İstanbul’daki Yerli Mülteciler

Çözüm sürecinde adeta PKK’nın inisiyatifine teslim edilen Güneydoğu’daki birçok mahalle, kazılan hendeklerin kapatılması ve terör örgütüyle mücadele sırasında yerle bir oldu. Çatışmalardan zarar gören halk ise göç etmek zorunda kaldı. Bunlardan biri de İstanbul’a gelen Öğmen ailesi. Hakkâri Yüksekova’dan 5 ay önce ayrılan aile, sokağa çıkma yasağı başladığında bir ay evde mahsur kalmış. Yaşadıklarını “Kâbus gibi günlerdi.” diyerek özetleyen evin büyük oğlu Nedim Öğmen, geliş sebeplerini, “Eğer evde kalsaydık, çoluk çocuk demeden herkesi öldüreceklerdi.” sözleriyle açıklıyor. 10 kişilik aile, Kağıthane’de iki odalı bir evde kalıyor. Evin büyük kızı Esra Öğmen’in söylediğine göre, ev bulmakta zorluk yaşamışlar. Bazı ev sahiplerinin “Benim Hakkârililere verecek evim yok.” dediğini iddia ediyor.
Bu zorluk, çalışma alanında da kendini göstermiş. İkinci üniversitesini okuyan 24 yaşındaki Dilhas Öğmen, iş için başvurduğu kapıların bir bir yüzüne kapandığını söylüyor. Öğmen, “Kendi toprağımızda mülteci durumuna düşürdüler bizi. Kürt olduğumuz için iş bulamıyoruz. 24 yaşındayım ama bir yıl içinde yaşadığımın izi bir ömür silinmeyecek.” diyor. Çözüm sürecinde barışın geleceği umuduyla yaşadıklarını anlatan Öğmen’e göre, çatışmalı süreç toplumu yeniden kutuplaştırdı. Öğmen, “Bugün ‘Kürt’üm’ dediğimde beni linç edecekler diye korkuyorum. Ben ne kendi topraklarımda yaşayabiliyorum ne İstanbul’da. Bunun sonu ne olacak? Bizim yaşadığımız bu zulmü kim anlatacak?” diye feryat ediyor.
Öğmen ailesinde 5 öğrenci var. Ancak onlar sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte okullarını bırakmak zorunda kalmışlar. İstanbul’a geldiklerinde ise okul tümden rafa kalkmış. Günübirlik işlerde çalışarak hayata tutunmaya çalışan ailenin tek hayali, doğup büyüdükleri topraklara geri dönmek. “Bizler burada asla yaşayamayız.” diyen Dilhas Öğmen, Türkçe bilmeyen annesine tercüman oluyor: “Annem her gün ‘Ya Rabbi bu kara günleri üzerimizden al, biz gördük çocuklarımız görmesin’ diye dua ediyor. Başka hiçbir çaremiz kalmadı çünkü.”
Aile her ne kadar geri dönmek istese de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı inancında. Dilhas Öğmen, evlerinin son halinin fotoraflarını anne ve babasına gösteremediklerini belirtiyor ve ekliyor: “Tekrar evimize dönsek de artık eskisi gibi yaşayamayız. Geçmişimizi, anılarımızı elimizden aldılar. Bahçemizde anne-babamızın özenle yetiştirdikleri meyveler bile artık bizim için birer anı oldu.”
multeci320 YILDA YAPTIĞIM EVİMİ YIKTILAR
Mecbure Demir de Mardin Nusaybin’den 7 ay önce İstanbul’a gelmiş. Aradan geçen zamana karşın gözlerindeki korku, yaşadıkları dün gibi taze. Sokağa çıkma yasağının iki gün süreceğini zannederken, evinde su ve elektrik olmadan bir ay mahsur kalmış. Demir, “Ben bu yaşıma geldim, böyle savaş görmedim. Korkudan aklımı yitirecek gibi oldum.” diyor. Yasağın geçici olarak kalktığı bir anı fırsat bilerek çocuklarıyla birlikte İstanbul’un yolunu tutan Demir, şimdi çocuk ve torunlarıyla birlikte 2 odalı bir evde 12 kişi kalıyor.
multeci2Hani bizim yaşam hakkımız?
Mecbure Demir, maruz kaldığı çatışma sesleri sebebiyle bir kulağı duyma yetisini kaybetmiş. Komşularının 6 aylık hamile gelininin gözleri önünde öldürüldüğünü söyleyen Demir, cesedi günlerce kimsenin kaldırmaya cesaret edemediğini belirtiyor titreyen sesiyle. Eşini yıllar önce kaybeden Demir, ne olursa olsun kendi evine geri dönmek istediğini ifade ederek, “Oraya çadırda yaşayacak bile olsam yine de gitmek istiyorum. Keşke imkânım olsa da şimdi gidebilsem.” diyor.
Nusaybin’de oturdukları evi 20 yıl tarlada çalışarak yaptığını anlatan Demir, “Kızımla bereber çapaya, fındık toplamaya gittim. Başımı sokacak bir ev yapabildim. Onu da başıma yıktılar. Canımı zor kurtardım. Evimden bir kaşık bile getirmedim. Her şeyim içeride kaldı. Kızlarımın çeyizleri bile.” diye konuşuyor. Ardından barış çağrısında bulunuyor: “Onca insanı gözünün yaşına bakmadan öldürdüler. Polis sokakta dursun ve hata yapanı tutuklasın. Bir şey yapmayanlar öldürülmesin artık. Biz bu ülkenin vatandaşıyız, bu savaş niye? Sürekli insan hakları diyorlar, ama hani bizim yaşam hakkımız, biz insan değil miyiz? Barış istiyoruz.”
SELMA TATLI İSTANBUL