Hüzün Padişahtır ve Ramazan Uzun Yoldan Gelir

EMİNE EROĞLU
Tablo ağırdı. Musa’nın hükmüne razı olmayanlar, Firavun’un tahakkümüne mahkûm, hallerinden gayet de memnun, gözsüz ve kulaksız yaşayıp gidiyorlardı. Unutmayı seçenler hatırlamayı da unutuyor, mazisiz ve belleksiz kaldıkları için hamasetle idare ediyorlardı.
“Bu milletin iki yakasının bir araya gelmesinden rahatsız olanlar”ın varlığına inananlar, kendilerini yeni bir kurtuluş savaşının mücahitleri olarak görüyorlardı.
Annelerin sütü kesiliyordu nezarethanelerde. Bilerek tek bir karıncaya basmamış insanlara “alçakça” terörist deniliyordu. Her gün şehit haberleri geliyor, yüzlerce sivil ölüyor, binlerce hayırsever gözaltına alınıyordu.
Gökten düşenin parçası bulunuyordu da gönülden düşenin parçası bulunmuyordu. Görmeyen kendi karanlığında, gören gözyaşında boğuluyordu.
Hüzün padişahı mazlumların kalbine yerleşmişti bir kere. Başka bir şeyin orada hüküm sürmesine izin vermiyordu.
Ramazan’ın merhabası
Derken şehr-i Ramazan geldi ve inanmış gönüllere “merhaba” dedi.
Doğum sancısı Hz. Meryem’i hurma ağacına dayanmaya zorladığı gibi, hüzün ağrısı, mazlumları Ramazan ağacına dayanmaya zorladı.
Hani, “Ah! N’olaydım,” demişti ya Hazreti Meryem, “keşke bu iş başıma gelmeden öleydim, adı sanı unutulup gitmiş biri olaydım!” (Meryem, 23)
“Ah ne olaydım!” diyorduk pek çoğumuz, “Kendi kanımdan canımdan bildiklerimi zulmün yanında saf tutarken görmeseydim. Ahirette komşu olmayı dilediklerim yol kesicilere, kuyu kazıcılara dönüşmeseydi. Ülkemde haramiler kol gezmeseydi. Katiller, hırsızlar, tecavüzcüler himaye görmeseydi. Bir hırs uğruna, eski Türkiye’nin tüm çeteleri diriltilmeseydi. Gencecik dimağlar kirli siyasetle zehirlenmeseydi. Bunca cürmün bedeli çoluk çocuğa ödetilmeseydi.
Keşke bu iş başımıza gelmeseydi de ben ölseydim, adı sanı unutulup gitmiş biri olsaydım.”
“yâ leytenî küntü nesyen mensiyyâ.”
Lâ Tahzen/Üzülme
Ayetin devamında Hz. Meryem’e “La tahzen/üzülme” diye nida edilir. Bu hitabı Efendimiz’in (sav), Sevr’de, mağara arkadaşı Hz. Ebubekir’e seslenişi olarak da biliyoruz. “Üzülme Allah bizimle beraberdir.” (Tevbe Sûresi, 40)
“Derken, Ruh, ona aşağıdan şöyle seslendi: “Sakın üzülme!” dedi, “Rabbin senin alt yanında bir su arkı meydana getirdi. Haydi, hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze hurmalar dökülsün. Artık ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer herhangi bir insana rastlarsan: “Ben Rahman’a oruç adamıştım,” de! “o sebeple bugün hiç kimseyle konuşmayacağım” (Meryem Sûresi 24, 25, 26)
“La tahzen,” mumun tahtaya dayandığı yerde vicdan kulağıyla duyulan İlahî bir teselli nidası. Yüreklere indirilen bir sekine. Tüm zamanların mazlumlarına umumi bir sesleniş:
“Üzülme!” diyor, “Bak Ramazan’a eriştin. Kur’an ayına. Haydi Kur’an sayfalarını kalbine doğru çevir. Sürpriz lütuflar üzerine dökülsün. Ayetlerin kerametiyle ikramlan. Alt yanında da oruç arkı var. Kana kana iç. Zalimlerin hücumuna uğrarsan “ben kine, nefrete, harama, yalana
oruçluyum” de!
Suskunluk orucu tut!
Suskunluk orucu tut. Hakikati duymak istemeyenler karşısında konuşsan da dilsizsin. Madem “ballar balını” buldun, bırak kovanın yağma olsun. Senden benliğin gittiyse, mekânının yağma olması sana zarar vermez. Canlar canını bulmak için canını yağma ettir.
(Yunus Emre)
Benlikler sussun ki beşikteki ruh İsa’sı konuşmaya başlasın. Aczin ve fakrın seni nihayetsiz kudrete ve rahmete raptetsin. Taş taşlıktan geçmedikçe parmakta yüzük olmaz. Yüzük olmayı dileyen, yontulmayı göze almalıdır. Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Kaybettiğin her şey başka bir surette sana geri döner, merak etme. (Hz. Mevlana)
Çekilen bunca sıkıntı, diriltici bir nefesin habercisi. Seni savunacak ve koruyacak kimsenin olmadığı yerde hâmin ve velin Allah’tır. Sebepler susarsa nur-u Ehadiyet ışımaya başlar.
Hüzünler kulübesinde oturmuş ah u efgan eden Yakub’u kendine yoldaş edin. Hani “Ya esefa ala Yusufa” “Vah Yusuf! Neredesin Yusuf?” diye diye gözlerine ak düşmüştü. Senin de gözünü açacak olan, altın bir neslin istikamet gömleğinin kokusu değil mi?
Aczin ve fakrın lisanıyla dua et!
Taif dönüşü Efendimiz’in (sav) aczin ve fakrın lisanıyla yaptığı duayı dinle ve tekrar et:
“Allah’ım, güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum. Ya Erhamerrahimîn! Sen hor ve hakir görülen biçarelerin Rabbisin. Benim de Rabbimsin. Beni kime bırakıyorsun?!. Kötü sözlü, kötü yüzlü, uzak kimselere mi, yoksa işime müdahil düşmana mı? Eğer bana karşı gazabın yoksa, Sen benden razıysan, çektiğim belâ ve mihnetlere hiç aldırmam. Üzerime çöken bu musîbet ve eziyet, şayet Senin gazabından ileri gelmiyorsa, buna gönülden tahammül ederim. Ancak afiyetin, arzu edilecek şekilde, daha ferah feza ve daha geniştir.
İlâhî, gazabına giriftâr yahud hoşnutsuzluğuna düçâr olmaktan, Senin o zulmetleri parıl parıl parlatan dünya ve ahiret işlerinin medâr-ı salâhı Nûr-u Vechine sığınırım. Sen razı olasıya kadar affını muntazırım! İlâhî, bütün havl ve kuvvet sadece Sen’dedir.”
Ve,
“Zulme gülen abla”yı hatırla.