Yaşı 80’e Ulaşmış, Darbecilikten (!) Tutuklu Manisalı Ayakkabıcı Nusret Amcanın Hikayesi…

Manisa’nın ayakkabıcı Nusret Abisidir kendisi. 60 yıldır imam hatip mi yaptırılacak, cami inşaatı mı var, Kur’an kursu mu yapılıyor, yurt mu dikilecek, hayır adına nerede ne iş varsa onu en önde görürsünüz.
Kendisi bu asrın insanı değildir. Osmanlı zamanından kalma bir beyefendidir. Tanışma fırsatı bulduysanız hiçbir abartı olmadığını görür hatta az bile söylenmiş derdiniz. Tanıyanlara sorsanız ki tüm şehir tanır, az bile demişler derlerdi. Duruşu, konuşması, tavrı sizde hayranlık uyandırır. Konuşmasını duyabilmek için iyice kulak kesilmeniz gerekir. Tatlı yumuşak ses tonu ile ruhunuzu okşar gibi kullanır kelimeleri. Kimseye sesini yükselttiği vaki değildir. Yirmi beş yıl berberlik otuz beş yıl da ayakkabıcılık yapmıştır Manisa’da. Bir emekli maaşı ve bir de oturduğu evi vardır. Bütün bunları niye mi anlatıyorum size. Şimdilerde seksen yaşındaki Nusret Amca tabiri diğerle Hacı Abi tutuklu olarak cezaevinde.
15 Temmuz belası milletin yakasına bir sülük gibi yapıştı. Yaşlı, hasta, kadın, çocuk, mütedeyyin, solcu, dinci, ateist demeden herkese musallat olan bir bela. Nusret Amca da işte bu beladan nasibini alanlardandı.
Manisa İmam Hatip Derneği’nde yönetim kurulunda idi. Darbe sonrası bu dernek kapatıldı ve bir sabah ezanlar okunurken polisler geldi. 1937 doğumlu, seksen yaşındaki Nusret Amcayı almaya gelmişlerdi. O yaşına rağmen alıp emniyete götürdüler. Tam otuz gün gözaltında kaldı. Gözaltında hastalandı, hastanelik oldu. Bir cani gibi, hastanelik olmuş, beli bükülmüş Hacı Abi, elleri kelepçeli muayeneye götürüldü. Ama ne yazık ki hastalıkları ve yaşı tutuklanmasına engel olmadı.

Şimdilerde otuz kişiyle kalıyordu aynı koğuşta. Hacı Anne soranlara “Koğuş küçük, dar; ama kabir de dar be evladım, şikayet etmiyoruz. Hacı abiniz yaşlı olduğu için sağ olsun arkadaşları ona yardımcı oluyorlarmış.” diyordu.

Gözaltında iken avukat bulamadı ailesi, korkudan hiçbir avukat bu davalara bakmak istemiyordu. Hacı Abi bütün vakarı ve izzeti ile “Avukat falan kabul etmiyorum, benim savunacak neyim var, seksen yaşında adamım yazıklar olsun.” demişti. Kırılmış, üzülmüştü olanlara. Nasıl üzülmesindi ki; valisinden belediye başkanına, milletvekilinden meclis eski başkanına herkesin çayını içtiği, bildiği bir insandı. Ne olduğunu, nasıl bir insan olduğunu, hayatını ne uğurda harcadığını tüm şehir bilirdi. İşte bu vefasızlık, bu hoyratlık, bu vicdansızlık, bu kendini bilmezlik çok kırmıştı onu.
Yılların Hacı Abisine bunları reva görenler bununla da yetinmediler. Öyle ya tutuklamak yetmezdi, daha ne kadar zulüm varsa yapılmalıydı bu insana ve ailesine.
Bundan altı ay önce ağustos ayında Manisa’da mallarına tedbir gelen, hesapları bloke edilen darbeci işadamları diye bir haber duyuldu. Hacı Abiyi de o listeye koymuşlardı. Halbuki bir emekli maaşı bir de oturduğu evi vardı. Başka bir dünyalığı yokken iş adamı da oluvermişti. Gidip itiraz ettiler; ama kabul edilmedi. Birkaç kez itiraz edince emekli maaşını almaya lütfen izin verdiler.
Eşi Hacı Anneye, “Beni alırlarsa sakın üzülme, ben yanlış bir iş yapmadım, Allah da kulları da şahit, kaderde içeri girmek varsa gideriz, şeref sayarım.” demişti. Ve dediği gibi başı dik, hiç diriğ etmeden gitmişti.
‘KOĞUŞ KÜÇÜK, DAR; AMA KABİR DE DAR BE EVLADIM!’
Şimdilerde otuz kişiyle kalıyordu aynı koğuşta. Hacı Anne soranlara “Koğuş küçük, dar; ama kabir de dar be evladım, şikayet etmiyoruz. Hacı abiniz yaşlı olduğu için sağ olsun arkadaşları ona yardımcı oluyorlarmış.” diyordu.
Hoş öyle pek fazla soran da yoktu. Eskiden misafirin eksik olmadığı kapıyı kimseler tıklatmıyordu. Hacı Anne gönül koysa da bu kadir kıymet bilmezliğe karşı, yine de çelebiliğini elden bırakmıyor ve “Millette bir korkudur aldı başını gidiyor. Ne olacak yani ahiret yok mu? Nereye gideceğiz biz sonunda? Bu kadar korku ile yaşanır mı? Allah korkuyu hayatı zehir edelim diye vermemiş biz kullarına. Ama anlayışla da karşılıyorum çoğu zaman, insanlar, bu ihtiyarı da alıyorlarsa bizi niye almasınlar, sebep gerekmiyor ki diyorlar, haksız da değiller.” diyordu.
Ama yaşı ilerlemiş bu insanların gönlü çok ama çok kırılmıştı. Bu kırgınlıklarını isyanla değil, yine kendilerine yakışan bir naiflikle şöyle ifade ediyordu Hacı Anne: Ben burada hastayım. Beyefendi orada hasta. Nasıl bir kinse bu anlamadım. Allah halimizi görüyor. O (C.C.)’na havale ediyorum. Bizden daha beter durumda olanları da var. Emzikli kadınlar var hapiste. İnsanlık böyle zulüm görmemiştir herhalde. Savaşta bile kadına çocuğa yaşlıya dokunulmaz evladım. Allah ıslah etsin.”
Hasılı, Manisa’da kime sorsanız, ”Hacı Nusret, devletine, milletine, dinine, diyanetine karşı bir şey yapar mı?” diye, yapar diyen vicdanı olan bir Allah’ın kulunu bulamazsınız. Ama gelin görün ki Hacı Nusret Amca seksen yaşında ve hasta haliyle cezaevinde tutuklu. Eşraftır, eşreftir kendisi. Tüm hayatı da gözler önündedir. Hangi delili bulup tutuklamışlarsa artık. Hacı Annenin dediği gibi diyelim. Allah ıslah etsin bu zulümleri yapanları.
(Selim Aydın / Magduriyetler.com)