazesinin Türkiye’de defnedilmesini sağlıyor. 2014’teki bir diplomatik yazışma Paris’te Cenaze fonuna 45 bin 190 üye olduğunu gösteriyor. Strasbourg’da 37 bin 626 ve Lyon’da 65 bin 320 üye var. Toplamda 148 bin 136 aylık aidat ödeyen üye. Bu dönemde, aylık aidat ücreti kişi başı 20 euro. Diyanet’i yakından tanıyan bir kaynak, « Ditib yılda 150’den fazla cenaze taşımıyor. Bir cenazenin Türkiye’ye taşınması ve defni 3500 euro tutuyor. Siz gerisini hesaplayabilirsiniz. » Biz de bu hesabı yapıyoruz. Paris’te 903 bin 800 euro toplanıyor. 525 bin euro maliyet ve geriye kalan 380 bin euro kar DİTİB Paris’e kalıyor. Sürekli sosyal hizmetlerden ve yardımlaşmadan bahseden bir dernek için hiç te fena bir kar değil. Diyanet’in Fransız ayağı taradından 2012’de kurulan sosyal yardım ve yardımlaşma derneği faaliyet alanını « müslüman mezarlığı alınması, Türkiye’ye cenazelerin transferi, imamların formasyonu, fransızca dil kursu, Türkçe dil kursu, bilgisayar kursu, dikiş kursu, Kuran kursu, zekat toplanması, kurbanlık koyun organizasyonu, öğrencilere burs dağıtılması, hac organizasyonu, kitap basımı, seccade satımı, insanı yardım kampanyaları, hapisteki insanlara yardım edilmesi » olarak tanımlıyor. Bu dernek, kuruluşundan bu yana yıllık bilançosunu hiç açıklamadı. Bu dindarları suistimal eden ücretlere karşı yereldeki dernekler kendi cenaze fonlarını oluşturuyor. DİTİB bu karşı hamleler karşısında fiyatlarını düşürmek zorunda kalıyor. Dolayısıyla, üyeler bu sene birebir aynı hizmetleri almak için üyeler 12 euro ödüyor.

DİTİB’in Bagnolet’deki genel merkezi

DİTİB’İN KASASINDAN PARİS’İN LÜKS SEMTİNDE DAİRE
DİTİB’in Fransa başkanı artık memurluk aristokrasisine katıldığı için çok iyi bir maaşa ve diplomatik pasaporta sahip. Tabi ki, iş arkadaşlarının onu nasıl kıskandığını yazışmalarda görebiliyoruz. Din İşleri Ataşesinin hem Boulogne’daki konsolosluk binasına, hem Bagnolet’deki DİTİB’in merkezinde bürosu bulunuyor. Hatta arada uğradığı Passy’deki 17. yüzyıl mimarisine sahip harika Türk Büyükelçiliği binasında da bir bürosu var. Paris’in lüks semti Neuilly’de DİTİB’in bütçesinden alınan bir lojmanı da bulunuyor. DİTİB adına bu evi satın alan SCI DİTİB şirketi 2007’de kurulmuş ve 2014’te iflas ettirilmiş. Amatörlüğün zirvesi bir hamleyle şirketin sahipleri bu binadaki miraslık haklarından şu yazıyla vazgeçmiş : « Biz bu arada ölürsek varislerimizin bu mülk hakkında hiç bir hakkı yoktur. Sadece satın alma işlemini hızlandırmak için şirkete ortak olmuştuk. »
Bu görevi ifa eden diplomatlar Diyanet’e sadık Türk toplumundaki tartışmalarda da hesap vermek zorunda kalıyor. Bazı dini ataşeler Diyanet’e gönderdiği resmi yazışmalarda açıkça halkın arasında konuşulan DİTİB’le ilgili yolsuzluk söylentilerinden bahsediyor. Eski Din İşleri Ataşesi Gencağa Sayan’ın yazışmalarından Türkiye Büyükelçisi’nin de DİTİB’e mesafeli durduğu anlaşılıyor. 7 Mayıs 2015’de Ankara’ya gönderdiği bir mektupta kendisinin canını sıkan bir olaydan bahsediyor. 2012’de DİTİB’le ilgili yolsuzluk iddiaları çok konuşulunca dönemin Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu’nun bu iddialara inandığını üzüntüyle Ankara’ya bildiriyor.
Ataşeden Ankara’ya mektup: «Dava açarsak DİTİB’in usülsüzlükleri ortaya çıkar»
Paris’e 2014’te atanan yeni büyükelçi Hakkı Akıl da pek DİTİB’e sıcak bakmıyor gibi. Kamuya açık ilk buluşmada Sayan’ı aşağılıyor. Din İşleri Ataşesi Sayan bu anları şu satırlarla raporunda anlatıyor: « Büyükelçi tüm dernek başkanlarının önünde bana sordu ‘ Nasıl oluyor da DİTİB hakkında bu kadar şikayet olabiliyor? Neden DİTİB insanlara baskı yapıyor? ‘ Elçinin DİTİB’e karşı önyargılarının olduğunu hissettim. Daha sonra anladım ki bu hislerimde yanılmamışım. » Din İşleri Ataşesi pek de dindar olmayan bu büyükelçinin çıkışı karşısında kendisini savundu. «Haftasonlarını derneklere ziyaretle geçiren, tatillerini yollarda şoförsüz geçiren ben nasıl böyle bir fitne çıkarabilirim? » Soyadının hakkını veren (Sayan türkçeden « hesap yapan, sayı sayan » anlamına gelir) Ataşe Gencağa Sayan Paris’te Temmuz 2016’ya kadar görevde kaldı. Ankara ile yazışmalarında DİTİB’in kusursuz olmaktan çok uzak mali yönetimini itiraf etti. Kiracısının PKK üyesi olduğundan şüphelendiği bir Diyanet binasının sözleşmesinden bahsederken dava açmaktan çekindiğini söylüyor. «Eğer bu kiracıyı mahkeme karşısına çıkarırsak, DİTİB’in usulsüzlükleri ifşa olur ve mali kontrole tabi tutulur. » Bu Türk diplomat yazışmalarında Erdoğan’ın dilini kullanmaktan da hiç çekinmiyor. Mesela, 2013’te Erdoğan rejimini desteklemeyen DİTİB üyelerini Gülen sempatizanları için kullanılan « paralel yapı » üyeleri olarak fişliyor ve şikayet ediyor.
Kadın taciri imamı ihbar ediyor
15 Temmuz 2016’da Türkiye’de darbe girişimi yaşandığında Erdoğan tarafından başlatılan cadı avına Fransa’da destek veriyor. Bu şekilde, Fransa’nın doğusunda yaşayan Türk imam M.O büyük bir bedel ödüyor. Temmuz 2016’da Türkiye’ye staja giden Fransa’da görevli bu imam önce kendisini uzaktan tanıyan birisi tarafından ihbar ediliyor. Önce Fransa’ya dönmesini engellemek için yurt dışı yasağı konuluyor. Daha sonra Şubat 2017’de tutuklanıyor. Türk imam, « Bütün devlet kurumları sanki bana karşı harekete geçti. Mayıs 2017’de Samsun’da Gülen hareketine üye olma suçlamasıyla -ki kendisi bunu inkar etmiyor- hakim karşısına çıkıyor. Tutuklanmasına sebep olan kesin deliller kendi aleyhine Fransa’da Strasbourg Din İşleri Ataşesi Fevzi Hamurcu tarafından toplanmış ifadelerden oluşuyor. (Hamurcu, daha sonra Fransa DİTİB’in başına geçti.) Bu pek yaygın olmayan ifade alma metodu, uluslararası ilişkilerden tanınan bir derogasyon nedeniyle yasa dışı değil. Ancak, Din İşleri Ataşesi’nin tanıkların ifadesini alırken siyasi polis rolü oynadığını görüyoruz. İmam M.O’nun tutuklanmasına sebep olan tanıklar arasında Fransa’da Erdoğan’ın destekçileri tarafından kurulan UETD derneğinin aktif üyesi Mustafa C.nin ismini görüyoruz. Mustafa C. ifadesinde M.O’yu bizzat tanımadığını ancak bizzat bu imamın komşularını ve onu tanıyanları sorguladığını belirtiyor. Mustafa C. b Strasbourg’da 1999’da « şiddet ve zorlama yoluyla kadınları fuhuşa zorladığı ve kadın tacirliği yaptığı» gerekçesiyle 6 yıl hapis yatan Mustafa C. bu imamı Gülen hareketi üyesi olduğu gerekçesiyle hapise mahkum ettiriyor.
Savcıya dönüşen eski kadın tacirinin tanıklığı M.O.’nun savunmasına üstün geliyor. Samsun’da mahkeme M.O’yu 6 yıl 3 ay hapse mahkum ediyor. Daha sonra adli takip şartıyla salıverilen imam bu fırsattan istifa ederek Türkiye sınırını yürüyerek geçiyor ve Fransa’daki ailesine kavuşuyor.
Sahte tanıklık ve ağır iftira suçlamasıyla Fransa’da ihbarcılarına dava açan eski imam yaşadığı korkuyu « Bu olaydan sonra işimi kaybettim. Evimden mümkün olduğunca az çıkıyorum. Çocuklarım evin önünde oyun oynamaya dahi cesaret edemiyor. » sözleriyle açıklıyor.

Fransa’nın doğusunda görev yapan M.O’nun hakkında hazırlanan ihbar belgesi. 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum olan M.O’nun aleyhindeki ifadeyi kadın tacirliği yaptığı için 6 yıl ceza alan Mustafa C. veriyor. Sorguyu gerçekleştiren kişi ise Fransa Ditib’in başına gelen Fevzi Hamurcu.

Ava giderken avlanan ataşe
Meğerse ava giden avlanırmış. « Gülenizm » suçlamasını rakiplerini veya altında çalışanlarını ekarte etmek için etkili bir yöntem olarak kullanan Din İşleri Ataşesi Gencağa Sayan kendisini de kısa bir süre sonra aynı konumda buluyor. Sayan’ın düşüşü 21 Temmuz 2016’da resmi yazışmalarda tüm detayıyla anlatılıyor. Bu mektup sözleşmeli imam Yusuf Özcan tarafından Ankara’ya gönderiliyor. Özcan, mektubunda « vatandaşlık görevini » yerine getirdiğini belirterek tanık olduğu anları anlatıyor.
19 Temmuz’da DİTİB’in kantininde patronu Gencağa Sayan’la sohbet ederken onun endişeli olduğunu farkediyor.  Sayan yüksek sesle « Diyanet 492 çalışanını ihraç etmiş. İçlerinde bir ataşe de var. Acaba o ihraç edilen ataşe ben miyim? » diyor.
Ertesi gün yine kantinde Özcan, Sayan’la konuşuyor. Özcan, Sayan’a ihraç edilen memurların mahkeme karşısına çıkarılmayacağını anlatıyor. Sayan, düşünceli bir şekilde « Öyle mi ? Peki ihraç edilenlerin maaşı yatırılmaya devam edecek mi? » Özcan, mektubunda bu tepkiye çok şaşırdığını söylüyor: « Ben onun hainlerin cezalandırılması gerektiğini söylemesini beklerken onun maaştan bahsetmesi beni şaşırttı. » Özcan’ın şaşkınlığı burada son bulmuyor. Akşam üstü Din İşleri Ataşesi Sayan’ın resmi belgeleri kağıt öğütücüden geçirdiğini görüyor. Belli ki, temizlik yapıyor. Bu mektubun ardından Türkiye’ye geri çağırılan Sayan rütbesi düşürülerek Ordu’da düz imamlığa atanıyor.
Vatandaşlık bilinciyle yerinde duramayan imam Yusuf Özcan ise bugün Anadolu Ajansı’nın Paris bürosunda muhabir olarak çalışıyor. Takıntıları onu terketmemiş gibi görünüyor. Zira haberlerinde sık sık hala Gülenci temizliği yapmayan Fransız şehirlerini ihbar etmekten geri durmuyor. Demek ki, bazı imamlar sadece tanrıya ve cemaatlerine hizmet etmiyormuş. Le Point’in irtibata geçtiği Büyükelçilik ve DİTİB sorularımıza cevap vermedi.

Gencağa Sayan, vatandaşlarını ihbar etmek söz konusu olduğunda hiç bir fırsatı kaçırmıyor. Yukarıdaki resimde yer alan resmi yazışmalarda DİTİB’e ait bir lokali kiralayan işletmecinin PKK üyesi olduğu iddiasını Ankara’ya bildiriyor.

Mercedes seven imam
Durkheim’in çevirisini yapan akademisyen İzzet Er Paris’e 2011’de atanıyor. Diyanet Başkan yardımcılığını yaptıktan sonra Paris’e gelen Er’i tanıyanlar onun çok mesafeli biri olduğunu söylüyor. İzzet Er, bu dünyanın büyük hayalperest ve idealistlerinden birisi değil. 40’lı yaşlarındaki bu diplomat Jakoben Türk bürokrasisinin en iyi temsilcilerinden birisi. Tabi bu yapısı, onun arabalara olan gizli sevdasına engel olmuyor.
8 Kasım 2013’te DİTİB’in kasasından kendisine siyah lake renginde Mercedes-Benz C180 limuzin model bir araba satın alıyor. Faturaya göre bu arada 44 bin 541 euro 70 cent tutuyor. Bu paranın 33 bin 851 euro’su havale yapılıyor. Ancak, geri kalan 10 bin 700 euro paranın hiç bir muhasebe kaydı yok. Mercedesli imam 2012’de Almanya DİTİB’in başına atanıyor. Temmuz 2014’e kadar Almanya DİTİB’in başında görev yapan İzzet Er, Fransa DİTİB’i de yakından kontrol etmeye devam ediyor. Almanya’da DİTİB kontrolündeki 800 camiyle en güçlü yapılardan birisi.

Din İşleri Ataşesi DİTİB’in hacı adaylarından topladığı parayla kendisine 44 500 euro bedelinde bir Mercedes makam aracı satın almış.

Büyükelçilik tazminat ödememek için DİTİB’i iflası ettirdi
Resmi olarak Elçiliğe bağlı Din İşleri Ataşeliğinin banka hesapları ile DİTİB derneğinin hesapları ayrı. Ancak 19 Şubat 2013 tarihli DİTİB teftiş kurulu raporu bu iki hesaptaki usülsüzlükleri tespit ediyor: « DİTİB ile Din İşleri Ataşeliğinin muhasebe kayıtları ve kararları sık sık birbirine karışıyor. Bunun engellenmesi için gerekli adımların hızlıca atılması gerekiyor. » Bu iyi niyetli talep tabi ki duyulmuyor. 9 Eylül 2014’te Gencağa Sayan Büyükelçiliğin bankasına şu talimatı geçiyor: « Personel maaşları, cenaze fonu ve diğer faturalar için gerekli ödemelerin yapılması amacıyla 130 bin euroluk havalenin DİTİB’in hesabına geçilmesini talep ediyorum. » Bazen bunun tam tersi de yaşanıyor.
2015’te Gencağa Sayan Ankara’daki üstlerine yazdığı mektupta DİTİB derneğini kasıtlı şekilde nasıl iflasa sürüklediğini övünerek anlatıyor. DİTİB derneği eski bir çalışanına 60 bin euro tazminat ödemeye mahkum olunca hesaptaki paraları elçilik hesabına aktarıyor. « Bizim rızamız olmadan bu paranın tazminat olarak çekilmesi endişesiyle, DİTİB’in hesabındaki paraların tamamını elçiliğin diplomatik hesabına aktardık. Zira, mahkeme bankaya haciz mektubu göndermişti. Haciz memurları DİTİB’in hesaplarına göz dikmişti. Ancak, elleri boşta kaldı. » Ataşe bu hamlesiyle övünürken, Elçiliğin avukatı Selçuk Demir’i de bu davayla ilgilenmediği için eleştiriyor.

Hac hesabından ”müteferrik harcamalar» için 320 bin 912 euro
DİTİB’in diplomatik hesapları yerinden oynatılamaz bir konuma sahip sekreter İbrahim Karaoğlu’ndan sorulur. Bu sistem adamı 16 yıl boyunca DİTİB’in başına atanan ataşeleri izledi ve kurumun bütün inceliklerini biliyor. Ondan hiç bir şey kaçmaz. İsmi azımsanmayacak sayıda banka dekontu ve finansal dökümanda geçiyor. Eylül 2007 ve Aralık 2014 arasındaki tüm banka dekontları incelediğimizde, Karaoğlu’nun « Hac » diplomatik hesabından 110 bin euro nakit para çektiğini görüyoruz. Bu hesap resmi kayıtlara bakarsak normalde hacca giden vatandaşların masrafları kullanılıyor. Karaoğlu, aynı zamanda diğer diplomatik hesaplarda da oldukça aktif. Aynı süre zarfında Paris’teki İş Bankası şubesinden 320 bin 912 euro nakit para çekiyor. Bordrolarda bu nakit paraların genelde «müteferrik harcamalar» için çekildiğini öğreniyoruz.
DİTİB 264 camiyi kontrol ediyor
Din İşleri Ataşesi Türkiye Paris Büyükelçiliği’ne bağlı. Bu din işleri görevlisi diplomat statüsüne sahip ve Türk devletindeki memur statüsündeki imamlar da Fransa’da « sosyal asistan » statüsüyle oturum alıyor. Ataşe, aynı zamanda DİTİB Fransa’nın dernek başkanı. Doğrudan 70 camiye sahip ve toplam 264 camiyi yönetiyor. Bu dernek, 1986’da kuruldu ve teoride Fransız hukukuna uygun şekilde din hizmetleri vermesi gerekiyor. Fransa’daki konsolosluklara bağlı 4 din işleri ataşesi bulunuyor. Paris’te Hüseyin Avni Böge, Strasbourg’da Fevzi Hamurcu, Lyon’da Ahmet Saçıntı ve Bordeaux’da henüz atama yapılmadı.
Haberin kaynağı: http://www.lepoint.fr/societe/les-combines-des-religieux-d-erdogan-18-07-2018-2237379_23.php#xtor=CS2-282