6-7 Eylül Olaylarını kim organize etti?

237
Yorum | Dr. Serdar Efeoğlu |

Sanık ifadeleri basına yansıdıkça 15 Temmuz darbesiyle ilgili soru işaretleri daha da artıyor. O gece AKP’li belediyeler, AKP teşkilatları, MİT, SADAT ve Diyanet’in oynadığı roller, bundan 62 yıl önce yaşanan 6-7 Eylül Olayları’nı akıllara getiriyor.

6-7 EYLÜL OLAYLARI

5 Eylül 1955 tarihinde gece vakti Selanik’te Atatürk’ün evinin yer aldığı bahçede bir bomba patladı. Ertesi gün saat 13.00’de Radyo vasıtasıyla haber bütün Türkiye’de duyuldu.

Ardından İstanbul Ekspres gazetesinin normal baskı haricinde iki baskıyla “Atamızın Evi Bomba İle Hasara Uğradı” başlığı ile haber yapması olayların fitilini ateşledi. Öğrenci dernekleri Taksim’de olayı protesto etmek için “Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti (KTC)” öncülüğünde toplandılar. “Kıbrıs Türk’tür, Türk Kalacak” sloganları eşliğinde İstiklal Marşı okundu ve göndere Türk bayrağı çekildi. Bu sırada tanıkların ifadesiyle ‘bir gizli el’ devreye girdi.

Binlerce kişi İstiklal Caddesi’nde Rumlara ait dükkanları ve evleri yağmalamaya başladı. Yağmalama olayları Şişli, Nişantaşı, Beyazıt, Kadıköy, Kumkapı ve Yedikule semtlerine yayıldı. Ankara ve İzmir’de de benzer olaylar yaşandı. Hedef Rum, Ermeni ve Musevilere ait ev, dükkan ve kiliselerdi.

Günler önce bazı camilerde vaizler, halkı Rumlara karşı kışkırtan ve onları eyleme davet eden konuşmalar yapmışlardı. Olaylara karışanların bir kısmı önceden tren ve kamyonlarla İstanbul’a getirilmişti. Yağmacıları KTC üyeleri yönlendiriyordu. Ellerindeki sopalar bile tek elden çıkmış gibiydi. Polis olaylara müdahalede yetersiz kaldığı gibi, itfaiye de yangına müdahalede gecikti. Olaylar, askeri birliklerin müdahalesi ve sokağa çıkma yasağı konulmasıyla önlenebildi.

İki gün süren olayların bilançosu korkunçtu. Resmi kaynaklara göre 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 26 okul tahrip edilmişti. Öfke sınır tanımamış, Müslümanlara ait 400 işyeri de yağmalanmıştı. 11 kişi ölmüş, 300-600 kişi yaralanmış, onlarca kadın tecavüze uğramıştı.

Olayların, İstanbul’da çeşitli ülkelerden ekonomi uzmanları, polisler ve hukukçuların katıldığı dört ayrı uluslararası kongrenin yapıldığı bir zamanda yaşanmasıyla dünya kamuoyu gelişmeleri detaylı olarak öğrendi.

6-7 Eylül olaylarının arkasında kimin ve hangi örgütlerin olduğu bugüne kadar çok tartışıldı, farklı kesimler ve kurumlar suçlandı.

BİRİNCİ ŞÜPHELİ: KOMÜNİSTLER

Olaylar sonrasında DP Hükümeti önce komünistleri suçlayarak “İstanbul ve memleket, esas itibariyle bir komünist tertip ve tahrikine ve ağır bir darbeye maruz kalmıştır” şeklinde bir açıklama yaptı. Gerekçe olarak, komünistlerin NATO’da yer alan Türkiye ve Yunanistan’ın arasını bozmak istemeleri gösterildi. Aziz Nesin, Kemal Tahir ve Asım Bezirci’nin de aralarında olduğu 45 kişi tutuklandıysa da somut bir delil olmadığından serbest kaldılar.

DP’nin komünistleri suçlaması hedef saptırmaktan başka bir şey değildi. Nitekim ABD’den getirilen bir uzman, “komünistlerde böyle bir güç olsa, devrim yapacaklarını” söylemiştir.

İKİNCİ ŞÜPHELİ: DP ve MENDERES

Asıl nedenin Kıbrıs sorunu olduğu dikkate alınırsa olayların ilk planda Hükümetin bir organizasyonu olduğu akla gelmektedir. Buna delil olarak Dışişleri Bakanı F. Rüştü Zorlu’nun Londra Konferansı esnasında Menderes’e bir telgraf göndererek ses getirecek bir eylemin Türkiye lehine olacağını belirtmesi gösterilmektedir.

Yassıada yargılamalarında bu telgraf gündeme gelmiş, Zorlu böyle bir şey kastetmediğini söylemiş, diplomat Coşkun Kırca ise böyle bir talebin olduğunu iddia etmiştir. Yassıada’da Menderes aleyhinde tanıklık yapan eski bakan Prof. Dr. Fuat Köprülü ise bomba olayı ve 6-7 Eylül olaylarını “Zorlu’nun ilhamı ile Menderes ve İçişleri Bakanı Namık Gedik’in tertiplediği” iddiasında bulunmuştur.

CHP, TBMM’de bir tahkikat açılması için önerge vermişse de teklif DP’lilerin oylarıyla reddedilmiştir. Böylesine önemli bir olayın, TBMM’de tahkikata bile dönüşmemesi her yönden büyük bir talihsizliktir.

Yassıada’da yargılama konularından birisi de 6-7 Eylül olayları oldu. Menderes Yassıada’da da iddiaları reddederek “nezih bir talebe topluluğu” ile başlayan nümayişin bir anda galeyana dönüştüğünü söylemiş, KTC Başkanı Hikmet Bil ise Menderes’i suçlayarak “Cemiyetin daha aktif” olmasını istediğini belirtmiştir.

İlginç olan KTC, öğrenci dernekleri ve MAH’ın Yassıada’da yargılama dışı bırakılmasıdır. Sonuçta Menderes ve Zorlu’ya bu davadan altışar yıl hapis cezası verilmiştir.

ÜÇÜNCÜ ŞÜPHELİ: PARAMİLİTER YAPILAR

Bunların başında KTC geliyordu. KTC, MTTB’nin desteği ile 1954’de kurulmuş, şubelerinin bir kısmı DP teşkilatları tarafından açılmıştı. Kurucuları arasında Hürriyet gazetesi editörü Hikmet Bil, Kâmil Önal ve A. Emin Yalman yer almıştı.

Olaylardan sonra tutuklananların önemli bir kısmını KTC üyeleri oluşturmuştur. Tahkikat sonunda KTC suçlu bulunarak kapatılmış, şubeleri mühürlenmiş, evrak ve paralarına el konulmuştu. Gerekçe, cemiyetin amacından uzaklaşması ve faaliyetlerinin saldırıların başlamasına neden olmasıydı.

KTC ve MTTB öncülüğünde milliyetçi grupları harekete geçirmek amacıyla toplantılar düzenlenmiş, hatta Rumlara karşı bazı eylemler yapılmıştır. 4 Eylül 1955’de bazı Rum gazetelerinin yakılmasında KTC’nin kurucuları Hikmet Bil ve Kâmil Önal aktif olarak rol almışlardı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, olayların organizatörleri olarak KTC ve MTTB’yi suçlamıştır. İlginç bir nokta da Menderes’in 5 Eylül akşamı Bil’le bir yemek yemesi ve burada Zorlu’nun telgrafının konuşulmasıdır.

Olaylarda DP teşkilatlarından birçok kişi yer almışsa da liderliği KTC’liler yapmıştır. Hatta bazı kişilerin üzerinden tahrip edilecek yerlerin listesi çıkmıştır. KTC’nin olaylar sırasında kullanılan pankartları çok önceden bastırdığı ve Selanik’teki bombalamanın faili Oktay Engin’e para gönderdiği anlaşılmıştır.

KTC üyelerinin tutukluluk döneminde diğer mahkumlara göre “ayrıcalıklı” bir muamele gördükleri anlaşılmakta ve bazılarının geceleri evlerine gitmelerine izin verildiği iddia edilmektedir. Birçok sanığın KTC, öğrenci dernekleri ve DP teşkilatlarının yönlendirmesiyle olaylara iştirak ettiklerini belirten ifadelerinin ve Kâmil Önal’ın MAH’a çalıştığının iddianamede yer almaması, olayın üstünün örtülmek istendiğini göstermektedir. Zaten duruşmalar 1957’de bütün sanıkların beraatıyla sonuçlanmıştır.

DÖRDÜNCÜ ŞÜPHELİ: MAH ve İSTANBUL EKSPRES GAZETESİ

Bugünkü MİT’in önceki adı olan MAH’ın olaylarda aktif bir rol üstlendiği çok açıktır. Selanik’teki bomba eylemi için “ajan-provokatör” tanımlaması yapılmış, Emniyet incelemesinde bombanın Konsolosluğun bahçesinden atıldığı belirtilmişti.

Provokatörlükle suçlanan Batı Trakya Türk’ü Yunan vatandaşı Oktay Engin, Türkiye’nin verdiği bursla Selanik’te hukuk okumaktaydı. Olaydan sonra Engin ve Konsolosluğun bekçisi tutuklanmış, ancak Türkiye’nin Selanik Konsolosluğu’nu ve dolayısıyla Yunanistan’ın İstanbul Konsolosluğu’nu kapatmakla tehdit etmesi üzerine Yunan mahkemesi davayı düşürmüştür.

MAH üyesi olan Oktay Engin’e makam ve para sözü verilmişti. Nitekim Türkiye’ye kaçmış ve DP’li İstanbul Belediyesi’nde işe yerleştirilmişti. Engin, MAH’taki görevlerinden sonra da kaymakam ve vali oldu.

Diğer şüpheli İstanbul Ekspres Gazetesi’nin sahibi DP’ye yakınlığı ile bilinen Mithat Perin’di. Perin’in MAH’a çalıştığı, 1960 yılında yazdığı mektuptan anlaşılıyordu. Mektupta MAH’ta üstlendiği görevleri sıralıyor ve mali destek istiyordu.

ASIL FAİL KİM?

Olayların arka planına bakıldığında Selanik’te bombanın patlaması ve Taksim’deki mitingin bir anda iki gün sürecek yağmaya dönüşmesinde bir “gizli el”in devrede olduğu ve planın mükemmel bir şekilde uygulandığı anlaşılmaktadır. Yargı, olayları tam olarak incelememiş ve olayın üstü kapatılmıştır. Yassıada yargılamalarında da Menderes hedeflendiğinden detaya girilmemiş, diğer şüphelilerin üzerine gidilmemiştir.

Olaylar, Menderes Hükümeti’nin Kıbrıs sorunuyla ilgili mesaj verme kaygısıyla başlamıştır. Ancak MAH aracılığıyla İstanbul Ekspres gazetesi kullanılarak milli galeyana dönüştürülmüş, Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti ve MTTB’nin öncülüğü ile DP teşkilatları, öğrenci dernekleri ve işçi sendikaları kullanılarak iki gün sürecek bir yağma yaşanmıştır.

Sonuç olarak yıllar sonra Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun “Elbette 6-7 Eylül saldırılan Özel Harp Dairesi tarafından planlanmıştı. Olağanüstü planlı bir operasyondu ve amacına da ulaştı. Sorarım size; bu, sıra dışı başarılı bir eylem değil miydi?” sözleri de asıl faili göstermektedir. (TR724)


Kaynaklar: D. Güven, “6-7 Eylül Olayları”, Tarih Vakfı, İstanbul 2005; Resul Babaoğlu, “6-7 Eylül Olaylarının Muhtemel Failleri Üzerine Değerlendirme”, JASS, S. 6, 2013.