Romanya Haber

Şimdilik Gölge Boksu

YORUM | LEVENT KENEZ

28 Şubat davasında karar çıktı. Medyatik sanıklara müebbet ceza verilmesi Erdoğan’ın patronun kendisi olduğunu hatırlatması, müebbet kararına rağmen kimsenin tutuklanmaması da ittifakın henüz bozulmadığı şeklinde yorumlanabilir. Ve elbette Erdoğan’ın gücünün ancak masumlara yettiğinin bir başka teyidi oldu.
Meydanlarda milli irade diye höykürenlerin seçilmiş hükümeti devirenlere karşı bu nazik muamelesinin sinyallerini 28 Şubat soruşturmasında dalgalar bizi boğuyor, bu işi çok uzatmamak lazım diyen ve soruşturmanın genişlemesini bizzat engelleyen Erdoğan zaten vermişti. Şimdi bazılarının “medya ayağı nerede, işadamı ayağı nerede diye gerçek failler neden yok?” soruları, ikiyüzlü oldukları için.
Dava cezasız bitemezdi çünkü 28 Şubat sembolik bir davaydı. Her ne kadar Erdoğan’ın tabanına bir şey anlatmak, birilerini ikna etmek gibi derdi olmasa da bir tane ülkücü oyu almak için yaptıklarını düşününce bir tane oy dahi kaybetmeye tahammülü yok. Seçimler hileli olsa da işi her açıdan sağlama almanın bir sakıncası yok. Erdoğan, Ergenekoncular ve vesayetçilerle yaptığı kirli ittifakta elindeki Demokles kılıçlarını kaybetmeyi asla istemiyor. Yargı ve kolluk kuvveti elinde oldukça Erdoğan karşısında Ergenekoncuların şansı oldukça az. Ergenekoncular en iyi bildikleri şeyi yani şartlar olgunlaşınca TSK’nın tekrar sahne alacağını umuyorlar. Ancak o güne kadar Erdoğan’a can düşmanlarını tamamen temizletmeleri için ihtiyaçları vardı. Bir de geçmişte yedikleri bütün pisliklerin dosyalarını kapatma derdindeler. Pervasızca ortaya çıkıp erken öten horozlar aslında her şeyi anlatıyor. Şimdiye kadar Erdoğan’ın kellesini neden alamadıklarını çok iyi bildikleri için kirli pazarlık sonucu Erdoğan’ın eliyle temizlik yaptılar. Erdoğan da bunu elbette görüyordu o da kendisine göre yeni bir düzen kurdu. Kurdu ancak en ufak hatasında işlerin sarpa saracağını biliyor. Kurduğu düzen devamlı pedal çevirmesini gerektiriyor. Devlet denen mekanizmanın aslında kağıttan bir kaplan olduğunu son 15 yılda ziyadesiyle gördük. Türkiye’de her şeyin hızlıca değişebildiği ve halk desteği denen şeyin kolayca yön değiştirdiğini de ekleyelim.
Askerler fiili darbe yerine sivilleri kullanarak hükümeti devirmenin imajları ve uluslararası dengeler açısından çok daha konforlu olduğunu 28 Şubat’ta görünce AKP için de benzer planları sahneye koymuşlardı.  Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça artan tansiyon ilk kez Şemdinli’de kendisini göstermiş kontrgerilla açıkça sahneye çıkmış daha sonra genelkurmay başkanı olacak Büyükanıt katillere sahip çıkmıştı. Hükümete bir de muhtıra veren Büyükanıt’ı AKP madalya vererek uğurladı. Erdoğan o günden sonra gücüne güç kattıysa da gariptir 27 Nisan’da kendisine açıkça küfreden ve ayar vermeye çalışanlara hiç dokunamadı. Demokrasi diyenler hükümete muhtıra verenlere hiç ilişemedi.
Ne ilginç Türkiye’nin ezbere bildiği bir eski bir laiklik prodüksiyonunda, başörtüsü kararı veren Danıştay üyelerine saldırı bir gerçekleşmiş bir hakim hayatını kaybetmişti. Hakimin cenaze töreninde hükümet üyeleri Kocatepe Camii’ne polis kaskları ile girebilmişti. Daha sonra bu saldırı da malum bir kumpas oluverdi! Cinayetin nasıl bir derin devlet faaliyeti olduğu hasıraltı edildi.
Hrant Dink Cinayeti, Danıştay saldırısı, Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve bir çok seferberlik tetkik kurulu soslu olayların faillerine Ergenekon soruşturması ile dokunulmuştu ki sonra yaşananlar malum.
Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’un AYM üyeleri ile gizli görüşmelerinin hemen akabinde AKP için kapatma davası açıldı. AKP’ye açılan kapatma davası hukuksuz bir davaydı, ancak dava hukuksuz olduğu ya da AKP mükemmel bir savunma yaptığı için AKP’nin lehine sonuçlanmadı tabii ki. İslamcıların unuttuğu tarihten bir yaprak daha.
Balyoz, Ayığı, Yakamoz davalarını da hatırlatalım.
AKP’nin 16 yıllık hükümet döneminde ülkenin ekonomik açıdan en iyi olduğu zamanları, Türkiye’nin dünyadaki imajının parmakla gösterildiği, AB reformlarının peşi sıra geldiği, derin devlet ile hesaplaşmanın gerçekleştiği ve ülkenin en huzurlu günlerinin hangi dönemler olduğunu düşününce kaybedilenlere üzülmemek mümkün değil.
Türkiye’nin İslamcılar sayesinde demokratik bir ülke olmasının dünyada ülke ve İslam’ın imajı açısından paha biçilmez bir fırsatın nasıl heder edildiğini ileri de daha iyi anlaşılacak.
28 Şubat’ta hükümeti devirenler, AKP eliyle 28 Şubat’ta hayal bile edemeyecekleri şeyleri başardı. İslamcılar o zaman hükümetten olup onurlarını ve ahlaki üstünlüklerini korumuşlardı, bu sefer onurlarını ve ahlaklarını kaybettiler ama hükümeti kaybetmediler. Şimdilik.
(tr724)