Romanya Haber

İlahi Davete Icabet…

MEHMET ALİ ŞENGÜL
Mirac bir imtihan vesilesidir. İman rükünlerini kabul etmeyen mülhitlere Mirac anlatılamaz. Onlara anlatılması gereken husus Allah’ı tanıtmak ve sevdirmektir. O’nu tanımayan ve sevmeyenlere, Allah’ın harikulade icraatını anlatmak mümkün olmaz. Hele inkarda inat eden birisi ise.
Beyin mimarımız, Allah’ı tanıtan üç küllî muarriften bahseder:
Birincisi; kudret ve iradesiyle nazarımıza arz edilen Kainat Kitabıdır. İkincisi; kainatın şerhi ve tefsiri olan, gönüllerimize ab-ı hayat akıtan Kelam sıfatının tecellisi, Kur’an-ı Azimüşşan`dır. Üçüncüsü; kainatı ve Kur’an’ı en doğru anlayan ve bizlere anlatan alemlerin yaratılış sebebi Hz. Muhammed Efendimiz’dir.’ (Mesnevi-i Nuriye) O (sav), beşerin saadeti ve huzuru için Allah’ın tayin ettiği peygamberlerin en sonuncusu, mesajı da alemşümuldur.
Mucizeler, Peygamberlerin şahsında Allah’ın yarattığı harikulade hallerdir. Peygamberlerin Allah tarafından tayin edildiklerine dair birer vesika ve diplomadır. Resul-ü Zişan Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bini mütecaviz mucizelerinin başında Kur’an-ı Mu’cizu’l-Beyan gelmektedir. Onu takip eden mucize ise Mirac’dır. Mirac, yükselme, yukarılara çıkmaktır. İsra ise, gece yolculuğudur. Peygamberimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Mescidi Haram’dan başlayıp, Mescidi Aksa’ya, oradan da Sidretü’l-Münteha’ya kadar devam eden, sırlar ve hikmetlerle dolu yolculuğudur. Allah (celle celaluhü) Habib-i Edibini(sav) huzuruna almakla, O’nu şereflerin en yücesine ulaştırmış ve O’na payelerin en büyüğünü vermiştir.
Bu hususu Nizamî, sırlı ifadeleriyle şöyle seslendirir: “Yıldızlar, yolunda kaldırım taşları haline getirilmiş, melekler teşrifatçılık yapmış, Yarım ay, atının ayakları altında bir nal, güneş O’nun ışık kaynağına sığınmıştı.”
Miracın kapısı ubudiyetle açılır. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) kul idi. Kullukla Mirac’a erdi. Şehadet kelimesindeki “Muhammeden abdühu ve Resulühü” bu gerçeği ifade etmektedir. Bu kapının bizlere de açık olduğunu O`nun beyanlarından öğreniyoruz.
“Namaz, mü’minin Miracıdır.” (Münavi,Feyz-ül Kadir) Namaz, bizleri Rabbimize yücelten ve yükselten en büyük bir ibadettir. Namaz, her türlü fuhşiyattan, münkerden nehyeder. Hayatı düzene ve sisteme sokar.
Namaz, mutlu ve huzurlu bir hayat yaşamamızı temin eder. Aynı zamanda bir muhasebedir. Hakimler hakimi Allah huzurunda, hayatın hesabının sorulacağını hatırlatır. Onun için namazımızı Allah görüyor gibi eda etmemiz, O’nun her an bizi gördüğüne inanmış olmamızın ifadesidir.
Her yıl tekerrür eden mübarek geceler ve aylar, Allah’ın kullarına ne kadar merhametli olduğunun açık bir delilidir. Affetmek için o kadar çok vesileler halk etmiş ki, değerlendirmekten aciziz.
Balığı denizde yüzdürdüğü gibi bizleri de nimet denizinde yüzdürdüğü halde, nankörlükte ısrar ediyoruz.
”Ey insan, nedir seni o kerim Rabbin hakkında aldatan? O değil mi seni yaratan, bütün vücut sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat veren. Ve seni dilediği bir surette terkip eden?” (İnfitar suresi, 6-8)
Mirac, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetine ne ölçüde şefkatli, ahiretleri adına ne kadar ciddi çırpındığının açık bir alametidir. Cenneti bütün güzellikleriyle müşahade ettiği, Cennetin bin yıllık güzelliği bir anına tekabül etmeyen Cemalullah’ı müşahade ettiği halde, ümmetini oraya götürebilmek için dünyada çektiği ve çekeceği her türlü sıkıntıya rağmen dünyaya geri geldi; bir ömür boyu insanlığı mutlu edebilmek, ahiretini kazandırmak için çırpındı.
Bir insan sevdiklerine en iyi hediyelerle gitmeye çalıştığı gibi; O’da çok sevdiği, çok düşkün olduğu ümmetine Cenab-ı Hak’tan hediyelerle geldi:
1-Kulun kemale ermesinin en büyük vesilesi namaz.
2-Bakara Suresinin son iki ayeti: “Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti, mü’minler de. Onlardan her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve Resullerine iman etti. ‘O’nun Resullerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.’ dediler ve eklediler: ‘İşittik ve itaat ettik Ya Rabbimiz, affını dileriz, dönüşümüz sanadır.’ Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da kendi aleyhinedir. ‘Ya Rabbena! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma. Ya Rabbena! Bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ya Rabbena! Takat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma. Affet bizi, lütfen bağışla kusurlarımızı, merhamet buyur bize! Sensin Mevlamız, yardımcımız! Kafir topluluklara karşı Sen yardım eyle bize.” (Bakara suresi, 285-286)
3-Allah’a hiçbir şeyi eş-ortak koşmadan ölen kimselerin günahlarının af ve mağfiret edilmesi.
Hz.Üstad Mirac’ın semeratı ve faydasını beş meyve ile ifade buyurmuşlardır: “Birinci meyve: Erkan-ı İmaniyenin hakikatini göz ile görüp; melâikeyi, cenneti, ahireti, hatta Zat-ı Zülcelali göz ile müşahade etmek…
İkincisi: San-i Mevcudat, Sahib-i Kainat ve Rabbülalemin olan Hakîm-i ezel ve ebedin marziyyat-ı Rabbaniyesi olan İslamiyetin esasatını, başta namaz olarak cin ve inse hediye getirmiştir.
Üçüncüsü: Saadet-i Ebediyenin definesini görüp, anahtarını alıp getirmiş; cin ve inse hediye etmiştir.
Dördüncüsü: Rü’yet-i Cemalullah meyvesini kendi aldığı gibi, o meyvenin her mü’mine dahi mümkün olduğunu, cin ve inse hediye getirmiştir.
Beşincisi: İnsan kainatın kıymettar bir meyvesi ve Sani-i kainatın nazdar sevgilisi olduğu, mirac ile anlaşılmış ve o meyveyi cin ve inse getirmiştir. Küçük bir mahluk, zayıf bir hayvan ve aciz bir zişuur olan insanı, o meyve ile o kadar yüksek bir makama çıkarır ki; kainatın bütün mevcudatı üstünde bir makam-ı fahr veriyor.” (Otuzbirinci Söz)
Efendimiz Hz.Muhammed (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Kıyamet gününde kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazlardır. Eğer bu namazı tam olarak yerine getirmişse ne güzel! Aksi halde şöyle denilir; ‘Bakın bakalım, bunun nafile namazı var mıdır? Eğer nafile namazları varsa, farzların eksiği bu nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır. (Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, İbn-i Mace)
Bu hediyelere sahip çıkıp çıkmama insanın iradesine bırakılmıştır. Değerlendirip değerlendirmemek bize aittir..