George Călinescu: Otilia’dan Avrupa’ya Romanya Burjuvazisinin sessiz hikâyesi

MEHMET KARAMAN

Bazı yazarlar bir dönemi anlatır; bazıları ise bir toplumun yaşlanmasını, kırılmasını ve başka bir biçimde yeniden doğmasını sezdirir. George Călinescu, Romanya edebiyatında ikinci türden bir isimdir. 19 Haziran 1899’da Bükreş’te doğan Călinescu; eleştirmen, edebiyat tarihçisi, romancı ve akademisyen kimlikleriyle Romanya kültürünün en kurucu figürlerinden biri oldu. Onu yalnızca büyük bir edebiyat tarihçisi olarak görmek eksik kalır. Călinescu, Romanya edebiyatının hafızasını düzenleyen kişi olduğu kadar, Romanya toplumunun sınıfsal dönüşümünü roman karakterleri üzerinden okuyan keskin bir gözlemcidir.

Onun romanlarında evler, salonlar, çekmeceler, mektuplar, miraslar ve kadınlar rastgele seçilmiş unsurlar değildir. Hepsi bir sınıfın kaderini gösteren işaretlerdir. Özellikle kadın figürleri, Călinescu’da yalnızca aşkın, güzelliğin ya da aile dramının parçası değildir. Kadın, Romanya burjuvazisinin yaşını, hastalığını, yön kaybını ve tarih karşısındaki yenilgisini ölçen bir alegoriye dönüşür.

OTİLİA: GENÇ BURJUVAZİNİN MUAMMASI

1938’de yayımlanan Enigma Otiliei, ilk bakışta bir aşk, miras ve aile romanı gibi okunabilir. Genç Felix Sima’nın Bükreş’e gelişi, Costache Giurgiuveanu’nun evine yerleşmesi, Otilia ile karşılaşması ve evin içinde dönen miras hesapları romanın dış çerçevesini oluşturur. Fakat Călinescu’nun asıl yaptığı şey bundan daha derindir: O, Bükreş küçük burjuvazisinin iç dünyasını bir genç kadın etrafında açar.

Otilia burada yalnızca “anlaşılmaz” bir genç kız değildir. O, bir sınıfın henüz güzel görünen ama içeriden çürümeye başlamış hâlidir. Ona bakan herkes kendi hakikatini ele verir. Felix, Otilia’da gençliğin romantik ihtimalini görür. Pascalopol, onda hem korunacak bir çocuk hem de arzu edilen bir kadın bulur. Costache onu sever ama koruyamaz. Aglae için Otilia, mirasa yönelik bir tehdittir. Stănică ise bu evin içindeki bütün zayıflıkları fırsata çevirmeye hazır yeni dünyanın habercisidir.

Bu yüzden romanın asıl muamması Otilia’nın kendisi değildir. Asıl muamma, onu çevreleyen toplumun onu neden anlayamadığıdır. Otilia, burjuvazinin taze yüzüdür; ama aynı zamanda onun korunamayan geleceğidir. Ev vardır, para vardır, baba figürü vardır, koruyucu erkek vardır; fakat bütün bu yapıların hiçbiri genç kadının kaderini gerçekten güvence altına alamaz. Burjuvazi hâlâ yaşamaktadır; ama kendi geleceğini koruyacak ahlaki cesareti kaybetmiştir.

BİETUL IOANİDE: YÖNÜNÜ KAYBEDEN SINIF

Călinescu’nun 1953’te yayımlanan Bietul Ioanide romanı, yazıldığı tarih bakımından komünist döneme aittir; fakat anlattığı dönem 1938-1941 arasındaki sarsıntılı yıllardır. Bu nedenle roman iki zamanın arasına sıkışır. Anlattığı dünya, iki savaş arası Romanya’nın son krizidir; yazıldığı dünya ise komünist rejimin ideolojik baskısı altındadır.

Burada artık Otilia gibi tek ve parlak bir kadın merkezi yoktur. Kadın figürleri çoğalır, dağılır, parçalanır. Aile, çocuklar, gençler, entelektüel çevreler ve politik savrulmalar romanın içinde birbirine karışır. Bu dağılma tesadüf değildir. Çünkü burjuvazi de artık Otilia dönemindeki gibi bir evin içinde, miras etrafında, görece istikrarlı bir sınıf olarak durmaz. Tarih hızlanmıştır. Faşizm, Lejyoner hareket, savaş atmosferi ve entelektüel körlük, eski sınıfın ahlaki pusulasını bozar.

Otilia’da kadın, sınıfın gençliğiydi. Bietul Ioanide’de kadın, yönünü kaybetmiş erkek aklının ve elit dünyanın dağılmış aynası hâline gelir. Büyük projeler, estetik idealler, mimari tasarılar ve entelektüel iddialar vardır; fakat çocukları, kadınları ve geleceği koruyacak gerçek bir zemin yoktur. Burjuvazi hâlâ konuşur, düşünür, tasarlar; ama tarih karşısında felç olmuştur.

SCRİNUL NEGRU: BOĞULAN BİR DÜNYANIN ÇEKMECESİ

1960’ta yayımlanan Scrinul negru, Călinescu’nun bu çizgideki en karanlık romanıdır. Artık eski burjuvazi ve aristokrasi canlı bir sınıf olarak değil, eşyalarda, mektuplarda, hatıralarda ve satılığa çıkarılmış nesnelerde görünür. Romanın adı bu yüzden çok anlamlıdır: “Siyah çekmece.”

Çekmece yalnızca bir mobilya değildir. O, ölmüş bir sınıfın arşividir. Eski dünyanın aşkları, sırları, aile bağları, mülkleri ve incelikleri artık hayatın merkezinde değil, çekmecenin karanlığında saklıdır.

Bu aşamada kadın figürü de değişir. Otilia yaşayan bir muammaydı; Scrinul negru’nun kadın dünyası ise arşivlenmiş bir muammadır. Kadın artık geleceğin ihtimali değil, geçmişin kalıntısıdır. Böylece Călinescu’nun üç romanı Romanya burjuvazisini kadın figürleri üzerinden bir hayat eğrisi gibi izler: Otilia gençliktir; Bietul Ioanide’nin kadınları yön kaybıdır; Scrinul negru ise boğuluş ve arşive dönüşmedir.

CĂLİNESCU YAŞASAYDI BUGÜNÜ NASIL YAZARDI?

Călinescu 1965’te öldüğü için Romanya komünizminin geç dönemini, 1989 devrimini, Avrupa Birliği’ne katılımı ve bugünün hareketli Romanya’sını yazamadı. Ama onun kadın/burjuvazi alegorisini devam ettirseydik, ortaya ilginç bir çizgi çıkardı.

1945-1989 arasında eski burjuvazinin maddi zemini büyük ölçüde kırıldı. Ev, miras, özel mülk ve salon kültürü yerini devletin dağıttığı imtiyazlara bıraktı. Bu dönemin hayalî Călinescu kadını artık Otilia olmazdı. Ona belki Doinadiyebilirdik. Doina bir öğretmen, doktor, mühendis ya da fabrika çalışanı olurdu. Eğitimli görünür; ama devletin, apartman düzeninin, kuyrukların, izinlerin ve denetimin içinde yaşardı. Otilia burjuva evinde korunamayan kadındı; Doina sosyalist devlette kamulaştırılmış kadındır.

1989’dan sonra ise kapitalizm geri geldi; fakat eski burjuvazi kaldığı yerden devam etmedi. Araya kırk yılı aşkın bir kopuş girmişti. Eski evler başkalarının hayatına karışmış, eski mülkler dosyalara dönüşmüş, aile hafızaları mahkeme koridorlarına taşınmıştı. Bu dönemin kadını belki Ana-Maria olurdu. Elinde eski bir tapu, sararmış bir fotoğraf, dededen kalma bir mektup ve bitmeyen bir iade davası taşırdı. Otilia’nın sorusu “Ben kime aitim?” idi. Ana-Maria’nın sorusu ise “Bu ev hangi tarihe ait?” olurdu.

2007’de Romanya’nın Avrupa Birliği’ne katılmasıyla alegori bir kez daha değişirdi. Artık mesele yalnızca ev, devlet ya da dosya değildi; hareket kabiliyeti, dil, pasaport, göç, kredi, Batı’da çalışma ve geri dönüp dönememe meselesiydi. Bu dönemin kadınına da Irina diyelim. Irina’nın annesi İtalya’da yaşlı bakıcılığı yapmış, babası İspanya’da inşaata gitmiş olabilir. Kendisi Bükreş’te ya da Cluj’da okumuş, İngilizce öğrenmiş, Brüksel, Berlin veya Milano arasında gidip gelen yeni Romanya kadınıdır. O artık bir salonun değil, havaalanı terminallerinin kadınıdır. Elinde miras mektubu değil, biniş kartı taşır.

Călinescu’nun görmediği büyük çizgi belki de şudur: Burjuvazi ölmez; sahip olduğu şeyi değiştirir. Önce ev vardı. Sonra; imtiyaz, dosya ve pasaport geldi..

Otilia’nın muamması “Kimi sevecek?” sorusuydu. Bugünün Irina’sının muamması ise “Nerede yaşayacak?” sorusudur.

Bu yüzden Călinescu’ya doğum yıldönümünde yeniden dönmek, yalnızca büyük bir edebiyatçıyı anmak değildir. Romanya’nın son yüzyılını kadınların kaderi üzerinden yeniden okumaktır. Çünkü bir toplum, kadınlarına nasıl bakıyorsa, kendi geleceğine de öyle bakar.