Romanya Haber

KARDAN ADAMIN BİLE ÖZGÜR OLMADIĞI ÜLKE…

YORUM | NURULLAH KAYA

Hapishanede dondurucu kışı yaşıyoruz. Kaloriferler yanmıyor, kat kat kıyafetler var üzerimizde… Büzüşmüş tenimizi,hastalanmış bedenimizi üç battaniye dahi  ısıtmaya yetmiyor. Buz gibi betonun üstünde kıvranmış uyuyamaya çalışıyoruz.

Türlü türlü işkenceler, tecritler, iftiralar… Hiçbir şey yıldıramadı, soğuk mu yıldıracak… Acı acı gülüp geçiyoruz.

Ve yılın ilk kar taneleri 2 bin kişilik L Tipinin üzerine düşüyor. Lapa lapa yağıyor. Avuçlarımızı sıcak nefesimizle hohlaya hohlaya ısıtıp avludaki karı topluyoruz. Hayli birikiyor. Çatıdan düşen küçük kar öbekleri sevinç katıyor kalbimize. Dört bir elden üst üste yığıyoruz karı. Bak işte oldu. Mehmet abi kaşkolunu, Ahmet abi beresini, Cem abi eldivenini veriyor. Civanmert Yiğit Anadolu İnsanı işte… Hayatı hep vermekle geçmiş, malını mülkünü hayra vermiş, gelecek nesiller için hayatını vermiş, Ahireti için dünyasını vermiş, elindeki son eldiveni vermiş çok mu… Oldu, yapmayı başardık.

İçimizden biri tebessümle seslendi:

– Bakın işte aramıza biri daha katıldı. Allah kurtarsın

14 kişilik koğuşta 47. olmuştu. Adını “Özgür Adam” koyduk.

Koca koca adamlardık ama çocuklar gibi şendik. Aramıza aldığımız özgür adamla kar topu oynadık. Çocuklarımızı ancak iki ayda bir öpüp koklasak da sanki yanıbaşlarındaydık.

Birbirimize değil de hasretini çektiğimiz çocuklarımıza atıyorduk kar toplarını…

Hasan abinin içerden o gür sesiyle, “Çay hazır yiğitler” diye seslenişi hala kulaklarımda.

O dondurucu soğuktaki içimizi ısıtan tek şey Hasan abinin ihlasla demlediği çaylardı, yudumu dünyalara bedel.

Biz çaylarımızı yudumlarken ne mi oldu?

Herkes yine fıtratının gereğini sergiledi. Zalim zulmünü, mazlum durduğu yeri gösterdi.

Gardiyanlar geldi.

24 saatimizi izledikleri kameralardan avludaki o küçücük mutluluğumuzu dahi çok görmüşlerdi. Bir çok şeyden mahrum bıraktıkları bizler her şeye rağmen moralli ve nasıl bu kadar metanetli ve dimdik durabiliyorduk akılları almıyordu.

Ve yine kendilerine yakışanı sergilediler.

Sanki savaşa girer gibi hücum ettiler avludaki ‘özgür adam’a. Alışık oldukları ve her zaman yaptıkları şeyi yapıyorlardı.

Tekme tokat vurdular ‘özgür adam’a.

Yerle bir ettiler. Başını kolunu parçaladılar. Hatta içlerinden biri özgür adamın havuçtan burnunu ezdi, pis pis sırıtarak.

Nasıl bir öfke bu. Nasıl bir his.

Öylece bakakaldık.

Kardan bir adama dahi tahammülleri olmayan bu insanlara kızamıyor, acıyorduk.

Bazı arkadaşlarımız ıslah olmaları için dua dahi ediyordu bu kendini bilmezlere. Heyhat… Dedim ya herkes kendi fıtratını sergiliyordu.

Bugün bulunduğum yere yılın ilk karı yağdı. Hemen bu olayı hatırladım, dışarı çıktım, çocuklarımla özgür bir adam yapmaya başladım. Onlar “baba baba” dedikçe dudaklarım tebessüm etse de yüreğim hep arkadaşlarımdaydı…

Bu kış günü yine soğuktur koğuşlar.

Yine buz kesmiştir ranzalar.

Çeneler titrek, bir çoğu hasta revir bekler.

Sıcak su akmaz; soğuk mu soğuk suyla alınır abdestler.

Geceleri soğuktan uyuyamazlar.

Hele de koridorlarda, tuvalet önlerinde yatanlar…

Açık havada nefesim daraldı. Yüreğim hep orada…

Oralardaki kardeşlerimde.

Yağan kara, ağaçlara.

Ufuktaki bulutlara.

Dağlara, ovalara…

Ne yana baksam gözüm yaşarıyor.

Gönlüm kardeşlerime gidiyor.

Elbet kış bitecek.

Karlar eriyecek.

Umutlar yeşerecek.

Bahar gelecek.

(TR724)