Süreç ve ‘Önden Giden Atlılar’

Yorum | Veysel Ayhan

Bahar ne kadar büyükse bedeli o kadar büyük ve ağır oluyor. Tam bir hazan mevsimindeyiz. En iyiler, en seçkinler gök kuşağı çalınmış kınalı bir koç gibi art artda Allah’a yürüyor. Güzel bir sözdür: “Vefakar savaşçıların istirahat zamanı çabuk gelir.” Öyle oluyor. Güzel insanlar güzel atlara binip bir bir gidiyor. Hangi vefat edenin veya şehit olanın geçmiş hayatına baksanız gözleriniz kamaşıyor. Mazileriyle şehadete yürüyor gibiler.
İstisnası yok.
Ağır hastalıklarla mücadele ederken bile gurbette fasıla vermeden Hizmet eden bir temsil kahramanı Mesut Bozkır,
Hayatı boyunca bihakkın Nur’u temsil etmiş, nurdan bir cerağ ve hüccet olmuş Cemal Uşşak,
En ağır işkencelerde bile Hizmet’e sadakatten ayrılmamış, arkadaşlarına iftira kağıtları imzalamamış Gökhan Açıkkolu,
Nezih hayatı ve imrenilesi nezahati ile binlerce insanın hayatına dokunmuş Mustafa Hikmet Kayapalı,
Hizmet’e tehalükle kalbi pır pır atan, Yunanistan’a sığınan mağdurlara yardım için Almanya’dan oraya koşan Hasan Değirmenci,
Yaşadığı korkunç işkencelere karşı kahramanca direnen, hastalıklara sabreden abidevi bir akademisyen Ahmet Turan Özcerit,
Dramatik bir sonla Meriç destanı yazan melekler kadar temiz bir aile Maden ailesi,
Eşleri cezaevinde olanlara yardım için durmaksızın çırpınan sonra hapse giren ve hastalıklarıyla oradan Hakka yürüyen Halime Gülsu,
Üç çocuğuyla yollara düşen, Hacer validemizin misali muhaceret yaşayan, çocuklarıyla taşındığı 8. evde kalbi artık dayanamayan Esma Uludağ,
Bütün malvarlığına el konulan ve Bosna’ya hicret edip arada kalbi duran Recep Güneş,
Geçen hafta hicret diyarı olan Güney Kore’de ruhunun ufkuna yürüyen Malik Gencer.
İsimlerini yazamadıklarım var… Ve gadren, hunharca katledilen yüzlerce…
Her biri birbirinden değerli ve bihemta… Muhtemelen yatıp kalkıp bu musibetlerin def’i için gözyaşlarıyla dua ettiler. Hayatlarını bir bedel ve kurban teklifi olarak ulu dergaha sundular. Ve kabul buyruldular.
Allah makamlarını âli eylesin.
İKİ MÜŞAHEDE
Rüya ile amel edilmez. Hüccet değildir. Delil kabul edilmez. Metafizik alemin dünyaya yansıyan bazı parıltılarını taşır. Zaman ötesi bir alemden aksettiği için dünya zamanıyla örtüşmez. Ama sahih bir ümit ve teselli kaynağıdır.
Aslında her ikisi de yakaza.
İlki biri sırtında üç çocuğuyla Meriç’i geçen Esma Uludağ ile ilgili.
Anlatan Bişkek’ten hizmet gönüllüsü bir hanımefendi. Şöyle mesaj göndermiş:
“Bugün 2 mayıs. Saat sabahın 5’i. Bişkek’ten yazıyorum. Bir rüya gördüm. İki saat oluyor. Hala etkisindeyim. Birisi omuzumdan sarsarak beni uyandırdı. ‘Sen kimsin’ dedim. ‘Ben Esma’ dedi. ‘Hangi Esma’ dedim. ‘Hani çocuklarıyla beraber yürüyen…’ dedi. Heyecanlandım. ‘Nasılsın kızım’ dedim şaşkınlıkla. ‘Çok yoruldum abla, çok.’ dedikten sonra ‘Çocuklarım nasıl , çocuklarım ne oldu?’ diye sordu. Ben de ‘Onlar babalarına kavuştuonunla beraber.’ dedim. ‘Oh çok şükür Rabbim, çok şükür!” dedi. Giderken tekrar bana döndü: ‘Onlara söyler misin, ben çok iyiyim, beni merak etmesinler… Beni merak etmesinler.’ diye diye uzaklaştı.”
İkincisi Bosna’da vefat eden Recep Güneş’le ilgili. Yakınlarının anlattığına göre hayatı boyunca Hizmet dışında bir sevdası, bir derdi olmayan müstesna bir insan. Son günlerinde bilhassa Esma Uludağ’ın vefatı kendisine çok dokunmuş. Fazlasıyla hüzünlenmiş, çok dua etmiş.
Vefatından sonrası bu müşahedeyi Kızı Şeyma Hanım anlatıyor:
“Bir odanın kapısını açtım. Babam orada Kur’an okuyordu. Koşarak yanına gittim, sarıldım. ‘Baba sen burada ne arıyorsun, ölmedin mi?’ dedim. ‘Ölmedim tabii ki. Niye herkes öyle söylüyor anlamıyorum.’ ‘Bana biraz inzivaya çekil dediler o yüzden ayrıldım, size haber de veremedim.’ Ben hayretle: ‘Baba ama ben seni gördüm. Kefenlendin, gömüldün.’ Bana kaşlarını çatarak ‘Şeyma görmüyor musun ölmedim işte!’ dedi.”
Müşahedeler şu ayeti hatırlatıyor: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rab’lerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar.” Âli İmrân-169
Başta söylediğimi tekrarlayayım.
Tam bir hazan mevsimindeyiz. En iyiler en seçkinler gök kuşağı çalınmış kınalı bir koç gibi art artda Allah’a yürüyor. Güzel bir sözdür: “Vefakar savaşçıların istirahat zamanı çabuk gelir.” Şimdi de öyle oluyor. “Güzel insanlar güzel atlara binip bir bir gidiyor.”
Osman Sarı’nın o güzel şiiriyle bitireyim:
ÖNDEN GİDEN ATLILAR
Issız sıcak çölleri
Karşı karlı dağları
Çoktan aşıp gittiler
Kayboldular uzakta
Önden giden atlılar
Ben burada kaldım böyle
İşleri aceledir
Çok uzundur yolları
Bense geride kaldım
Yetişemedim size
Önden giden atlılar
Gittiler hep gittiler
Aştılar kızgın çölü
Toprak tükendi bir gün
Denize ulaştılar
Çektiler dizginleri
Kendileri dursa da
Atlar duramadılar
Çaresiz kalıp birden
At sürdüler denize
Önden giden atlılar
Önlerinde okyanus
Kızgın bir çöl arkada
Asıl içlerindedir
Zaptedilmez bir deniz
Önden giden atlılar
Teknik değişti diye
Bıraktılar atları
Atlarsa bu kıyıda
Sanki sevgili gibi
Onları beklediler
Günlerce beklediler
Yeri yırtar ayaklar
Göğe fırlar başları
Nerden çıktı bu deniz
Bizi ayıracaklar
Önden giden atlardan
Sevgiliden daha zor
Ayrılmak bu atlardan
Buğulanmış gözlerle
Geri dönüp onları
Gemilere aldılar
Önden giden atlılar
Üç gün duramadılar
Yaptıkları gemide
Karşı kıyıda yeni
Güzel atlar buldular
Yaktılar gemileri
Önden giden atlılar
Vardılar Kurtuba’ya
İnmediler atından
Gülle karşılandılar
Ne güzel atlar bunlar
Bunca yol çiğnediler
Çiçek çiğnemediler
Önden giden atlılar
Önden giden bu atlar
Seni gördüler kalbim
Sahabe atlar bunlar
Dünyanın beklediği
Önden giden atlılar
Önden giden atlılar

(TR724)