Zarrab Erdoğan İçin Neden Önemli..

ANALİZ |Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN|

Erdoğan rejiminin uluslararası arenada giderek köşeye sıkıştığını daha önceki analizlerde sıklıkla ele aldım. İran kökenli Türkiye vatandaşı Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanması ve ardından gelişen yargı sürecini de, Erdoğan rejiminin Türkiye dışında karşılaştığı majör zorluklardan biri olarak görüyorum. Bu görüş okur açısından yeni bir şey değil. Bu nedenle yazıyı okumayı bırakmadan, okura hemen şunu belirteyim: Erdoğan için Zarrab davası, mutlak surette Türkiye boyutu içeriyor. Türkiye’de kurgulanan ve 17/25 Aralığın resmi söylemi olarak benimsenen üç önemli tezin de antitezini oluşturması bakımından, Erdoğan’ın Zerrab davasından fazlasıyla korkması anlaşılır bir durum.

Neydi bu temel üç resmi söylem? 1) 17/25 Aralık Erdoğan’ı devirmeye yönelik bir darbe girişimidir. 2) 17/25 Aralık darbe girişiminin arkasında “paralel devlet yapılanması” (PDY) vardır. 3) 17/25 Aralık tümüyle düzmece ve sahte deliller ve tapeler üzerine inşa edilmiştir. Dolayısıyla 17/25 Aralık Cemaat’in Erdoğan tarafından şeytanlaştırılması ve devlet düşmanı ilan edilmesinin temel taşını oluşturmaktadır. Akabinde 15 Temmuz kontrollü darbe teşebbüsü sonrasında bu üç resmi söyleme “FETÖ” söylemi eklendi.
17/25 Aralık 2013 ile 15 Temmuz 2016 tarihleri arasında 2,5 yıl boyunca PDY söylemi kamuoyuna pompalandı. Bu arada polis soruşturmaları ve yargı süreci, Erdoğan’ın doğrudan müdahalesiyle durduruldu. Soruşturmalarda yer alan yönetici ve uygulayıcı tüm emniyet görevlisi memurlar görevlerinden alındı. Yargı sürecini yürüten cumhuriyet savcılarının da görevlerine son verildi. Bu süreçte yüzlerce emniyet görevlisi polis memuru başka görev yerlerine sürüldüler. Çok büyük bir bölümü kovuşturmaya tabii tutuldular. Bu durum, meslektaşlarının gözünü korkuttu. Sürülen ve görevden alınan savcılar, görevlerine son verilen mahkeme heyetleri, onların yerine aranan yargıçların da görevlerine son verilmesi, sonrasında yolsuzluk soruşturmalarının ve yargı sürecinin tümden sonlandırılması gibi iktidarın yargının sorumluluk sahasına doğrudan müdahalesi ile beraber, Türkiye’de tüm Cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş bir yargı üzerinde yürütme denetimi dönemi başladı. HSYK’nın adalet bakanına bağlanmasıyla beraber zaten neredeyse tükenmiş olan yargı bağımsızlığı tümden sona erdi. Bakanlar hakkındaki davalar düşürüldü. Zarrab 72 gün hapiste kaldıktan sonra serbest bırakıldı.

Tüm bunlar Erdoğan’ın kontrolünde olan yargı eliyle tereyağından kıl çeker gibi yapıldı. Bu arada internete düşen tapelerin kes-yapıştır olduğu ve gerçek kanıt olmadığı, bunun böyle olduğunu “hisseden” Erdoğan enstrümanı bakanlar ve bürokratlarca tescillendi, paketlenerek halka pompalandı.  Tüm bunlar Erdoğan’ın onayı olmadan gerçekleştirilebilir miydi? Bu sorunun yanıtını Türkiye’de de dünyada da herkes biliyor.
TEK ADAM REJİMİNİN KURULUŞ AŞAMASI
2013-2016 yılları arasındaki dönem, Erdoğan’ın tek adam rejiminin kuruluş aşamasına tekabül ediyor. Eğer yargı süreci kesilmeden devam edebilmiş olsaydı, Zarrab ve Erdoğan hükümeti arasındaki tüm organik ilişkiler kanıtlanacaktı. Ucunda Yüce Divan olan bu sürecin durdurulması, Erdoğan için hayati önem taşıyordu. Erdoğan bunu Avrasyacı derin devletle pazarlık ederek başardı. Bu pazarlığı daha önceki analizlerde ele almıştım. Bu nedenle sadece şunu belirtmekle yetineyim, Avrasyacı derin devlet, Erdoğan’la sağlamış olduğu Cemaat’in bitirilmesi mutabakatı temelinde, Çözüm Süreci’nin de sonlandırılması ve NATO’dan uzaklaşarak Rusya’ya yanaşma koşulları altında, yani istediği politikaları Erdoğan’a uygulatma karşılığında Erdoğan hükümetini kurtarma operasyonuna destek verdi. Böylelikle yukarıda değindiğim üç söylem devreye sokularak Cemaat günah keçisi ilan edildi.
Hiç kimse, iyi de soruşturmaların içeriğine neden bakmıyorsunuz, neden ‘soruşturmaları Cemaat kurguladı’ söylemi akabinde soruşturmaların içeriği ortadan kalksın ki gibi analitik sorgulamalarla uğraşmadığından, Türkiye kamuoyu bu söylemi akıl almaz şekilde kabullendi. Erdoğan böylelikle yargı erkine darbe yaparak, yürütmenin güçlendirildiği bir tek adam yönetimini kotarmış oldu. Bu darbeye muhalefetin neden yeterli sertlik ve etkide karşılık vermediği, bir başka yazının konusudur. Şimdi, Zarrab davası ile Erdoğan rejiminin geleceği arasındaki bağlantıya gelelim. Çünkü asıl yazı bu noktada başlıyor.
ULUSLARARASI ORGANİZASYONUN TÜRKİYE AYAĞI
Erdoğan her ne kadar Zarrab ABD’de tutuklandıktan sonra bu konunun Türkiye için önemli olmadığını vurgulamış da olsa, bunun gerçeğe tekabül etmediğini biliyoruz. Çünkü ilerleyen dönemlerde Erdoğan ABD’deki Zarrab davasıyla bizzat ilgilenmeye başladı. Bugüne dek de bu konudaki tutumunda bir değişiklik olmadığını görüyoruz.

34 yaşındaki hayırsever işadamı Zarrab Erdoğan ve çevresine yakınlığı ile biliniyor. Zarrab’ın bağlantıları Emine Erdoğan’ın TOGEM-DER vakfından Bilal Erdoğan’ın da dâhil olduğu rüşvet ve yolsuzluk ağına kadar uzanmaktaydı. Erdoğan’ın muhtelif bakanları ve üst seviye bürokratlar ile bunların aile üyeleri de işin içindeydiler. Zarrab, etkili ve büyük bir uluslararası suç kumpasının Türkiye ayağını koordine ve organize ediyordu. Kumpasın diğer ayağı İran’daydı. Burada da aynı işlevi Zarrab’ın ortağı Babek Zencani yürütüyordu. İran devlet başkanı – nükleer programın ardındaki siyasi irade – Batı ve ABD karşıtlığı ile bilinen Ahmedinejat İran’a uygulanan yaptırımları, NATO üyesi ve ABD müttefiki Türkiye’nin devlet bankalarından Halkbank kanalıyla başarıyla deliyor, bu sayede İran’a ekonomik anlamda soluk aldırarak İran uranyum zenginleştirme programının değirmenine su sağlıyordu.
Bunun öncesinde Türkiye, hararetle İran’a yaptırımları yumuşatmak ve nükleer konuda İran’ı rahatlatacak bir metot bulmak için ciddiyetle diplomatik çaba sarf ediyordu. Bu konuda Türkiye’nin neden böyle yaptığını sorguladığım iki yazıyı 2010 yılında Zaman gazetesindeki iki yazımda incelemiştim. Çok sonra, Zarrab skandalı patladığında, asıl nedenin Türkiye’nin ulusal çıkarları değil, Türkiye’yi yönetenlerin şahsi ihtirasları öğrenecektik. Türkiye’deki 17/25 Aralık sürecinin yansımaları, İran’da Ahmedinejat’ın yerine Hasan Ruhani’nin gelmesiyle İran’a da yansıyacaktı. Nitekim muhtemelen ABD ile pazarlıklarda elini güçlendirmek amacıyla Ruhani, Zarrab’ın “iş” ortağı Babek Zencani’yi tutuklattı. İran yargısı Zencani’yi idama mahkûm ederken, Türkiye’de Zarrab yargıya yapılan etkili darbe sonucunda hapishaneden elini konunu sallayarak çıktı. Dahası, suç ortakları, soruşturma sürecinde el koyulan paraları da yasal faizlerini almayı ihmal etmeden geri alarak serbest bırakıldılar.
HAYIRSEVER İŞADAMININ BEKLENMEDİK ABD SEYAHATİ
Sonra beklenmedik bir şey oldu. Zarrab Mart 2016’da ABD’ye gitti ve tutuklandı. Zarrab’ın kendisi hakkında ABD’de soruşturma yapıldığını bilmeme ihtimali var mı? Tüm illegal şebekesini BM ve ABD’nin yaptırımlarını delmek üzerine kurmuş bir adamın, bu yaptıklarının suç olduğu gayet açık olarak ortadayken, ABD’ye gitmesinin aptalca bir hata olduğunu düşünecek kadar saf mıyız? Zarrab 75 yıl hapis cezasıyla yargılanacağı ABD’ye neden gitsin durup dururken?
Zarrab’ın ABD’ye gitme kararının aptalca bir hata değil, bir seçim olduğunu düşünüyorum. Bunun birçok mantıklı açıklaması olabilir. Ancak en başta Zarrab’ın çok şey bildiğini, daha da önemlisi pek çok “etkili ismin” kirli işlerini bildiğini, bunların önemli bir bölümünü ise organize ettiğini artık biliyoruz. Yine bildiğimiz diğer bir şey, Erdoğan’ın tüm kanallardan Zarrab’ın ABD’deki davasını düşürtmeye ve onu Türkiye’ye getirtmeye çabaladığı. Her ne kadar başlangıçta Zarrab’ın Türkiye için önemli olmadığını ifade etmiş de olsa, sonrasında yaşananlar bunun tam tersine işaret ediyor.
Zarrab ABD’ye konuşmaya gitti. Çünkü çok şey bilmesinin Türkiye’de kendi kişisel güvenliği bakımından çok ciddi riskler taşıdığını biliyordu. ABD’de koruma elde etmek ve adalet sistemine çok önemli bilgiler vererek, görece kısa bir süre hapis yatıp, sonra da tanık koruma programından yararlanmak istiyor. Bence ABD de zaten küçük balığın peşinde değil. Çok yakında Zarrab konuşacak. Çağlayan’ın davaya dâhil edilmesi, Zarrab’ın konuşmaya başladığının göstergesi. Çağlayan’ın ardından davada çok daha şoke edici isimlerin gündeme geleceğini tahmin ediyorum. Erdoğan bu ihtimali gayet net görüyor olmalı ki, gerek Obama gerekse de Trump yönetimleri ile Zarrab konusunda defalarca pazarlık yapmaya çalıştı. Bu nedenle Erdoğan ABD eski Başkan Yardımcısı Joe Biden’dan devreye girmesini rica etti. Bu nedenle Erdoğan ABD ziyaretlerinde tüm ikili görüşmelerinde Zarrab’ın serbest bırakılmasını ve Türkiye’ye iadesini (kendisi için bir numaralı düşman olarak gördüğü Gülen konusunun bile önünde) ABD’li yetkililerle pazarlık etmeye çabaladı ve çabalıyor. Bu nedenle Erdoğan New York eski belediye başkanı ve Trump’a yakınlığıyla bilinen Gulliani’ye randevu vererek bu konuyu görüştü.
ZARRAB KORKUSUNUN TEMEL GEREKÇELERİ
Erdoğan neden Zarrab’ı bu kadar önemsiyor? Neden Zarrab’ın bir an önce ABD’den Türkiye’ye getirilmesini birincil bir hedef olarak belirlemiş durumda?
Erdoğan’ın korktuğu iki somut konu var. Bunlardan birincisi, Zarrab’ın konuşmasının ardından ABD tarafından resmi olarak İran’a uygulanan yaptırımları delme konusunda birinci dereceden sorumlu ilan edilmesi ve bunun sonucunda bir daha Türkiye sınırlarından dışarıya çıkamayacak bir uluslararası siyasi ve hukuki sürecin başlaması. İkincisi ise, Erdoğan’ın tüm rejimini, 17/25 Aralığın bir darbe girişimi olduğu iddiasının sağladığı meşruiyet zemini üzerine inşa etmiş olması. Birinci konu, elbette Erdoğan için büyük önem arz ediyor. Ancak ikincisi çok daha hayati. Çünkü Erdoğan yurt dışına çıkamasa da iktidarını (Avrasyacı derin devletin iktidarına biçtiği siyasi ömür kadar) devam ettirebilir. Yani bu ihtimal, daha ehveni şer olanı.
Ancak Zarrab’ın ABD mahkemeleri önünde konuşması ve böylelikle 17/25 Aralık soruşturma ve yargı süreçlerinin doğruluğunun tescil edilmesi, rejiminin balonunu patlatabilir. Herkesin kralın çıplak olduğunu görmesi, en büyük korkusu. Çünkü 15 Temmuz sonrası rejimin de temelleri, 17/25 Aralık’ın bir darbe girişimi olduğu iddiasına dayanıyor. Zarrab’ın ABD yargısı önünde ortaya saçacağı kirli çamaşırlar, uyuşmuş ve ürkmüş Türkiye siyasetinde kartların yeniden karıştırılmasına ve Erdoğan döneminin kapanmasına giden süreci başlatacak.
Zarrab davasını izlemeye devam edelim.
(TR724)