Romanya Haber

Mehmet Şanver’den İşkence İtirafı

Yorum | Bülent Korucu

Emekli korgeneral Mehmet Şanver, 15 Temmuz’un kilit isimlerinden biri. Moda’da basılan ve havacı generallerin toptan  ele geçirildiği düğünün ev sahibi. O gün ve sonrasında yaşadıkları pek çok sırrı içinde barındıran bir özet gibi. Şanver, 15 Temmuz’dan sonra kamuoyu önüne çıkma cesareti gösteren ender kişilerden. İki uzun mülakat ile yetinmedi bir de kitap yazdı. Bu motivasyon, Hava Kuvvetleri Komutanı olmasına kesin gözüyle bakılırken istifaya zorlanmasından kaynaklanıyor. Söyledikleri ve setrettiklerinde de istifaya giden süreçte yaşadıklarının etkisi muhakkak. ‘Biraz korku, biraz öfke; karşınızda Mehmet Şanver!’ http://www.tr724.com/biraz-korku-biraz-ofke-karsinizda-mehmet-sanver/ Başlıklı yazımda bunu biraz analiz etmiştim.
Şanver’in, kitabı mülakatların biraz daha ayrıntılandırılmış hali. Fakat yeni unsurlar da eklenmiş. Benim gördüğüm en önemli bölüm, sorgulardaki işkenceyi kayıt altına aldığı kısımlar. Daha doğrusu ima edip yazamadığı tanıklıklar. Bu örnek bile ülkedeki korku ortamının boyutunu gösteriyor. Şanver gözaltındayken Ankara Emniyetinde tutulan askerlerin maruz kaldığı işkencelere bizzat şahit olmuş ancak yazamıyor. “Şahit olduğum bazı olaylar bugün dahi birer kötü anı olarak hafızamda yer işgal ediyor.” diyor emekli general. “Bir spor salonu dolusu turuncu tişörtlü, siyah pantolonlu, ayakları çıplak elleri ve gözleri bağlı yüzlerce insandan” bahsediyor. ‘Turuncu kıyafetlelerin işi hiç de kolay değildi.’ diye ekliyor.
TURUNCU KIYAFETLİLERİN MARUZ KALDIKLARI…
Şanver dört farklı yerde bu turuncu kıyafetlilerden söz ediyor ancak bir türlü ayrıntıya girmiyor. En ileri cümle 307. sayfada yer alıyor: “Sorgu derken, normal ifade anlaşılmasın; tutuklu şahısların elleri ve gözleri bağlıydı ve sorgulama yöntemi burada paylaşılmayı gerektirmeyecek tarzdaydı.” Paşa, bir insanlık suçu olan işkenceyi ifşa etmekten kaçınmakla kalmıyor, işine gelen yerlerde işkence altında alındığına tanık olduğu ifadelere dayanarak suçlamalarda bulunuyor: “Gözaltındakilerin ifadeleri, tutukluların itirafları ve güvenlik güçlerinin titiz çalışmaları sonucunda gün yoktu ki yeni bir gelişme olmasın, yeni gözaltı/tutuklama süreci yaşanmasın.” Şanver, kendisi gözaltına alındığında amiri olan Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal tarafından yalnız bırakıldığını belirterek sitem ediyor. Oysa kendisi de astlarından gözaltına alınan ya da tutuklanan hiç kimseye sahip çıkmadı, tanıklık etmedi. Hatta yargısız infazalara girişiyor, tutuklamaların tamamını haklı gören ifadeler sarf ediyor. Mesela 2. Ordudaki tutuklamalara doğru nazarıyla bakıyor. Oysa mahkum olanların yanında tutuklu yargılanan eski 2. Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral Avni Angun’un da aralarında bulunduğu 57 sanık beraat etti.
Şanver’in diğer bir çelişkisi de Akın Öztürk’le ilgili. Kendisini zorla akademiye gönderen, terfilerinde önemli bir destekçi olan Öztürk Paşa’ya emekliliye razı olup onun yolunu açmadığı için epey öfkeli. Akıncı Üssüne müdahale etmek için Öztürk’ü Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’ın gönderdiğine şahit olmuş, bunu da anlatıyor. Ama onun darbeci olduğunu ima etmekten de geri durmuyor. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Öztürk için bizzat telefon açıyor; Ünal, ona yapılan suçlamalara kuvvet olarak basın yalanlaması yapılmasına onay veriyor. Ancak birileri ilk dakikadan Öztürk’ün suçlu olduğuna karar vermiş, hatta ağzından itiraf bile kaleme alıp Anadolu Ajansı’na servis yaptırmıştı. Koca generaller, harbiyeli öğrencilerle birlikte orgeneral Öztürk’ü de kurban vermişler. Şanver’in anlattıklarından bu anlaşılıyor.
Kitapta göze çarpan bir husus da Şanver’in kendisini neredeyse Türk Silahlı Kuvvetlerindeki tek başarılı ve namuslu kişi gibi göstermesi. Bütün görev yaptığı yerleri ‘enkaz devraldım, şaha kaldırdım’ parantezinde anlatıyor. Onun terfileri dışındakiler ya bir katakulli sonucu ya da hatalı değerlendirme. Ona göre ‘FETÖ’ askeri yargı dahil bütün TSK’yı ele geçirmiş, bir tek kendisine güç yetirememiş! 2004, 2008 ve 2012 Yüksek Askeri Şuralarında birinci sıradan terfi almayı ve hep stratejik görevlerde bulunmayı nasılsa başarmış. Modaya uyarak kumpas mağduru hikayeleri anlatmayı ihmal etmiyor. Makam odasına dinleme cihazı konulduğu iddiası bunlardan biri. Karşısındaki kanepede minderlerin arasında ışığı yanıp sönen ve üzerinde ‘dinleme cihazı’ yazan bir böcek bulmuş. Yakın çalışma arkadaşlarını bizzat seçtiği için sızma olmamasıyla övünürken odasındaki böceğin failini bulamamış. Cihazın faal olmadığını rapor eden kriminal laboratuarına öfkelenmekle yetiniyor. Bozuk da olsa varsa o cihazı yerleştireni bulmak onun işi olmalı değil miydi?
RUS UÇAĞINI DÜŞÜRÜN EMRİ ABİDİN ÜNAL’DAN
Kitaptaki önemli ifşalardan biri de düşürülen Rus uçağına dair ayrıntılar. Kitabın tanıtım mülakatlarında kısaca bahsettiği olayı bütün teferruatıyla yazmış. Şanver, “Uçak düşürülmüş emir büyük yerden gelmişti. Bundan sonraki işler bana düşmekteydi.” diye söze giriyor. “Hava Kuvvetleri Komutanı odasında bulunan hava sahası ekranında karşılıklı durum teatisinden sonra; Rus uçaklarının ısrarla hava sahamıza yönelik uçuşlarını devam ettirmesi, birinci uçağın ihlalini müteakip ikinci uçağında ihlal yapması üzerine, daha önce atış pozisyonuna geçirilen hava savunma nöbetçilerimize telefonda an be an olayı takip eden komutan onayı ile atış emri verilir.” Bu kadar teknik cümleden ortaya çıkan sonuç vur emrini bizzat Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal vermiş. Gariban pilotlar tutuklu, daha önce ‘yine olsa yine düşürürüz’ diye meydan okuyan cumhurbaşkanı Erdoğan, bunu da ‘FETÖ’ye yıkan açıklamalar yaptı. Kitapta, iki sözleşmeli mühendis subayın orduda kalması için verdiği mücadeleyi uzun uzun anlatan Şanver, nedense görevini yapan iki pilota sahip çıkmamış? Muharip Hava Kuvvet Komutanı olarak bu ona düşerdi. Hatıratında yazmak sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor.

İster vefasızlık isterse liderlik eksikliği deyin Şanver benzer bir tavrı darbe gecesi tanık olduğu olaylara ve personele de göstermiş. 209. Sayfada anlattığı MAK personeli bunlardan biri. “Komutanım sizi çok severiz. Bu işi düzeltecek biri varsa o da sizsiniz. Ne yapıyorsak sizin güvenliğiniz için yapıyoruz. Kusura bakmayın.” Şeklinde özür beyan ederek konuşan bir ‘darbeci’ var. Daha sonra gözlerini bağlayan başka bir astsubay da yaptığı işlem için özür dilemiş. Şanver üst düzey bir komutan olarak bu çocuklar ne demek istiyordu, akıbetleri ne oldu diye hiç düşünmemiş. Onun soramadığı bir başka soruyu biz soralım. Ceride kayıtlarına göre sabah 6:29’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınındaki bir köprülü kavşak ve otopark F16’lar tarafından bombalanır. Hareketli hedef Rus uçağını ıskalamadan tam isabetle vuran pilotlar onun yüz katı büyüklüğünde yerde haraketsiz duran bir hedefi nasıl ıskalamış? Başarısız darbeci psikolojisi tam da tersini yapar ve Saray’ı tam göbeğinde vurmaz mıydı?
YENİ KOMUTAN HAKKINDA İMALAR…
Mehmet Şanver’in, iki gözaltı sürecinde ve YAŞ’ta onu yüzüstü bıraktığına inandığı Komutanı Ünal’a dair ağır eleştirileri var. Mülakatlardaki suçlamalarına Ünal, “Şanver’in kitabının satışlarına alet olmayı istemem. Ben daha 2-3 hafta önce Çatı Davası’nda bütün hikâyeyi baştan sona anlattım. Tekrar böyle bir diyalog ortamının oluşmasını şık bulmuyorum. O makama gelmiş insanların da bu tarzda bir diyalogu oluşturması hoş değil,” şeklinde cevaplamıştı. Kitapta ise görevi Ünal’dan devralan Orgeneral Hasan Küçükakyüz hakkında bir kısım imalar yer alıyor. Liyakatsizlik en küçük eleştirisi. Siyasi manevra ile terfi aldığını iddia ediyor. Tanık olarak da isim vermeden Ünal’ı gösteriyor. ‘oldukça yüksek seviyeli bir bilgi kaynağı’nın söylediğine göre Şanver hakkında dosya hazırlanmaktaymış. O kişinin Ünal olduğu şu cümlede saklı: “Aslında bilgi veren kişinin YAŞ’ta hakkımı koruması gereken kişi olması durumu daha karmaşık hale getiriyordu.”

Şanver, 15 Temmuz’da SAT komandolarını Küçükakyüz’ün uçağının taşıdığı bilgisini paylaşıyor. Uçağa bu emri ancak Kuvvet Komutanı ve Küçükakyüz’ün verebileceğini belirtiyor. Emri kimin verdiğini ortaya çıkaramadığını vurgulayıp mahkemelerin çözmesini istiyor. Yerine terfi eden komutana karşı kıskançlık saikiyle bile olsa yerinde bir soru. Öyle ya böylesine üst düzey bir kolaylığı kim gösterdi? Terfi alan ya da görevde kalan başka isimlerle ilgili de doğru soruları soruyor. Şanver’in cümle arasına sıkışmış imaları üzerine gidilse 15 Temmuz fotoğrafı daha net görülebilir. Şanver’den dinleyelim: “Eskişehir Ceridesinde ilginç bir kayıt dikkat çekmektedir. Akıncı Üssünü bombalamak maksadıyla; Diyarbakır 8. Ana Jet Üs komutanlığına ait iki F16’ya emir verilmiştir. Uçaklar yüklü olarak 08:27’de pist başında kalkış için hazır hale gelmiş, kalkış için emir beklemektedir. Bomba yüklü uçakların kalkışı kimin emriyle ve nedendir bilinmez 1BHHM tarafından iptal edilir.” (sayfa 264) bu yüzden ilk bomba ancak 11:15’de atılabilecektir. Şanver’in bahsettiği bu iptalin ne demek olduğunu anlamak için 268. Sayfadaki bilgiyi göz önünde bulundurmak lazım. 1BHHM bizzat Genelkurmay Başkanı Akar’ın aramasına rağmen Akın Öztürk ve Yaşar Güler’in Akıncı’dan ayrılmasına izin vermemiştir. Şanver’in atıf yaptığı ceride kayıtlarına göre AKP milletvekili emekli hava tümgeneral Şirin Ünal da 1BHHM’yi aramakta ve cumhurbaşkanının talimatlarını iletmektedir. Acaba iptal emri en yukarıdan mı gelmiştir. Ünal’ın 15 Temmuz günü Genelkurmay Başkanı’na yaptığı gizemli ziyareti de hatırlamakta yarar var.
Şanver, 235. Sayfada ise darbe yanlısı uçakların Diyarbakır’dan kolayca kalkış yapmasına ve buna rağmen üsse vekaleten komuta eden kurmay albay Edip Özcan Akgülay’ın terfisine dikkat çekiyor. “Sebebini üs komutan vekili, aynı zamanda üs harekat komutanı olan kurmay albay Edip Özcan Akgülay (şu anda tuğgeneral ve Merzifon üs Komutanı) daha iyi bilecektir.” Bir çelişkiyi de biz ekleyelim; o gece üssü vekaleten yöneten komutan terfi alırken, Şanver’in kızının düğününde olan ve derdest edilen komutan tuğgeneral Deniz Kartepe tutuklanmıştır.
Ceride kayıtları Erdoğan’la ilgili bir spekülasyona da son noktayı koyuyor. Erdoğan, Dalaman’dan 01:43’te haraket etmiş. Yani kendisini almaya gelen timin 3:45’te Marmaris’e varmasından en az iki saat önce Dalaman’dan haraket etmiş. Dalaman’a dair başka bir bilgi de Hava Korgeneral Yılmaz Özkaya’nın 15 Temmuz gecesini üsste geçirmesi. 16 Temmuz 13:28’de bir uçak Özkaya’yı almak üzere Dalaman’a uçmuş. Kuşların bile uçmaya korktuğu saatte Özkaya, VİP CASA uçağı ile uçabilmiş. O gece Dalaman’da astsubay misafirhanesinde ‘istirahat’ eden Özkaya’nın halen görevde olduğunu söylememe gerek var mı?
AKAR’LA GÖRÜŞMEYİ EŞİNE ANLATMIŞ!
’15 Temmuz. Kartal yuvasının istilası’ kitabında en şaşırdığım bölüm, Şanver’in Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’la görüşmesini kelime kelime eşine anlatması. Görüşme zaten tuhaf; Akar tek tek görüştüğü komutanlardan fişleme istemiş. “Her zamankinden farklı olarak somut bilgi ve belgelere dayalı değil, şahsi kanaatlere göre komutanlardan kendi fikirlerini ve personel değerlendirmelerini talep ediyordu.” Şanver görüşmeyi böyle özetlemiş. Bu tuhaf görüşmeyi yine tuhaf biçimde eşine natletmesinin gerekçesi olarak Genelkurmay Personel Başkanı Korgeneral İlhan Talu’nun hazır bulunmasını gösteriyor. (sayfa 127)
Şanver, emekliliğe zorlanmış, Komutanı Ünal tarafından yüzüstü bırakılmış, gözaltına alınarak gözdağı verilmiş komutan olarak kırgın vedasını anlatmış. 298. Sayfadan başlayarak yazdığı tam YAŞ’a denk getirilen ikinci gözaltı süreci halen devam eden işkence uygulamalarının kısa ve sansürlü tasviri. ‘İfademi müşteki olarak aldılar’ dese de sorular onu doğrulamıyor. Kendisinin de ‘zalimce’ diye nitelediği ve ancak şüphelilere sorulabilecek sorulara muhatap olmuş. Odasını toplarken daldığı derin düşünceler ve mucize beklentisini şöyle anlatıyor: “Aslında sadece vakit geçiriyordum. Evrakları bu denli detaylı ve dikkatli okumamın anlamı yoktu. Belki bir mucize olur, bir rüyadan uyanır, birisi tüm bunların yalan olduğunu söyler beklentisi de maalesef boşa çıktı. Besmele çekip Hava kuvvetlerine ait son resmi evrakım olan istifa dilekçesini imzaladım.”
Şanver, “silah arkadaşlığı, kader arkadaşlığı ilkelerine ihanet edenlere, şahsi ikbal uğruna asker yeminini unutanlara hakkım helal değil” diyor. Sizce kimi kastediyor? Benim aklıma birileri geliyor ama…