AKP’nin İsrail’le Ilişkileri: Algılar ve Gerçekler…

[Haber-İnceleme: Ali Adil Çakar]
AKP tabanının artık partilerinin İsrail konusundaki ikiyüzlülüğünü sorgulama zamanı geldi de geçiyor. ‘Güneydeki ülke’ ile yapılan anlaşma gereği Mavi Marmara davasının düşmesiyle birlikte artık bazı sloganlardan kurtulup gerçeğin peşine düşme vakti. Hizmet Hareketi’ne yıllardır hiçbir delil olmadan ‘İsrail uşağı’, ‘MOSSAD ajanı’ iftirası atanlar, şimdi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a tek kelime edemiyor. Çünkü, algılar her zaman gerçeklerin önündedir.
“Hizmet’in İsrail için çalıştığına dair delil göster” dendiğinde ortaya somut hiçbir şey koyamayanlar, sarıla sarıla Mavi Marmara ve ‘otorite’ açıklamasına sarılırlar. Onun ötesinde söylenebilen bir şey yok. Buna rağmen yıllardır bir ‘Güneydeki sevdikleri ülke’ muhabbetidir gidiyor. Aslında aynı Siyasal İslamcı mantığı ile Erdoğan’ı ‘İsrail uşağı’ ilan edebilecek onlarca başlık olmasına rağmen algıların tam tersi yönde inşa edilmesi bir psikolojik savaş başarısı. Erdoğan yıllar yılı ‘Gazze Fatihi’, ‘Mazlumların gür sesi’, ‘İsrail’e meydan okuyan adam’, ‘İsrail’e diz çöktüren lider’, ‘sağlam irade’ olarak pazarlandı.
Ancak sahadaki gerçekler hiç de öyle demiyor.

YAHUDİ CESARET MADALYASI

Erdoğan, Ocak 2004’te ABD’nin meşhur Yahudi örgütlerinden Amerikan Jewish Congress (AJC) tarafından cesaret madalyasına layık görüldü. Çoğunlukla Yahudi siyasetçi ya da kamusal figürlere verilen ödül, 2004’te ‘terörle mücadeledeki cesareti’ sebebiyle Tayyip Erdoğan’a uygun görülmüştü.
AJC, Erdoğan’ın 2010’da Kaddafi İnsan Hakları Ödülü’nü kabul etmesinin ardından bir kınama da yayınlamıştı. 2014’te İsrail’in Gazze operasyonlarını sert bir şekilde eleştiren Erdoğan’a bu kez AJC ‘madalyayı iade et’ dedi. Erdoğan’a yakın kaynaklar, ‘memnun oluruz’ dese de, o madalya hâlâ iade edilmedi.

SAMİ OFER’LE GİZLİ GÖRÜŞMELER, BALLI İHALELER

1 Mart 2005’te, o yılın rakamlarına göre İsrail’in en büyük ikinci zengin adamı Sami Ofer, Tüpraş’ın yüzde 14,76’lık hissesini satın aldı. Ofer’in oğlu Eyal Ofer’in, o gece dönemin Maliye Bakanı merhum Kemal Unakıtan’la gizli bir görüşme yaptığı ortaya çıktı. Unakıtan, gece yaptığı görüşmenin sabahında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na (ÖİB) talimat vermişti. O gün satış gerçekleşmişti.
Bu arada aynı gün Ofer’in Erdoğan’la da gizlice buluşturulduğu iddia edildi. Öğlen bir açıklama yapan Erdoğan, “Benim Sayın Ofer ile Başbakanlık’ta veya bir başka yerde görüşmem olmadı” dedi. Akşam katıldığı bir canlı yayın programında ise “Ofer ile Davos’ta bir kez görüştüm” itirafında bulundu. Ankara Bilkent Otel’de görüştükleri iddiaları içinse “Hatırlamıyorum” cevabını verdi. Daha sonra Erdoğan’ın Ofer’le 4 kez görüştüğü ortaya çıkacaktı. Tıpkı, oğlu Burak’ın bir süre Ofer’in gemilerinde çalıştığının ortaya çıkması gibi.

MAYINLI ARAZİLERİN İSRAİL’E VERİLMESİ

AKP, 2006 Şubat ayında, Güneydoğu’daki arazilerin mayınlardan temizlenmesi karşılığında 49 yıllığına kiraya verilmesi için harekete geçti. İhalenin İsrail’e verileceği, böylece Tel Aviv’in ‘Arz-ı Mev’ud’ hayallerini gerçekleştireceği yönünde iddialar ortaya atıldı. Buna rağmen AKP, projede ısrarcı davrandı. Günlerce süren itirazlar sonucu Danıştay, düzenlemeyi iptal etti. AKP’ye o dönemde bu projeyle ilgili en büyük itiraz Zaman gazetesinden gelmişti. Zaman, günlerce bu konuyu manşetine taşıdı. Yıllar geçti, Erdoğan “İsrail’e meydan okuyan adam” oldu; Cemaat ise ‘MOSSAD ajanı’.
AKP, 2009 yılı Mayıs ayında aynı projeyi raftan indirdi. Danıştay kararına rağmen yeni bir kanun teklifi hazırladı. Mayın temizlenmesi karşılığı 49 yıllığına ‘tarım’ amaçlı verilecek bölge, Türkiye’nin Suriye ve Irak sınır bölgesi boyunca 877 km’lik ve 216 bin dekarlık alanı kapsıyordu. İhalenin yine bir İsrailli firmaya gideceği ortaya atıldı. Hükümet bunu yalanlayamadı. Yine haftalarca süren itirazlar oldu ve AKP bir kez daha geri adım atmak zorunda kaldı.

‘TEPKİM MODERATÖRE’

Ama olsun, Erdoğan hala “Gazze Fatihi” idi. 4 ay önce Davos’ta ‘One minute’ çıkışı yapmış ve Türkiye’de bu tezahüratlarla karşılanmıştı. Her ne kadar oturum biter bitmez o sözü moderatöre söylediğini açıklasa da kamuoyuna sanki İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres’e söylemiş gibi bir hava estirilmişti. Yine de durumdan memnun olan Erdoğan, ortaya çıkan imajın ekmeğini yıllarca yemeye devam etti. Perde arkasındaysa işler farklı yürüyordu..
31 Mayıs 2010’da Mavi Marmara katliamı yaşandı. Gemideki 9 Türk, İsrail askerlerince öldürüldü. Fethullah Gülen, hayatını kaybedenleri ‘şehit’ olarak niteledi ve gazetelere ‘taziye’ ilanı verdi. Wall Street Journal gazetesine verdiği demeçte ise geminin bu şekilde göz göre göre felakete gönderilmesini eleştirerek, “Otoriteden izin alınmalıydı” yorumunu yaptı. O zaman İslamcı çevreler Gülen’i adeta tekfir etti. Erdoğan ise yaptığı Mavi Marmara çıkışları ile ‘Filistin’in hamisi’ rolüne soyundu.

‘OTORİTE’ KONUSUNDA GÜLEN’İN DEDİĞİNE GELDİ

17 Temmuz 2014 tarihli konuşmasında Gülen’in ‘otorite’ açıklamasına tepki göstererek, “Otorite kim? Güneydeki sevdikleri mi yoksa biz mi? Otorite eğer bizsek, biz zaten izin verdik” dedi. Bir ay geçti, 14 Ağustos 2014’te Gülen’le aynı noktaya geldi. Gazze’deki yaralıların Türkiye’ye getirilmesi için İsrail’den izin beklediklerini açıkladı. “Yeter ki biz İsrail’den müsadeyi alalım, onları ülkemize getirelim” dedi.
Tabi ki “Gazze’deki yaralıları Türkiye’ye getirebilmek için niye İsrail’den izin alıyorsunuz?” diye sorulmadı. İsrail bir ayda ‘otorite’ olmuştu. Ancak Erdoğan hâlâ ‘Gazze Fatihi’ idi. Nisan 2013’te “En geç Mayıs sonu Gazze’ye gideceğim” demiş olmasına ve bir türlü o Mayıs sonunun gelmemiş olmasına rağmen… Olsun, AKP tabanı için önemli değildi. Gitmiş kadar olmuştu.

İSRAİL’LE TİCARET MAVİ MARMARA’DAN SONRA İKİYE KATLANDI

israil ticaret
Bu arada AKP-İsrail cephesinde neler mi oluyordu? Milli Gazete’nin, 26 Mayıs 2015 tarihli “Lafa değil, icraata baktık” manşetinden öğrendik. Haber, İsrail’le ticaret hacminin Mavi Marmara’ya rağmen iki kattan fazla arttığını ortaya koyuyordu. 2009 yılında İsrail’le 2 milyar 597 milyon dolar olan ticaret, 2014 yılına gelindiğinde 5 milyar 832 milyon 180 bin dolara çıkmıştı.
Ayrıca Mavi Marmara baskınının yapıldığı 2010 yılında İsrail’den Türkiye’ye 1 milyar 360 milyon dolarlık ihracat yapılırken, bu rakam 2013 yılında 2 milyar 418 milyon dolara yükselmişti.

GAZZE’Yİ BOMBALAYAN JET YAKITLARI TÜRKİYE’DEN

Sadece bununla sınırlı değildi. Kuzey Irak petrollerinin Türkiye üzerinden İsrail’e satıldığı, İsrail’in de bu ham petrolü işleyip tekrar Türkiye’ye sattığı ortaya çıktı. Financial Times gazetesi, Ağustos 2015’te, deniz nakliyatı, ticaret kaynakları ve uydu tanker izleme verilerini derleyerek bir tabloya ulaşmıştı. Buna göre İsrail, 1 milyar doları bulan petrol ithalatının dörttü üçünü Kuzey Irak’tan karşılıyordu. Aracı ise Türkiye’ydi, petrol Ceyhan limanından naklediliyordu. Üstelik İsrail, bu petrolü jet yakıtı olarak kullanıyor ve Gazze’yi bombalıyordu.
Yine Ağustos 2015’te yayınlanan Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurulu (EPDK) raporuna göre Türkiye’nin İsrail’den petrol ithalatı sürekli artıyordu. İsrail’in Gazze saldırısının olduğu Temmuz 2014 ve Mayıs 2015 tarihleri arasında bu ülkeden petrol ithalatı yüzde 84,95 artışla 118 bin tondan 218 bin tona çıkmıştı.

ERDOĞAN AİLESİNİN GEMİLERİ İSRAİL LİMANINDA

gemi erdoğan
Bütün bu süreçte ‘Gazze Fatihi’ ne yapıyordu peki? Meydanlarda “Ben olduğum müddetçe İsrail’le asla normalleşme olmayacak” diye gürlüyordu. Ancak oğlunun ortağı olduğu ‘gemicikler’, normal bir şekilde İsrail’le ticareti sürdürüyordu. Burak Erdoğan’ın Safran 1 isimli gemisinin, 12 Ocak 2013 tarihinde İsrail’in en büyük limanı Ashdod’a demir attığı ortaya çıktı.
11 Nisan 2013’te İsrail’in Yedioth Ahoronot gazetesi, “Burak Erdoğan, son yıllarda iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kötüleşmesine rağmen sahibi olduğu gemiyle İsrail ile ticaret yapmaya devam etti” yazdı. Burak Erdoğan, belgeleri yalanlayamadı. Babası ise bu konuda tek kelime etmedi.

TEL AVİV’LE ‘NORMALLEŞME’ GÖRÜŞMELERİ

‘Gazze Fatihi’, kürsülerde “Mavi Marmara’ya sırtını dönen, Arafat’taki vaatlerine ihanet edenlerdir” diye kükrüyordu. Bu arada diplomatlar, onun verdiği talimatla İsrail’le ilişkileri yeniden düzeltmeye koyulmuştu. Haziran 2015’te iki ülke Dışişleri yetkililerinin Roma’da gizli bir toplantı yaptığı anlaşıldı. 8 ay sonra da Cenevre’de ikinci toplantı yapıldı ve çerçeve anlaşma büyük ölçüde belirlendi.
Aynı günlerde Erdoğan, ABD’nin önde gelen Yahudi kuruluşlarını Saray’da ağırladı. 1 ay sonraki Washington seyahatinde de ‘iade-i ziyaret’te bulunarak kendileriyle kahvaltıda bir araya geldi. Tabii artık ne onlar iade edilmeyen madalyayı hatırlatıyor ne de Erdoğan söz ediyordu.

‘İNŞALLAH İSRAİL’LE FARKLI BİR NOKTAYA GELİNECEK’

Artık İsrail’le anlaşmanın eli kulağındaydı. Dönemin AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Aralık 2015’te, “İsrail devleti Türkiye’nin dostudur” diyerek zaten işareti vermişti. Her fırsatta “İsrail devleti, terör devletidir” diyen Erdoğan ise artık bambaşka niyazlarda bulunuyordu. Nisan 2016’daki Zagreb ziyaretinde, beraberindeki gazetecilere müjdeyi şöyle veriyordu: “İnşallah İsrail’le farklı bir noktaya gelinecek.”
Nitekim 2 ay sonra o farklı noktaya da gelindi. 28 Haziran 2016 tarihinde Türkiye-İsrail anlaşması imzalandı. Türkiye, 20 milyon dolar karşılığında egemenlik haklarından vazgeçmişti. Anlaşmaya göre 9 Türk’ün katledilmesiyle ilgili dava da düşürülecekti. 9 Aralık 2016 tarihinde İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, bu anlaşmayı gerekçe göstererek davayı düşürdü.
Bütün bu süreçlerde Erdoğan ‘Gazze Fatihi’ydi, Cemaat ise ‘İsrail uşağı’. Yersen…
tv5