Romanya Haber

Bu Kimin Savaşı?

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Türkiye ÖSO ile birlikte Kürt Dağı olarak da bilinen Hatay’ın doğusundaki Afrin bölgesine askeri operasyon başlattı. AKP medyası hadiseyi Viyana kuşatması, Belgrad’ın fethi gibi veriyor. Şehadet, cihat, zafer naraları havada uçuşuyor. Millete habire coşku veriliyor. Sanırsınız ki Kanuni Frenk beldelerine sarsıcı seferler düzenliyor. Oysa savaştıkları PKK’nın türevi bir örgüt.
Toplum balık hafızalı olduğu için kimse “PYD buraya ne zaman ve nasıl yerleşti?”, “Neden zamanında tedbir alınmadı?”, “Bunun sorumlusu kim?” demiyor. PYD-YPG oralara göstere göstere ve Türkiye’nin de desteğiyle yerleşti. AKP hükümeti Çözüm Sürecinde sadece PKK’nın “şehirleri bombalarla doldurmasına” göz yummadı aynı zamanda sınır boyunca PKK’nın kantonlar kurmasına, oradaki halka baskıyla, şiddetle tahakküm etmesine ve devletleşmesine fiilen destek oldu. Zira o dönemde Erdoğan “Kürtlerle barış” üzerinden oy toplamayı umuyordu. Bu nedenle de bugün terörist deyip savaş ilan ettiği PYD’nin Kandil’den gelip Türkiye üzerinden Suriye’deki kantonlara silahlarıyla birlikte geçmesine izin verdi. Bunu medya önünde ve nümayişle yaptı. Yetinmedi, PYD’ye mühimmat ve silah desteği verdi. O da yetmedi PYD’nin siyasi lideri Salih Müslim’e Türkiye pasaportu verdi. Müslim bu pasaportla dünyayı dolaştı, Suriye Kürdistanı için diplomasi yaptı. Davutoğlu ile belki 20-30 defa görüştü, defalarca Erdoğan’la muhatap oldu.
Bu arada ne değişti?
Türk iç politikasındaki dengeler değişti. Dün Kürt sorununu çözerek halk desteğine sahip olacağını düşünen Erdoğan artık Kürt düşmanlığı üzerinden siyaset yapıyor. Müttefiklerini değiştirdi; Milliyetçi, ulusalcı, Kürt düşmanı bir cephe kurdu. Bu cephenin desteğini alabilmek için dün katkı verdiği PYD’ye “cihat” ilan ediyor.
Bu savaş Türkiye’nin savaşı değil! Türkiye basiretli ve diplomatik davransaydı PYD’nin orada yapılanmasını araya kan/silah girmeden engelleyebilirdi. PKK’nın Suriye Kürtlerine tahakküm etmesine fırsat vermeden angajmanlar geliştirirdi. Sadece altı boş Türkmen lafını etmez Araplarla, Kürtlerle de işbirliği yapabilir, inisiyatifler alabilirdi. Böylece hem Suriye konusunda masada olur, hem de aleyhine gelişmeleri engelleyebilirdi. Ama Siyasal İslamcı kafası her problemi sloganla, hamasetle çözeceğini sanır. Üst perdeden ahkam keserek, Osmanlı vurgusu yaparak diplomasi yaptığına inanır. Bugün 900 km’lik Suriye sınırımız (az bir kısmı hariç) PKK/PYD kontrolüne geçti ise bunun bütün sorumlusu AKP iktidarıdır.

Dün buna fırsat veren Erdoğan bugün Afrin’e Ülkenin güvenliği için girmiyor. Kendi geleceği için, koltuğu için, iktidarı için giriyor. OHAL’den sonra kendisine muhalefeti bastırabilecek savaş gibi etkili bir mazeret daha elde edebilmek için giriyor. Başarı açlığı içinde olan, hala imparatorluk rüyaları ile avunan seçmen kitlesini bir süre daha avutabilmek için giriyor. Ufuksuz ve basiretsiz laf milliyetçiliği yapan kesimlerin desteğini almak için giriyor. Ülke ve aydınlar üzerindeki tahakkümü sürdürebilmek için giriyor. Ekonomik krizden, ülkedeki kötü gidişten kaynaklanan memnuniyetsizlikleri örtbas etmek için giriyor. Tasarladığı baskın seçim öncesi milliyetçi hisleri kabartmak ve oya tahvil etmek için giriyor. Bu nedenlerden dolayı çok şehit verilse işler sarpa sarsa da Sarıkamış fecaatindeki gibi olumsuzluklar iç kamuoyundan saklanacaktır. Topluma zafer havası, fetih coşkusu pompalanacaktır.
Erdoğan büyük güçler arasındaki problemleri, Türkiye’nin stratejik önemini kendi koltuğunu korumak için, ülkeyi ateşe atma pahasına muhterisçe kullanıyor. Ama asıl oyunu Rusya oynuyor. Erdoğan’ın savaşçılık oyunu en çok Rusya’ya yarayacak. Rusya bir süredir kendisini Soğuk Savaş döneminin SSCB’si gibi görüyor. Etki alanını sürekli genişletiyor, her probleme müdahil olmak istiyor. Gürcistan ve Ukrayna örneğinde görüldüğü üzere diplomasiyi önemsemeden askeri güç kullanabiliyor. Kadim politikası sıcak denizlere inme hedefi gereği Ortadoğu’ya, Türkiye’ye önem veriyor. Rusya Suriye krizini çok iyi kullandı ve Akdeniz’e gemilerini indirdi, üsler edindi. Gelinen noktada Ortadoğu’da Rusya’ya rağmen karar almak, bir değişime gitmek imkânsız hale geldi. İhtilafları, boşlukları çok iyi yakalayan ve askeri gücünü, silah teknolojisini etkili şekilde kullanan Rusya Ortadoğu’da yerel aktörlerle geliştirdiği angajmanlarla bölgenin vazgeçilmez unsuru haline geldi.
Türkiye Afrin’e Rusya’nın müsaadesi sonucu girebildi. Rusya Erdoğan’ı avuçlarının içine aldı ve bir süredir kendi çıkarlarının enstrümanı olarak kullanıyor. Rusya 15 Temmuz’la birlikte Türkiye üzerinde ciddi bir kontrol elde etti. Kanaatimizce 15 Temmuz Erdoğan, ulusalcılar ve Perinçek’in işbirliğiyle, Dugin ve Putin’in stratejik aklıyla tasarlanmış bir operasyondu. Şimdilerde Rusya bu işbirliğinin/operasyonun meyvelerini topluyor. Erdoğan marifetiyle Türkiye’yi tarihi emelleri için bir pivot gibi, tank gibi kullanıyor.

17/25 sonrası Erdoğan’ın demokratik dünyayla yürümesi imkânsız hale geldi. Zira bu blokta kaldığı sürece asgari demokrasiye, hukuka riayet etmek durumundaydı. Bu ise Erdoğan’ın örtmesi gereken şeylere engeldi. O nedenle 17/25 sonrası Erdoğan içerde otoriterleşmeye yönelirken dışarda demokratik bloktan uzaklaşmaya, Rusya-Çin-İran eksenine yaklaşmaya başladı. Erdoğan’ın bireysel mecburiyeti Türkiye’yi Rusya’ya mahkûm eden bir bağımlılık ilişkisine dönüştü, dönüşüyor. Erdoğan-Ergenekon-Rusya işbirliğiyle icra edilen 15 Temmuz senaryosu içte Erdoğan’ın sorgulanmasını bitirdi. Ama devlete konuşlanmış İran elemanları ve Ergenekoncular 15 Temmuz sonrası Erdoğan’ın siyasi gücünü kullanarak bürokrasiyi, orduyu, yargıyı, medyayı vd. dönüştürdü. Rusya ise 15 Temmuz’un ücretini Erdoğan’ı NATO’ya, ABD’ye, Batıya karşı kullanarak alıyor. Afrin operasyonu Erdoğan’a ne kadar ne kazandırır emin değiliz ama Rusya’ya çok şey kazandırıyor.
Rusya Erdoğan’ın mecburiyetlerinden doğan bu ilişkiden neler elde etti, ediyor?
Rusya’nın 100 yıllık stratejisi Avrasyacılık A. Dugin’le birlikte Yeni Avrasyacılığa dönüştü. Bunun temel hedefi NATO’yu zayıflatmak, Avrupa ülkeleri üzerindeki NATO şemsiyesini bitirmek, AB sürecini sabote etmek, demokrasileri tahrip etmek ve Moskova merkezli bir Avrasya etki alanı oluşturmaktır. 15 Temmuz’dan Afrin harekâtına kadar Erdoğan-Ergenekon-Rusya birlikteliğini incelersek bu sürede Rusya:

Türkiye Erdoğan’ın iktidar çıkarları nedeniyle giderek Rusya’ya bağımlı hale geliyor. Ancak bu Türkiye’nin Rusya ile müttefik olduğu, çıkarlarımızı artık Rusya’nın koruyacağı veya eşit aktörler olacağımız anlamına gelmiyor. Erdoğan’ın tavır ve tutumları diğer aktörler gibi Rusya’ya da güven vermiyor. Rusya Türkiye’ye her an sırtını dönebilir ve PKK-PYD ile anlaşarak her an Erdoğan’ı ve/ya Türkiye’yi işgalci ilan edebilir.
İçteki hamasete coşkuya rağmen Erdoğan Türkiye’si ne NATO’ya, ne AB’ye ne İran’a ne Turan’a güven veriyor. Herkes Erdoğan’ın sıkışmışlığından yaralanarak kendi milli çıkarlarını artırma derdinde. Türkiye içte ekonomik çöküntü, bölünmüşlük, hukuksuzluk yaşarken dışta hızla yalnızlaşıyor.
Afrin harekâtı iç siyasette Erdoğan’a koltuğunu koruma, sorgulanmayı engelleme fırsatı verirken, dışta Rusya’ya Türkiye üzerinden bölgede dengelerle oynama, rakiplerine ayar verme imkânı sunuyor.
(TR724)