Romanya Haber

Muhterem İstanbul Başsavcısı İrfan Fidan, ‘Gözlerinden Öperim’

Haber-Yorum | Mehmet Yıldız

26 Temmuz 2016 günü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Fuzuli Aydoğdu’nun talebi üzerine, 6. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 43 gazeteci hakkında gözaltı ve arama kararı verildi. Bu karar üzerine harekete geçen İstanbul polisi, ertesi sabah 06:00’da kararda adı geçenlerden biri olan Zaman’ın eski görsel yönetmeni Fevzi Yazıcı’nın evini bastı ve 2,5 saat boyunca evi didik didik aradı. Evde bulunan 1 adet cep telefonu, 1 adet bilgisayar, 36 adet CD/DVD ve 27 adet flash belleğe el koyan polisler ardından Fevzi Yazıcı’yı gözaltına aldılar.

İlk duyduğumda ‘Gazetenin künyesinde ismi olan kim varsa toplamışlar, ne saçmalık’ tepkisini vermiştim. Fevzi bir görsel yönetmen… İşini ciddiye alan çok iyi bir sanatkâr. Ancak ne yayının içeriği ne de gazetenin yönetimiyle ilgili biri. Birkaç gün tutarlar sonra serbest kalır diye düşünmüştüm.

Ama düşündüğüm gibi olmadı. Tutuklandı, Silivri cezaevine gönderildi. Bir yanlışlık olmuştur, yakında itirazla çıkar dedik nafile. Aylar geçti, yapılan bütün itirazlar mahkeme duvarlarına çarpıp geri döndü. 9 ay sonra 10 Nisan 2017’de Savcı İsmet Bozkurt’un imzasını taşıyan ilk iddianame ortaya çıktı. Hah şimdi anlarız aylardır tutuklu kalmasının sebebini dedik ama o da ne! Bırakın Fevzi’nin işlediği suç delillerini, iddianamede adı bile geçmiyordu.
9 ay cezaevinde tuttuğu birini suçlayacak tek bir delil bulamamak savcılar için acı verici bir şey olsa gerek. Neyse ki fazla beklememize gerek kalmadı. Bir gün sonra 11 Nisan tarihinde bu defa bir başka Cumhuriyet savcısı Can Tuncay’ın imzasıyla ikinci bir iddianame daha verildi. Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler, Nazlı Ilıcak, Ekrem Dumanlı, Bülent Keneş gibi isimlerin de aralarında olduğu 17 gazeteciyle beraber Fevzi Yazıcı da darbeye zemin hazırlamakla suçlanıyordu.
HAYALGÜCÜ KUVVETLİ SAVCILAR
İddianameyi okudukça savcıların hukuk bilgisine değil ama hayal gücüne hayran kaldım. Zaman’ın bebek ağlamasıyla başlayıp gülmesiyle biten meşhur reklam filmi var ya… Savcı Can Tuncay, iddianamesinde bu konuya genişçe yer ayırmış. Zaman Gazetesinin 2015 yılı güz dönemi abone kampanyası için hazırlattığı reklam filminin subliminal darbe mesajı verdiğini iddia etmiş. Reklamı hazırlayan Zaman’ın Marka departmanında çalışanların ifadelerini almış. Bu ifadelere göre, reklamları hazırlayan ajans, gazeteye gelip yöneticilere brief vermiş. Birbirinden farklı 5 ayrı reklam filmi ortaya çıkmış sonunda. Ama nedense bunlardan sadece birinde darbeye ilişkin subliminal mesaj tespit etmiş Savcı Bey.
İşte bu brief toplantısına katılanlar yukarıda isimleri geçen başta Zaman’ın Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, sonra abone ve satış sorumlusu Faruk Kardıç, Zaman’ın görsel yönetmeni Fevzi Yazıcı, Kültür Sanat Editörü Ali Çolak ve Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Mehmet Kamış’ın ‘bu toplantıya katılma eylemleri’ nedeniyle üçer defa müebbet hapisle cezalandırılmalarını talep etmiş.
Türk ceza hukukunda ‘subliminal mesaj verme’ diye bir suç var mı? Yok. Savcı Can Tuncay bu konuda bilimsel bir görüş almış mı? O da yok. Ama iddia kesin; bu filmi yapanlar darbe mesajı vermek istemiş!
İlk duruşma 19 Haziran’da yapıldı. İkincisi 19 Eylül’de… Her duruşmada Fevzi suçsuz olduğunu son derece yalın ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor anlatıyor, ‘Zaman reklam filmi toplantısına davet üzerine gazetenin görsel yönetmeni olarak katıldım. İçeriğine değil, estetiğine baktım. Reklamın senaristi değilim. Tesadüfen katıldığım bir toplantıda konuşulan reklam filmi nedeniyle darbeyi bilmekle suçlandım’ diyor ama nafile… Karar, tutukluluğa devam şeklinde çıkıyor her defasında.
SON DURUŞMAYA KATILMAMIŞTI, SEBEBİ ORTAYA ÇIKTI
11 Aralık’ta yapılan son duruşmada Fevzi Yazıcı cezaevinden getirilmemişti. 3 müebbet hapis talebiyle yargılanan birini mahkemeye çıkarmamak ne demek? Avukatı ve yakınları merak etti. Birkaç gün sonra ortaya çıktı ki, Fevzi Silivri’de değil. Bir başka soruşturma nedeniyle gözaltına alınmış ve Vatan Caddesinde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğünde tutuluyormuş!
8 gündür avukatıyla görüştürülmeden gözaltında tutulan Yazıcı’ya bilgisayarından çıktığı iddia edilen bir belge soruluyor ve bu belgeyi kabul etmesi için yoğun baskı yapılıyor. Bir gün önce emniyet müdürlüğüne giden avukatına soruşturmaya dair hiçbir bilgi verilmezken, aynı gün gizli olması gereken soruşturmaya ilişkin bilgi ve belgeler Havuz medyasına servis ediliyor.
Ne var ki Havuz medyasında servis edilen belgeler ve İstanbul Başsavcısı İrfan Fidan tarafından yapılan açıklama Fevzi Yazıcı’ya kurulan büyük bir kumpası ortaya çıkardı. Savcılığın iddiasına göre, 17 aydır ellerinde bulunan dijital materyallerin içinden nasıl olduysa bir belge bulunmuş. Buna göre Fevzi Yazıcı’nın bilgisayarından (aslında haberde yer alan görselden bilgisayar değil flash bellek olduğu anlaşılıyor) çıktığı iddia edilen bir belgede, bir asliye ceza hakimine hitaben Fethullah Gülen tarafından yazılmış bir mektup yer alıyor.
EN BÜYÜK DELİLMİŞ!
Gülen’in imzasını taşıyan bu mektup Başsavcı İrfan Fidan’a göre bugüne kadar elde edilen en büyük delil niteliğini taşıyor. Bu yüzden koskoca Türkiye Cumhuriyeti yememiş içmemiş, bu belgeyi ABD’de devam eden Zarrab-Atilla yargılamasına yetiştirmiş, gerçek olup olmadığını araştırmadan delil olarak mahkemeye sunmuş!
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar sözü bu devirde geçerliliğini yitirdi, birkaç saat içinde söndü elbette. Belge diye mahkemeye sunulan mektubun aslında içerik olarak Fethullah Gülen’in bugüne kadar kamuoyuna yansıyan üslubuyla örtüşmediği gibi mektubun altındaki imzanın başka bir mektuptan kopyalanıp fotoşop marifetiyle bu belgeye yapıştırıldığı ortaya çıktı. Yani İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bilerek veya bilmeyerek bir kumpas kurmuş oldu.

ZARRAB DAVASINDA ÇIKIŞ ARAYIŞI
Bütün bunları savcılığın açıklamasıyla birleştirdiğimde ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Zarrab davasında iyice köşeye sıkışan hükümet, bu davada bir çıkış yapması gerekiyordu. Gülen adına uydurulan bir belgeyi ne yapıp edip mahkemeye delil diye sunmak gerekiyordu. Elde ne var?
17 ay önce tutuklanmış, eski Zaman çalışanı Fevzi Yazıcı isimli biri var. Üstelik 8 Nisan 2015’de ABD’ye gitmiş, 18 Nisan’da geri dönmüş. Böyle bir mektup uydurulup Fevzi’nin bilgisayarına yerleştirilirse alın size dört dörtlük bir talimat! Ancak sorun şu ki, Fevzi’ye bunu kabul ettirmek kolay değil. Böyle bir belgenin bilgisayarlarında hiçbir dönemde olmadığını, eğer varsa bunu bulanların koymuş olabileceğinde diretiyor.
Kurdukları kumpas ayaklarına dolaşmış savcılık şimdi bu işten kurtulmanın yollarını arıyor. Aldığımız duyumlara göre en son konuyu bilirkişi incelemesine göndererek soğumaya bırakmışlar. Tanıdık bir bilirkişi nasılsa bulunur istedikleri gibi rapor alırlar diye düşünmeyin. Gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi iyi bir huyu vardır. O zaman bu kumpasın içinde kim varsa başına neler geleceğini az çok tahmin ediyordur şu günlerde.

HUKUKA AYKIRI ŞEKİLDE EL KOYMA VAR
Bu arada, Fevzi Yazıcı’nın 27 Temmuz 2016 tarihli 4 polis tarafından imzalanmış ev arama tutanağını dikkatle inceledim. Bilgisayar ve flash belleklere el konulma usulü CMK’nın 134. Maddesine tamamen aykırı. Yani, hukuki olarak hiçbir delil niteliği bulunmamaktadır.


(TR724)