Davutoğlu AKP’yi Fena Sarstı..

MUSTAFA ÜNAL
Siyaset sadece Ankara’dan ve iktidar oyunlarından ibaret değil. Partilerin teşkilatı, tabanı, seçmeni var. Onları da dikkate almak şart. Yukarılarda aldığınız kararların aşağılara nasıl yansıdığını hesaba katmak zorundasınız. Ahmet Davutoğlu’nun neden gittiğini Ankara’da herkes biliyor.
Ancak AKP tabanına da izahı gerekiyor. Partiye vücut veren geniş kitlelere anlatmak ve ikna etmek gerekiyor. AKP’ye kara sevdalı seçmen oranı sanıldığı kadar yüksek değil. ‘Reis bilir. Ahmet gelir Ahmet’i, Mehmet gelir Mehmet’i severiz’ diyenler var elbette. Ama sınırlı. Davutoğlu gideli yarın bir hafta olacak. Az zaman değil. Şu ana kadar içeriye, partinin tabanına dönük doğru dürüst açıklama yapılmadı veya yapılamadı. Bir hafta önce kahramandı, şimdi haine yakın. Fotoğrafları indiriliyor. Çok keskin viraj bu. Tabanın ‘Neden?’ diye sormaması mümkün mü? 20 ayda nasıl bu noktaya geldi? Seçici iki yıl sonrasını niçin göremedi mi? Derenin tam ortasında at değiştirmenin mecburiyeti ve aciliyeti nedir?
Cumhurbaşkanı ‘Kendi kararı’ dedi. Buna karşılık Davutoğlu ‘Ayrılmam tercihten değil, zaruretten’ dedi. Daha ötesi yok. Taban veya seçmen Ankara kriterlerini anlamaz. AKP, Davutoğlu’nun neden koptuğunu anlatmak zorunda. Sadece partiye değil, kamuoyuna da… Yer yer kulvar dışına çıktığı oldu ama Saray’ın kontrolü altındaydı. Her temel politikada Saray’ın dediği oldu. Davutoğlu’nun içine sinmese bile geri adım atmasını bildi. İtirazını sürdürmedi. Kendi duruşundan taviz verdi. Hem hükümette hem de parti politikalarında. Buna rağmen neden gitti? En ücra köşedeki AKP’lilere kadar bunun izah edilmesi lazım.
Daha Abdullah Gül meselesi anlatılabilmiş değil. AKP için önemini hatırlatmaya gerek yok. Cumhurbaşkanlığından sonra siyasete devam etmek istediğini açıkça söyledi. Parti için temayül yoklamasında Davutoğlu ve rakiplerine fark attı. Ama yüzüne kapı kapatıldı. Kapıyı tıklatmasına rağmen açılmadı. Ne olur ne olmaz diye arkadan sürgülendi. ‘Gelmesin’ diye her yola başvuruldu. Gül meselesi AKP’de bir kabuk bağlamamış yara. Gül’e yapılan muameleyi taban sindirebilmiş değil. Acısı sonra çıkacak. Tasfiye Bülent Arınç ve arkadaşlarıyla da devam etti.
Davutoğlu meselesi başka. Kapıyı gösterenler makul sebeplerini açıklamak zorunda. Başarısız mıydı? AKP politikalarına mı ihanet etti? Saray’a isyan bayrağı mı açtı? ‘Evet’se nerede, ne zaman ve nasıl? Bir hafta içinde çok AKP’li ile konuştum. Davutoğlu konusunu anlayabilmiş değiller. Büyük çoğunluğunun kabullenmekte zorlandığını söylemeliyim. Travma boyutunda olmasa da ona yakın. Rahatsız edici bir soru işareti olarak duruyor. Eğer ikna edici açıklama yapılmasa Davutoğlu’nun AKP’de açtığı yara giderek büyür. Ve daha büyük sorunlara yol açar.
Yeni başbakan adaylarında aranan özellikler de benzer etkiye sahip. Saray’ın danışmanı açıkça telaffuz etti ‘Düşük profil’ diye. Herkes farkındaydı ancak adının resmen bu şekilde konması hem gelen açısından sorun hem de parti açısından… ‘Zayıf genel başkan, düşük başbakan’ formülü kolay hazmedilemez. Ülkenin hali ortada. İçeride ve dışarıda sorunlar çok ağır. Devlet sistemi çöktü, toplum dağıldı. Güneydoğu yangın yeri. Dış politika felaket. Komşulardan AB’ye kadar ilişkilerin en sıkıntılı olduğu dönem. Bu manzara karşısında ‘zayıf ve düşük profilli başbakanın’ telaffuzu bile hata. Zayıf liderin, zayıf partisi ve Meclis Grubu olur. Ne AKP, ne Meclis uzaktan kumandayla yönetilemez.
Taban için travma üstüne travma. Davutoğlu’nun sebepsiz yere gittiğine mi yansın, yoksa yerine gelenin düşük profiline mi? ‘Ceketi koyar seçtiririm’ yaklaşımı her zaman doğru sonuç vermez. Bazen de ters teper. 2009’da AKP bunu yaşadı. Şanlıurfa mahalli seçimlerinde. Ahmet Eşref Fakıbaba’ya AKP ‘Hayır’ dedi, kimi işaret ederse onun kazanacağına inanıyordu çünkü. Sonuç fiyasko oldu. Fakıbaba tek başına seçim kazandı. ‘Düşük profil, ceket, ben yaptım oldu’ siyaseti bugünlerde yine yürürlükte.
Davutoğlu’na kapının gösterilmesi ve yeni adayların profil tartışması AKP’yi fena sarstı. En alttan en üste kadar halden ve gidişattan memnuniyetsizlik ve huzursuzluk giderek yayılıyor.