Hizmet Hareketi ve Hasar Tespiti

YORUM | VEYSEL AYHAN
Bediüzzaman Hazretleri’nin dikkat çektiği ve önem atfettiği dört kelime var: “Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelimeyle dört kelâm öğrendim… Kelimelerden maksat, mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, niyet, nazar’dır.”

Üzerinde duracağım kelime: ‘nazar’.

Yani, bakış açısı.
Durduğum yer.
Gözlem yapmak için seçtiğim nokta.
Kimisi bir futbol maçını değerlendirirken “gol” sayısını baz alır. Kiminin kriteri güzel futboldur. Top toplayıcı için sahadan çıkan top sayısı önemlidir. Polis için en iyi maç olay çıkmayan maçtır. Bahis oynayan içinse iddia ettiği sonuç en iyi sonuçtur. Kapılardaki seyyar satıcılar için ise en iyi futbol maçı en çok seyircinin olduğu maçtır.
‘Semere’ izafidir, değişkendir. Herkes farklı bir gözle bakar, arzu ettiği sonucun peşine düşer. O gerçekleşmezse sonuç onun ‘nazar’ında hezimettir.
HİZMET NEDİR?
Hizmet’i değerlendirirken ve eleştirirken şu bakış açıları öne çıkıyor:
Hizmet bir eğitim hareketidir. Okul açar, öğrenci yetiştirir.
Hizmet her mahfilde itibar görmesi gereken bir sivil toplum hareketidir.
Hizmet ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşan insanî bir yardım teşkilatıdır.
Hizmet bir ilâ-yı kelimetullah hareketidir. Amacı “emr-i bi’l maruf, nehy-i ani’l münker”dir.
Hizmet tasavvufi bir harekettir. Amaç insanları “Kalbin Zümrüt Tepeleri”nde dolaştırmak, onlara velayet kapılarını açmaktır.
Bu tanımları yapmakta herkes hürdür. İsabet eder, etmez ayrı mesele.
Mesela bana göre “Hizmet” tek başına yukarıdakilerin hiçbir değildir.
Hizmet, Allah’ın rızasını kazanmak için bir arayış içinde olmaktır. Bu arayışı fiili bir duaya çevirmek için bir takım ‘araç’lara başvurmaktır.
Bu araçlar ‘okul’ olabilir, ‘burs’ olabilir, ‘sohbet’ olabilir, ‘himmet’ olabilir.
Bu araçların hiç birinin peşine ‘amaç’ olarak koşulmaz. Hiçbiri ‘kutsal’ değildir. Kutsal olan Allah’a teveccühtür. İnsan bu araçları gaye yaparsa hatta putlaştırırsa bunlarla imtihan olur.
HİZMET’İN ‘HASAR TESPİTİ’ İÇİN TEST EDİLECEK ÜÇ SEMERESİ VARDIR
İkisi ana hazinedir.
Bunlar ‘elmas’ ve ‘altın’ gibi iki değeri ifade eder.
Bunlar çalınmadıysa, gasp edilmediyse, yaşıyorsa Hizmet ayakta demektir. Bunlar bitmişse çalınmışsa Hizmet bitmiş demektir.
1- İnsan.
İnsan derken, o insanların gayretleriyle ulaştıkları makamları ve dünyevi varlıkları kastetmiyorum.
Evsaftan bahsediyorum: Allah’ı bilen ve O’na saygılı, insana değer veren, hak ve hukuka ölesiye riayet etmeye çalışan, adil davranmayı hayat prensibi haline getirmiş, yalana savaş açmış insan sayısı. Bunun test sorusu şu:
5 yıl önce böyle kaç insanımız vardı? Şimdi kaç insanımız var? Eksildi mi? Arttı mı?
Vasıfları bunu tutan 100 kişi on binlere tercih edilir.
Keyfiyet sahibi insan sayımız neydi? Ne oldu? Azaldı mı arttı mı?
Eskiden mi daha iyiydik yoksa şimdi mi?
2- Hizmet mensuplarının Allah’ın rızasını arama gayretinin (fiili ve sözlü dua) seyreltik veya derişik oluşu ve bunun toplam yekûnu. Fiili ve sözlü dualarının toplam değeri.
Tamamını toplayıp ortalamasını alırsak ‘gayret ve teveccüh’ün miktarını buluruz. Bu yekûn tabii ki ölçülmez. Amacım bu değeri ima etmek.
Bunun test sorusu ise şu: Bundan 5 yıl önce “Allah’a teveccüh, dua, tevekkül, teslimiyet…; namaz ciddiyeti, teheccüd…” gibi değerler ne ölçüdeydi, şimdi ne kadar?
Sahabi misal insan sayımız azaldı mı arttı mı?
Konjonktürel menfaat kaygılarıyla içimizde bulunanlar arttı mı, azaldı mı?
Eskiden mi daha iyiydik yoksa şimdi mi?
Bu soruları kendimiz için de sorabiliriz.
5 yıl önceki halime göre ilerledim mi yoksa geriledim mi?
3- Bu madde; elde etmeyi ve kazanmayı ifade etmez. Hizmet’in o coğrafyada her insana anlatılmış olmasını, her insana ulaşmayı ifade eder.
Bunun testini ise şöyle yapabiliriz:
Hizmet, akli yeterliği olan, temyiz kabiliyetine sahip, taklidi değil tahkiki olarak sorgulama yapan her insana ulaştı mı?
İlk iki madde donanımı, 3. madde ise bu donanımla gayret etmeyi ifade eder.
Entelektüel, yazar, sanatkar, iş adamı, siyasi…
Bu insanlara Türkiye’de Hizmet  anlatıldı mı?
Her kulvarda öğrenciye ‘Hizmet’ sunuldu mu? Anlatıldı mı?
Geriye dönüp baktığınızda;
“Bizim çocuklara iyiyi ve doğruyu öğrettiler, ilgilendiler.”
“Bize vaazlarla, hutbelerle ve kitaplarla geldiler, yanlışlardan uzak durmak için ‘pozitif seralar’ yaptılar.”
“Ben ‘ev’lerde kaldım.”
“Ben içlerinde bir ara bulundum.”
“Ben sohbetlere devam ettim.”…
Bu, denebiliyorsa Hizmet vazifesini yapmış demektir. Hatta vazifesini “bitirmiş” demektir. Amaç “kabul edilmek” değil temsil ve tebliğdir.
Nazarımız buysa ve niyetimiz halis ise müsterih olabiliriz.
Dünyanın her neresinde olursak olalım ‘semere’nin ölçü ve kriteri bu olmalı. Ve şimdiden sonra tek bir gündemimiz olmalı: Geleceğe yürürken eski yanlışlarımızın muhasebesini yapmak, bunlardan ders almak, istişareyi tüm unsurlarıyla yaşatmak, yaşamıyorsa mertçe itiraz etmek, muhalefet şerhi koymak sonra da başkalarının ne yaptığına takılmadan işimize bakmak.