Erdoğan Diktasından Kurtulmanın Iki Yolu: Demokratik Sağ ve Demokratik Sol

[Erman Yalaz]

Üniversite hayatımın ilk yıllarında elime geçen iki kitaptan çok etkilenmiştim. İlki Ali Fuat Başgil’in Demokrasi Yolunda, diğeri Ferruh Bozbeyli’nin Demokratik Sağ isimli kitaplarıydı. Başgil, Demokrasi Yolunda kitabında, Cumhuriyet tarihinin en önemli kazanımı demokrasinin nasıl işletileceğinin yol haritasını elimize vermişti.
Kavramlarıyla, eylemleriyle neler yapılması gerektiğini anlatıyordu. Başgil, Yunan Site devleti uygulamalarındaki demokrasiyi ‘elitler demokrasisi’ diye tanımlarken, Fransız ihtilali ile dünyaya kazandırılan hürriyet, eşitlik ve adalet kavramlarını demokrasilerin olmazsa olmazı olarak tarif eder. Bunu bir adım öteye taşıyıp ‘demokrasi terbiyesi’ kavramıyla uygulamacıların ve demokrasiyi yaşatacak bireylerin eğitim ve terbiyesine dikkat çeker. Aslolan rejimlerin isimlerinin demokrasi olması değil, bunu yaşatacak bireylerin yetişmesidir, demokrasi iklimidir. Bu bir kimlik inşasıdır.
Bugün siyaset yapan, siyaset okuyan çevrelerin tavsiye ettiği eserlerden biridir Başgil’in kitabı. 27 Mayıs cuntacılarının tehditleriyle belki de ülkenin Başbakanı, Cumhurbaşkanı olacak bir isim olmasına karşın, siyasetten uzaklaştırılmıştı Başgil. Bıraktığı eser ile bütün bunları aşıp gerçek bir demokratlık yapmıştı.
SAĞ SİYASET VE ÖZELEŞTİRİ
Ferruh Bozbeyli ise aynı yıllara rastlayan siyasi kariyerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin en genç başkanı olarak seçilmiş uzun dönem bu göreve tekrar seçilme başarısı göstermişti. Adalet Partisi’nin askeri vesayetle danışıklı ‘demokrasi oyunu’nu bozan; o günlerde 1.2 milyonun üzerinde oy potansiyeline kavuşup 45 milletvekili çıkarmış Demokratik Parti’nin kurucusuydu Bozbeyli. Demokratik Sağ kavramından muradı, merkez sağ olarak adlandırılan ve Türkiye siyasi tarihinin neredeyse yüzde 70’lere tekabül eden muhafazakar, sağ, dindar seçmen tabanından güç alan siyasi anlayışı özeleştiriye davetti. Ötekileştirme siyaseti yerine, gerçek hukuk devleti ve demokratik cumhuriyeti, serbest piyasayı, fikir hürriyetini, sosyal devleti savunuyordu. CHP’nin tek parti uygulamaları kadar, askeri vesayet sonrası merkez sağ partilerin ‘demokrasi duruşunun’ eksikliğinden dem vuruyordu Bozbeyli. Asıl problem bu diyordu.
O da hukuk devletine veriyordu önceliği. Onun için hukuk devleti, hukuku yapanların da hukuka uymaya mecbur olmaları demekti. Bu hukuka bağlı demokratik devletin inşasında çok kritik bir noktaya parmak basıyordu; ‘şahsa bağlı devlet’ anlayışından vazgeçilmesi. Bozbeyli bunun için çok keskin örnekler sıralıyordu. Cumhuriyet ile birlikte kurulan yeni devletin adı Babür Devleti, Timur Devleti, Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi ‘Mustafa Devleti, Kemal Devleti’ değil, Türkiye Cumhuriyeti olmuştu. Bugün gelinen noktada Bozbeyli’nin neredeyse yarım asır önce yaptığı tespitler ne kadar haklıymış diyor insan. Anayasayı delik deşik etmiş, kanunsuzluğu kural haline getirip, devleti çeteye çevirmiş  bir sağ siyasi anlayış bugün iktidarını zulme devşirip diktaya dönüştü maalesef.

YALNIZ BİR ‘SAĞCI’
Bozbeyli, 1977 seçimlerindeki seçim başarısızlığını sorumluluğunu  göğüsleyip siyasetten tamam çekilmeyi seçecek kadar derin ve yalnız bir demokrattı. Talihsizliği sağ siyasetin içindeki politikacılardı, arkadaşlarıydı belki. Onun sosyal barış üzerine kurduğu demokratik sağ anlayışının haklılığının en önemli göstergesi merhum Başbakan Bülent Ecevit’in iktidar olduğu dönemler olsa gerek. Ecevit ve arkadaşlarınca Demokratik Sol ya da Ortanın Solu kavramlarıyla inşa edilmeye çalışılan şey, Bozbeyli’nin, Başgil’in anlattıklarından farklı değildi. Halk için iktidar, fikir hürriyeti, inançlara saygılı laiklik gibi, seçmeni ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ayrıştırmak yerine birleştiren, empati kapılarını açan, gerçek demokrasi özlemine yaklaştıran siyasi yaklaşımlardı. Sağ da da solda da sağduyulu seçmenin ortak talebiydi bunlar. Oy da aldı, hizmet de etti.
2002’den sonra ekonomik krizlerin ve 28 Şubat vesayet rejiminin bitişini isteyen bu taleple gelen destek AK Parti’yi iktidara taşıdı. Sağcı, solcu, liberal, dindar-laik; Türk, Kürt, Alevi herkesin oyları bu yüzden AK Parti’ye gitmişti. Halkın üst üste verdiği bu destek 14 yıl boyunca AKP iktidarını getirdi. Ne yazık ki, Gezi olayları, 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet skandalı, ardından tek parti uygulamaları ve en son 16 Nisan hileli referandum sonuçlarıyla, AK Parti’ye verilen bu destek çarçur edildi. AK Parti, AKP’lileşti. 15 Temmuz kontrollü darbe girişimi (oyunu) ile şahsa bağlı bir devlet kuruldu. Yasama, yürütme, yargı tek adama bağlandı. Sonra? Sonra AKP ve devlet Erdoğanlaştı.
‘ERDOĞAN DEVLETİ’NİN SONU
Son fotoğraflara bakalım. Cumhurbaşkanlığı forslu Türk bayrağı ile AK Parti Merkez Karar Yürütme  Kurulu’nda oturan, Tayyip Erdoğan’ın kendisine oy vermeyen diğer kesimlerin cumhurbaşkanı olmadığı açık değil mi? İki gün önce AA’nın eski genel müdürü Yeni Şafak Yazarı Kemal Öztürk, oyun değişti artık ‘Tehlike büyük Erdoğan yargılanabilir’ diye yazmış. Yeni sistemde artık “istikrar için oylar bölünmesin”, “koalisyon olmasın, bir partiye oy verelim” tezlerinin tamamen ortadan kalktığını kaleme almış.
İl, ilçe teşkilatlarının hatta seçilmiş belediye başkanlarının, seçimsiz değiştirileceği; kapsamlı ya da kısmi kabine değişiklikleriyle hep Erdoğan’ın iktidarının ve destekçilerinin büyüyeceği bir siyaset zemini var, bu doğru, Ancak bir fark daha var. Tam da Öztürk’ün yazdığı gibi artık siyaset zemini seçme seçilme alışkanlıkları açısında yüzde 50’ye 50 denklemine çekildi. Sağcı ve solcu ayrımı yapmaksızın Erdoğan gibi düşünmeyen bir kitle birleşti. Demokratik tercihini bu yönde kullandı.
Kazanmak için her türlü hileyi yapan bu anlayış, işte tam da bu yüzden hala demokratik bir seçimden korkuyor. Bir de çalınan oylar gerçeği ile halkın artık tam manada desteğini alamadıklarını biliyorlar. Zaman çarkı, zulümleri ve antidemokratik sistemleriyle aleyhlerine işliyor.
BAŞGİL, BOZBEYLİ VE ECEVİT HAKLIYDI
Adı cumhuriyet olsa da gerçek demokrasi ve cumhuriyetten fersah fersah uzak bir devlet var karşımızda; çete gibi davranan, tek adamın istediklerini yapan… Sadece adı ‘Erdoğan Devleti’ olarak değişmedi.  Yine de muhaliflerin unutmaması gerekiyor ki, Başgil, Bozbeyli ve Ecevit’in tarif ettiği demokrasi ve oy aldığı halk kitlesi var. Hileli 16 Nisan referandumuna rağmen hala ayakta. Zulüm makinesine dönüşen Erdoğan Devleti’nin alternatifi işte buradan çıkacak.
Bu nedenle, siyaset dahil, hiçbir alanda umutsuz olmamak gerekir. Bir de bu kitlenin yeni taleplerine karşı duyarlı olunması şarttır. Herşey demokrasi kültürünü işletecek, cumhuriyet geleneğini sindirmiş insanların elindedir. Aydınlıkçıların Meral Akşener korkusu, Akitçilerin Kemal Kılıçdaroğlu sevdası (!) bu yüzdendir…
(TR724)