
Modern heykelin babası Constantin Brâncuși, 150 yaşında. Modernizmin ve soyut heykelciliğin öncüsü ve 20. yüzyılın en etkili heykeltıraşı olarak değerlendirilen Brancuşi, Romanya’nın güney-batısındaki Târgu-Jiu’ya bağlı Hobita isimli küçük bir köyde (19 Şubat 1876) doğdu. 16 Mart 1957’de Paris’te 81 yaşında hayatını kaybetti. Ünlü sanatçı, geride 215 heykel ve 1200’e yakın paha biçilmez eser bıraktı.
Onu sadece pürüzsüz formların, cilalı bronzların yaratıcısı olarak anmak, bir okyanusu sadece üzerindeki parıltıyla tarif etmektir. Brâncuși’yi anlamak için, Paris’teki o ultra-modern atölyenin zemininden aşağıya; Karpat Dağları’nın derinliklerine, Daçya savaşçılarının sessizliğine, modernizmin kibrine ve bir insanın hiç dolmayan “boşluklarına” inmek gerekir.
BRÂNCUȘİ İLE RODİN ARASINDAKİ ANLAYIŞ FARKI
Brâncuși’nin hikayesi, alanında devrinin en büyüğü olan Auguste Rodin’in gölgesini reddetmesiyle başlar. “Büyük ağaçların gölgesinde hiçbir şey büyümez” diyerek Rodin’in yanından ayrıldığında, aslında Batı’nın “taklit” üzerine kurulu bin yıllık sanat anlayışını da terk etmiştir. Rodin, heykeli “et ve kas”, Brâncuși ise “ruh ve öz” ile tanımlar. O, nesnenin dış kabuğunu soyarak heykeli anatomik başarı olmaktan çıkarıp felsefi duruşa yerleştiren bir modern dervişe dönüşür.
ESERLERİNDE DOĞDUĞU TOPRAKLARIN RUHUNU YANSITTI
Brâncuși’nin heykellerindeki o sarsıcı sadelik, Paris modasından değil, atalarının toprağından gelir. Onun “iç arkeolojisi” kazıldığında, altından Daçya (Dacia) kalelerinin kutsal geometrisi ve Voyvodaların cenaze ritüelleri çıkar. Târgu Jiu’daki o muazzam üçleme (Masa, Kapı ve Sütun), aslında birer heykel değil; bu kadim toprakların “ata kültüne” adanmış modern birer ritüel alanıdır.
● Masa Tăcerii (Sessizlik Masası): Bu masa, sadece kireçtaşından bir obje değildir. O, Romanya köylerindeki alçak çoban sofralarının, Daçya savaşçılarının son akşam yemeklerinin ve savaşa gidip dönmeyenlerin arkada bıraktığı o sağır edici boşluğun anıtıdır. Masanın etrafındaki 12 kum saati sandalye, zamanın akışını değil, sonsuzlukta duruşunu temsil eder.
Brâncuși’nin en büyük devrimlerinden biri, o güne kadar sadece bir “sehpa” olarak görülen kaideyi heykelin ruhuna dahil etmesidir. Onun kaideleri, geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki irtibatı kuran birer zaman makinesidir:
● Kaide (Geçmiş): Kaba saba ahşaplar ve pürüzlü taşlar, bizi yere bağlayan yerçekimidir; yani Daçyalıların taş işçiliği ve arkaik hafızadır.
● Temas Noktası (Şimdi): Heykelin kaideye değdiği o narin, imkansız denge noktası; ağır bir geçmişten uçucu bir geleceğe geçişin “anlık” kırılmasıdır.
● Heykel (Gelecek): Kaidenin üzerinde yükselen o pürüzsüz form, Brâncuși’nin gelecek algısıdır: Karmaşıklaşan değil, saflaşan ve ışığa dönüşen bir ruh.
MODERNİZMLE YAPTIĞI MÜCADELE!
Brâncuși, modernizmle hem bir bütün olmuş hem de ona en büyük kavgayı vermiştir. Asistanların ve kalıpların kullanıldığı “mesafeli heykele” karşı, “Direct Carving” (Doğrudan Oyma) yöntemini savunmuştur. “Taşla boğuşmayan, taşın ruhunu anlayamaz” diyerek sanatçıyı malzemenin direnciyle yeniden buluşturmuştur. Picasso ve kübistler formları parçalarken, Brâncuși formları yoğunlaştırmış; modern heykelin “kibrini” yerle bir ederek onu insan dizine, yani toprağa indirmiştir.
Brâncuși’nin heykellerinde gördüğümüz o meşhur boşluklar (negatif alan), aslında sanatçının kendi hayatındaki hiç dolmayan boşlukların sesidir. Paris’te tek başına mısır ekmeği pişiren o ‘yalnız köylü’, sevdiklerine duyduğu dokunma hasretini mermeri pürüzsüzleştirerek dindirmiştir.
● Poarta Sărutului (Öpücük Kapısı): İki ruhun tek bir blokta mühürlenişine duyduğu özlemdir.
● Coloana Infinitului (Sonsuzluk Sütunu): Vatanına dönemeyen bir sürgünün, yerçekiminden kurtulup göğe kurduğu merdivendir.
BRÂNCUȘİ SONRASI: DERVİŞİN İZİNDE MODERNİZM
Brâncuși bir “eski zaman dervişi” olarak kalmadı; aksine heykelin DNA’sını değiştirdi. Onun “az çoktur” felsefesi; Donald Judd‘ın minimalizminde, Richard Serra’nın devasa çelik kütlelerinde ve Anish Kapoor’un çevreyi içine hapseden pürüzsüz aynalarında yaşamaya devam ediyor. O bir son değil, bir “reset” tuşuydu; heykelin hikaye anlatmayı bırakıp sadece “var olduğu” yeni bir çağı başlattı.
Bugün Brâncuși’ye bakmak; Karpatlar’ın rüzgarını, Daçya savaşçılarının sessizliğini ve o pürüzsüz bronzların içine saklanmış derin melankoliyi hissetmektir. Brâncuși, hayatındaki tüm firkatleri (ayrılıkları), eserlerinde vüsule (kavuşmaya) dönüştürdü.
Brâncuși’den sonra gelenler formda zirveye ulaştılar belki; ancak 2026’nın bu gürültülü ve metalik dünyasında, o Romen köylüsünün mermere üflediği “ruh” ve o “kutsal sessizlik” hâlâ aynı derinlikte yankılanabiliyor mu? Belki de asıl soru budur: Kendi “Sessizlik Masanıza” oturmaya hazır mısınız? (MEHMET KARAMAN / YORUM)













