Halk, Sokakları Tuttu: Trump’ın Amerikasında Hâkimler Var!

[Haber-Analiz: Kemal Ay]
2015’te Cumhuriyetçi Parti’den başkan adayı olduğunda Donald Trump’ın başkan olabileceğine pek kimse ihtimal vermiyordu. İki sebebi vardı bunun: (1) Donald Trump’ın diğer Amerikan başkanlarının aksine hiçbir yönetim tecrübesi yoktu; ne valilik yapmıştı, ne de senatoda ya da mecliste yer almıştı. (2) Söylemleri çocukça ve aşırıydı; hiçbir şekilde işe yaramayacak ama çoğunluğun belli ki hoşuna giden vaatler veriyordu.
İngiltere’de, yerleşik siyasî geleneğin bütün aktörleri aksini savunduğu hâlde çoğunluk Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmayı tercih ettiğinde, Trump’ın seçilme ihtimaline yönelik algı da değişti. İngiltere’de olan, Amerika’da da pekâlâ olabilirdi. Nitekim, rakibi Hillary Clinton’un 4 milyona yakın farkla çoğunluk oylarını kazanmasına karşılık Donald Trump, kritik eyaletlerde yarışı önde bitirerek Beyaz Saray’da yaşamaya hak kazandı.
Trump’ın Cumhuriyetçi partiden adaylığı kesinleştiği günden bu yana anti-Trump sokak hareketleri yer yer sahne aldı. Ancak 20 Ocak’ta başkanlık yemini edip de koltuğa oturunca, daha ilk günden milyonlarca Amerikalı ‘Women’s March’ (Kadınların Yürüyüşü) gösterisinde buluştu.
ÇELİŞKİLERLE DOLU, ÖNGÖRÜLEMEZ BİR BAŞKAN
ABD’nin 45. Başkanı Donald Trump, özellikle kadınları hayli öfkelendiren bir ‘maçoluğa’ sahip. Seçim kampanyası süresince medyaya yansıyan şeyler, Trump’ı ‘kart zampara’ bir tipleme olarak önümüze koydu. Nitekim Cumhuriyetçi Parti’nin aile değerlerine çok önem veren muhafazakâr siyasetçilerini bile kızdırdı. Yine ‘aile’ üzerinden siyaset yapan Cumhuriyetçi geleneğe hayli aykırı bir hayatı var Trump’ın. Şu an üçüncü evliliğini yaşayan Trump, eşlerini moda ya da TV dünyasından seçmesiyle öne çıkıyor. ‘Göçmen karşıtı’ Trump’ın ilk karısı Ivana (Çek) ve üçüncü karısı Melania (Sloven) eski Sovyet topraklarından Amerika’ya göç etmişler.
Ama ABD’nin en ‘ayrıcalıklı’ ailelerinden birinde doğduğu hâlde ‘kimsesizlerin kimsesi’ pozuna bürünen Trump için çelişkiler pek sorun oluşturmuyor. Zira seçmeni için de bunun bir önemi yok gibi. NATO’nun ‘köhneleşmiş’ bir yapı olduğunu savunduktan kısa süre sonra ‘NATO’nun arkasındayım’ mesajı verebiliyor. İstihbarat topluluğu ile yaşadığı sıkıntılardan sonra en çok saygı duyduğu kurumun CIA olduğunu söyleyebiliyor. Ya da ‘halkçı’ görüntüsünün arkasında, ABD tarihinin ‘en zengin’ bakanlar kurulunu oluşturabiliyor.
RADİKALLİKLE BÖYLE Mİ MÜCADELE EDİLECEK?
İşte bu Trump’ın ofisteki ilk haftasında imzaladığı idarî kararlar (executive order) beklenen ama bir yandan da absürt uygulamaları içeriyor. Yemin töreninde radikal İslam’la mücadeleyi en öne koyan Trump, 120 günlüğüne ABD’deki mülteci işlemlerini durdurdu, Suriye’den gelen mültecileri ‘ikinci bir emre kadar’ ülkeye sokmama kararı aldı, Irak, Suriye, İran, Libya, Somali, Sudan ve Yemen’den diplomat vizeleri hariç her türlü vizeyi 90 günlüğüne kaldırdı ve mülteci kabullerinde ‘bulundukları ülkede azınlık dinine mensup olanları’ önceleyecek bir uygulama getirdi.
Bu uygulamalar absürt çünkü ABD’deki ‘terör’ meselesinin çözümünün yanından bile geçmiyor. Son yıllarda ABD’de yaşanan terör saldırılarını gerçekleştirenlerin önemli bir kısmı ABD’de doğup büyüyen ‘göçmenler’. Tıpkı Fransa’da ya da Belçika’da olduğu gibi, bu insanlar teröre o ülkelerde meylediyor. Üstelik 11 Eylül gibi devasa bir terör saldırısını gerçekleştiren 19 kişiden 15’i Suudi Arabistan kökenli olmasına rağmen, Trump’ın ‘yasakları’ arasında kendisinin de ticarî ilişkilerinin olduğu Suudi Arabistan bulunmuyor.
Trump’ın daha ilk günlerde aldığı bu kararlar, Obama dönemini tedavülden kaldırmanın yanı sıra, başkanlık kampanyası sırasındaki popülist söylemlerin çalakalem hayata geçirilmesi sadece. Şu an öyle bir karmaşa var ki ABD’de, önceki gece Amerikan şehirlerindeki havalimanlarında yetkililer acil bir biçimde yukarıda bahsi geçen ülkelerden gelenleri geri göndermeye girişti. Bu arada New York’tan bir hâkim, Trump’ın emrini hâlihazırda ülkeye giriş yapanlar yönünden bozarak havaalanlarını rahatlatacak bir karar aldı. Böylece uygulamayı yapacak olan güvenlik birimleri ikilemde kaldı.
ABD’YE GİRİŞİ ENGELLENENLER TERÖRİST DEĞİL
Burada bahsettiğimiz ‘geri gönderilenler’ ya da ‘ülkeye vize verilmeyenler’ arasında ‘teröristler’ yok elbette. Mesela son filmiyle Oscar’a aday olan İranlı yönetmen Ashgar Farhadi şu an vize alamıyor. Amerika’nın en ünlü tıp merkezlerinden Cleveland Clinic’te çalışan 26 yaşındaki Suha Abushamma, New York’lu hâkimin durdurma kararından dakikalar önce havaalanı güvenliğinin baskısıyla ülkesi Suudi Arabistan’a geri gönderildi. Suudi Arabistan’da doğup büyümesine rağmen pasaportu Sudan’dan olduğu için, ülkeye girişine izin verilmedi. Bu arada gümrük polislerinin ABD’ye girmeye çalışanların Facebook ve Twitter adreslerini tarayıp ‘siyasî görüşlerini’ öğrenmeye çalıştıkları da medyaya yansıdı.
KURUMSAL YAPIYI YIKMAYA ÇALIŞIYOR
Bu örnekler Trump’ın politikalarının ‘savrukluğunun’ bir göstergesi. Kasım 2016’daki seçimler sonuçlandığından bu yana, birçok yorumcu Amerika’nın ‘otoriterliğe’ karşı savunma mekanizmaları olmadığını söylüyor. Bu sebeple de Amerikan halkı, Trump’a karşı öncelikle sokakları tutmaya çalışıyor. Zira bu ‘savrukluk’ bir çeşit mücadele biçimi. Trump pervasızlıkla yürüyerek bütün savunma hatlarını yarıp geçmeyi hedefliyor.
Beyaz Saray’a yaptığı atamalar, medyayla savaşı, bürokrasi üzerinde ‘kırbaçlı’ terbiye metodu, ileriye dönük korkuların artmasına sebep oldu. Sınırları kapatma, kapalı ekonomi modelini işleme koyma, özellikle Müslümanlara yönelik ‘aşırı güvenlik’ önlemleri, Trump’ın bir çeşit ‘sorun çözücü’ olmayı değil, aksine ‘güç temerküzü’ yolunu seçmeyi kafasına koyduğunun göstergeleri. Bu sebeple mesela, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki üst düzey pozisyonlarda bulunan bütün bürokratlar “Trump döneminin bir parçası olmayacağız” diyerek istifa etti. Buna karşılık Trump, başkanlık kampanyasını yürüten, ‘yandaş medyacısı’ Steve Bannon’u ulusal güvenlik toplantılarının katılımcıları arasına sokarak, ne kadar ‘ciddi’ olduğunu gösterdi.
İTİRAZLAR YERELDEN
Trump’a karşı şimdiye kadar ‘devlet katından’ fazla itiraz gelmedi. Bunun en büyük sebebi de, Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisini hem de Senato’yu yönetiyor olması. Ağırlığı olan Cumhuriyetçilerden şimdiye dek yalnızca John McCain (2008’de Obama’ya karşı başkan adayıydı) Trump’ın CIA’ye yeniden ‘işkence yetkisi’ vermesi üzerine sesini yükseltti. Birkaç Cumhuriyetçi milletvekili de, şimdilik göçmen karşıtlığının yanlış olduğunu savundu. New York gibi daha kozmopolit şehirlerde vali ve belediye başkanları Trump’ın anti-göçmen tavrıyla mücadele edeceklerini duyurabildi.
Hâl böyle olunca ‘endişeli Amerikalılar’ sokaklara çıkarak, dayanışma ağları kurarak (ACLU, Müslümanlara yasal destek sağlayacağını duyurdu mesela), sosyal medyada farkındalık oluşturmaya çalışarak tepkilerini ortaya koyuyor. Bu sivil hareketlerin, Cumhuriyetçilerin Trump’a karşı meclis ve senato denetimini tamamen kaldırması karşılığında, ABD yargısına destek olması bekleniyor. Trump’ın medyaya savaş açmasından sonra, yargıyla da uğraşacağına dair öngörüler yapılıyor, ancak şimdilik “New York’ta hâkimler var!”
trump imzacılar