Romanya Haber

Gazeteci Fatih Polat Yazdı: Silivri Cezaevi Önünde Bir Acayip Gece

Silivri Cezaevi dün bozulan tahliye kararlarıyla karmaşık duygulara ev sahipliği yaptı. Evrensel Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, gece boyunca yaşananları gazetesine yazdı. İşte o yazı…
29 gazetecinin yargılandığı İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada dün 21 gazeteci hakkında tahliye kararı çıkması üzerine, o anlara şahiti olmak için Silivri Cezaevi’ne doğru yola çıkan Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat gece boyunca yaşananları yazdı:
“İçlerinden Murat Aksoy’u 10 yıldır tanıyordum. Birlikte haber izlediğimiz de, aynı televizyon programının konuğu olduğumuz da olmuştu.
Murat’ın avukatlarıyla ve eşi Şehriban Hanım ile de Murat’ın tutukluluk süresi boyunca birçok kez konuştum. Tahliye olan diğer isimlerle böylesi bir tanışıklığım yoktu. Ama sonuçta bu da döneme dair çok sayıda ismin yargılandığı bir gazeteci davasıydı. Böyle olunca yargılanan gazetecilerle farklı bakış açılarına sahip olmak, farklı yerlerde durarak gazetecilik yapmak, davanın takibini engellememesi gereken bir özellik taşıyordu benim için.
Bu düşüncelerle tahliye anında orada olmak için Silivri Cezaevi önüne gitmeye karar verdim.”

ÜRKÜTÜLMÜŞ AİLELERİN SESSİZ SEVİNCİ

Cezaevine doğru hareket ettiğimizde saat 19.00 civarıydı. Yolda, Murat’ın avukatı Sevgi Kalan ile konuştum. Tahliyelerin 21.00-23.00 arasında gerçekleşebileceğini tahmin ettiğini söyledi. Arada Murat’ın eşi ile de birkaç kez konuştum. Tahliye olacak gazetecilerin aileleri, Silivri Cezaevi’ne varmadan hemen önce Karbey Dinlenme Tesisleri’nde buluşacaktı. Oraya gittik. Tahliye kararından sonra Şehriban Aksoy ile ilk kez orada bir araya gelmiştik, sarıldık. Tarifsiz bir sevinç içerisindeydi. Diğer ailelerden bazıları da oradaydı. Tanısın, tanımasın herkes birbirine sarılıyordu.
Burada yarım saatlik bir moladan sonra, tahliyeler erken olursa kaçırmayalım düşüncesi ile cezaevine doğru harekete geçtik.
Saat 20.30’dan itibaren Silivri Cezaevi kampüsünü karşıdan gören otopark, tahliye edilmesi beklenen gazeteciler için gelen araçlarla doluydu. Burada, Gökçe Fırat’ın arkadaşları olan bir grup dışındakiler sessiz bir bekleyiş halindeydi. Gökçe Fırat’ın arkadaşları bir ara İzmir Marşı’nı söyledi. Bekleyenlerin geneli ise ürkütülmüş ve sevincini sessizce yaşayan bir kalabalıktı. Daha önceki halaylı, türkülü tahliyelerle karşılaştırılamayacak bir manzaraydı bu.
Saat 22.00’ye yaklaşırken tahliyeler her an olabilir beklentisi vardı.

JANDARMA KOMANDO VE GELEN EVRAKLAR

Saat 23.00’ü geçtiğinde jandarmalar, tahliyesi beklenen gazetecilerin yakınlarının arkasında olduğu bariyerin önünde sıralı bir set oluşturdu. Ardından, ailelere tahliyelerin burada yapılmayacağı, anayolda gerçekleşeceği söylendi. Jandarmalar bize de, “1.5 saat sonra anayolda bırakılacaklar. Burada bir tahliye olmayacak” dedi.
O andan itibaren, “Bu işte kesin bir numara var. Uzak bir noktada, ‘rehine teslimi’ gibi gazeteci tahliyesi mi olur?” diye düşünmeye başladık. Bundan sonrası zaten, adını anmayı pek tercih etmediğim Cem Küçük’ün tweetlerine doğru bir yolculuktu.
Biz, diğer araçlarla birlikte anayola doğru ilerlerken, Atilla Taş ve Murat Aksoy’un davasını takip eden avukatların hukuk grubunu yöneten Prof. Dr. Yaman Akdeniz aradı. O bana sağda solda gördüğü ve tahliyeleri artık şaibeli kılan haberleri aktarırken, ben de ona cezaevi önündeki bu ‘ilginç’ geceyi anlattım. Ardından, gazeteci Cihan Acar’ın Avukatı Mustafa Söğütlü aradı ve onunla da benzer bir konuşma yaptık.
Anayola geldikten sonra bu kez, polis ve jandarma anonslarla, gazeteci yakınlarının araçlarını deyim yerindeyse aşama aşama TEM bağlantı yoluna kadar süpürdü.

AİLELERİN TERK EDİLDİĞİ ÇARESİZLİK


Aileler, ajans ve çeşitli gazetelerin sitelerinde tahliyelerin bir kısmına itiraz edildiği ve yeniden gözaltı kararları çıktığı, ardından da bu haberin tüm tahliyeler için geçerli olduğunu belirten haberleri okudukça gelip bize bunların ne anlama geldiğini sordular. Çünkü burada onlara yanıt verecek bir yetkili yoktu. Aralarında ağlamaklı olanlar vardı. İnsanlar adeta, bu haberleri okuyarak, ‘gazlı, sulu’ müdahaleye gerek kalmadan, sabırları eritilerek gitmeye terk edildi. 70 kadar araçtan, gece saat 02.00’yi bulduğunda geriye 10-15 araç ancak kaldı.
Bulunduğumuz noktadaki tek resmi araç olan jandarma aracına giderek, yeni bir bilgi olup olmadığını sordum. Onlar da “Yok beyefendi. Yeni bir bilgi gelince biz size ileteceğiz” dedi.
Saat 02.17’de, bir gazeteci yakını yanımıza gelerek, tahliye listesinde adı olan gazetecilerden Oğuz Usluer’in kardeşinin aradığını ve abisini yaklaşık 25 kişilik bir polis aracının içinde gördüğünü ve hepsinin Vatan Caddesi’ndeki Emniyet binasına götürülüyor olabileceğini söylediğini aktardı. Bunu bize aktaran kişi, kendilerinin de artık ayrılacağını ifade etti.
Gazetecilerin yakınları ile tahliyeleri izlemek için gelen gazetecileri cezaevi önünden epey uzak bir noktaya yönlendirmelerinin sırrı da artık çözülmüştü: Tahliye edildikten sonra yeniden gözaltına alınarak araçlara bindirilen gazetecilerin cezaevinden çıkışı sırasında yakınları görüp ‘taşkınlık’ yapmasın ve haber için gelen gazeteciler bu anı görüntülemesin.

6 SAAT İÇİNDE TERSİNE DÖNEN HABER

Biz de, zaten tahliye olanlar için yeniden gözaltı kararı çıktığı haberlerini izlemiş olduğumuz için ve burada devletin yapacağı bir açıklama olmayacağını, bu geceki 6 saatlik deneyimimizle öğrendiğimiz için, saat 02.30’a doğru dönüş yoluna düştük.


Kaynak: https://www.evrensel.net/haber/314375/silivri-cezaevi-onunde-bir-acayip-gece?utm_source=paylas&utm_campaign=twitter_ust&utm_medium=haber