28 Şubat: Erdoğan’ı Doğuran Darbe!

YORUM | BÜLENT KORUCU

AKP Genel Başkanı (cumhurbaşkanı) Tayyip Erdoğan’la darbeler arasında izaha muhtaç, enteresan bir ilişki var. Hangisine tepki koyup hangisini görmezden geleceğini kestirmek kolay olmuyor. Dün sonuçlanan 28 Şubat Darbe davasına bakalım. Mahkeme, oybirliği ile Çetin Doğan, Çevik Bir ve İsmail Hakkı Karadayı’nın da aralarında bulunduğu 21 sanık için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Cezalar daha sonra müebbete çevrildi. 68 sanık hakkında ise beraat kararı geldi.
AKP tabanının 28 Şubat’tan hesap sorma heyecanını Erdoğan’da görmek mümkün olmadı. 1985 doğumlu, 1997’de 12 yaşında olan kızı Sümeyye bile müdahil olurken AKP lideri bundan içtinap etti. Erdoğan daha soruşturmaların başlangıcında “Ama bu dalgalar böyle arka arkaya geldikçe o dalgalarda kusura bakmasınlar ülke boğulur” sözleriyle hoşnutsuzluğunu dile getirmişti. Ergenekon soruşturmasında daha fazla dalga olmasına rağmen rahatsız olmak bir yana savcılık koltuğuna oturan AKP lideri, 28 Şubat söz konusu olduğunda “Ancak böyle bir dalga, iki dalga, üç dalga, dört dalga filan. Bunlar toplumun huzurunu da doğrusu kaçırıyor. Bundan bizler de ciddi manada rahatsızız.” diye konuştu. Mayıs 2012’de bu eleştirileri yaparken, davaya müdahil olup olmayacağı sorulduğunda, “(süreçten etkilenenler) iddianame kabul edildiği anda, dava başladığı anda tabii ki, hakkını arayacaktır. Ben de ararım veya aramam, kararımı bu süreç başladığında veririm” karşılığını vermişti. Nedense müdahil olmadı. Partiyi kurarken 28 Şubat’ın asli faili Çevik Bir’le yaptığı görüşmede söz mü vermişti acaba?
Benzer bir tavrı 27 Nisan e-muhtırası konusunda da sergiliyor Erdoğan. Genelkurmay’ın internet sitesine hükümete zehir zemberek ifadelerle yüklenen bir bildiri koyup, sonra dönemin Başbakanı Erdoğan’ın telefonlarına bile çıkmayan Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt tamamen cezasız kaldı. Sadece bu bildiri değil, 367 krizi sırasındaki lokomotif rolü, ‘sözde değil özde laik cumhurbaşkanı’ beyanatlarının ve Cumhuriyet mitinglerinin karşılığını sadece ödül olarak aldı. Halefi İlker Başbuğ’dan esirgenen bütün iltifatlara mahzar oldu. Madalyalar ve özel ithal makam arabasıyla emekliliğe uğurlandı. Dolmabahçe’de içeriği açıklanmayan görüşmede verilen sözlerin sonucu olduğu şüphe götürmez bir gerçek.
28 Şubat ve 27 Nisan’ın başka bir benzerliği de Erdoğan’a olan katkıları.
28 Şubatçılar, hem Refah hem de Fazilet Partisi’ni kapatarak Erdoğan için mıntıka temizliği yaptı. Necmettin Erbakan siyasi yasaklı haliyle bile RP’yi Erdoğan’ın ele geçirmesine izin vermedi. Yenilikçiler, Abdullah Gül, Bülent Arınç gibi ağır toplara rağmen kongrede yenilgiye uğradı. O dönemde tutuklanan iki belediye başkanının yaşadıklarına bakarsanız ne dediğim biraz daha iyi anlaşılır. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, çok ağır şartlarda tutukluluk yaşadı. Hem de henüz RP’li Şevket Kazan’ın Adalet Bakanı olduğu günlerdi. Erdoğan ise cv’sine bir mağduriyet hikayesi eklemeye yarayacak tutukluluğunu kimseye nasip olmayacak şekilde geçirdi. Özel kalem müdürü ve koruması bile olan bir ofiste/koğuşta binlerce misafir ağırlayarak partisinin temellerini attı.
27 Nisan da ondan farklı değil. İlk seçimi yüzde 36 ile kazanan AKP’nin yüzde 50 bandına yaklaşması 22 Temmuz 2007 seçimleriyle oldu. E- muhtıra ve 367 saçmalığı ile oluşan mağduriyet ortamında toplumun pek çok kesimi AKP’nin yanında yer aldı. Erdoğan’ı “gideceği durağa kadar bindiği demokrasi treninde” kahraman haline getirdi. Ama daha önemlisi DYP ve ANAP’ın ikircikli tavrı sadece bu partilerin yok olmasına yol açmadı; aynı zamanda merkezi boşaltarak Erdoğan’a teslim etti. Darbeler hep bir şekilde Erdoğan için ‘lütuf’ oluyor. Kendisi ve yakınları en küçük bedel ödemeden hep kazançlı çıkmayı başarıyor.
ŞİŞE VE KEBABA HASSAS BİR KARAR
28 Şubatçılar hakkındaki mahkumiyet kararlarının iyi düşünülmüş mühendisliği fark ediliyor. Muhtemel erken seçim öncesi Erdoğan’a ‘darbecilere kafa tutan lider’ payesini iade etmeyi amaçlıyor. Ergenekon ve Balyoz darbe davalarının ekmeğini çok yedi. Ama onlara kumpas demenin daha kârlı olduğu konjonktürde ellerini silkeleyip çıktı. Tabanın gazı biriktiğinde Başbakan Binali Yıldırım çıkıp “İkisi de bal gibi darbeydi.” diyor. (Mahkemelerde bu davalara kumpas diyerek alakasız ev kadınları ve öğretmenlerin cezalandırılmasını talep eden savcılar, neden Yıldırım hakkında harekete geçmiyor?) Kararın gözettiği ikinci denge yargı içindeki ulusalcı kanadı ürkütmemek. Onun için müebbet hapis cezasına rağmen tutuklama çıkmadı. Daha mahkum olmamış 80 yaşındaki Kürt Sise Ana hâlâ tutuklu, 81 yaşındaki Turgutlulu Mustafa Türk 15 ay tutuklu yargılandı. Burs vermekten 10 yıl ceza aldı. Engin Alan’ın beraat etmesi de yine dengelerin gücü adına verilmiş bir karar. MHP’li Alan, Bahçeli’nin hatırına suçsuz bulundu. Ama AKP tabanının içinde kıymık gibi kalacak. Sivil ayak da cezasız kaldı. O kapıyı açsalar Erdoğan’ın hemşehrisi Mesut Yılmaz’dan başlayıp ve Yalçın Akdoğan’dan çıkmaları gerekecekti. Aydın Doğan’ın medyasına yok pahasına çökmek sivil işbirlikçilerin cezası olarak sunulacak. Seçimden sonra Yargıtay’ın mahkumiyetleri bozması sürpriz olmaz. Erdoğan tabanına “büyüklük bizde kalsın, affettim gitti. Zaten iddianameyi ‘FETÖ’ hazırlamıştı” der. Yok ya bunu da yediremez demeyin, neler yedirmedi ki!
(TR724)