Romanya Haber

Gazeteciler Neden Hapiste?

[NAZİF APAK]

Bir dönemin ünlü bir yandaş genel yayın yönetmeni, Zaman Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal’ın koluna giriyor ve gülerek şöyle diyor: “Ya sen de Reis’ten bir şey istesene kardeşim!”
Mustafa şaşırıyor. Sözün sahibi Mustafa’nın bozulduğunu anlayıp meramını daha açık bir dille izah etme gereği hisseder: “Bak kardeşim, bu adam şiir okudu diye hapse girdiğinde şu anki yalakaların hiçbiri ona destek vermedi. Sen kalkıp Erdoğan’ı hapishanede ziyaret ettin. Bir de yazı yazdın ve bu yayınlandı. Daha düne kadar Erdoğan’a selam vermeyenler bak nasıl abad oldu; sen hala kıt kanaat geçiniyorsun. Git Reis’ten bir şey iste, o günkü vefanın karşılığını al.”
Mustafa duyduklarına inanamaz, tam bir şok yaşamaktadır. Onun bu halini gören o günlerin etkin yayın yönetmeni, Ünal’ı rahatlatmak, havayı yumuşatmak için kendini örnek verir. Ne de olsa uzun yıllardır arkadaşlık yapmaktadırlar. “Bak,” der ve devam eder “Ben dâhil herkes bir şeyler talep etti Patron’dan ve herkes büyük imkânlara kavuştu. Fena mı oldu? Sen de iste!”
Mustafa Ünal, kendisine böyle bir teklifin yapılmasına fena halde bozulmuştu. Bir o kadar üzüldüğü başka bir mevzu da vardı: Kendilerini yakın zamana kadar ‘mazlum, mağdur, mustazafin’ gibi sıfatlarla tanımlayan İslamcıların mal mülk makam sevdasına kapılmalarını anlayamıyordu. Üzülüyordu.
‘Tavsiye’ye o da uysaydı…
Mustafa Ünal, bugün hapishanede. Acaba o meslektaşının tavsiyesine uysaydı, Reis’ten bir şeyler isteseydi, verilen şeyler karşılığında kalemini suikast silahı gibi kullansaydı bugün zindanlarda çürür müydü?
Neymiş? 15 Temmuz askeri darbe girişimi sonrasında darbe soruşturması açılmış da o çerçevede gazeteciler de tutuklanmış. Bre Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz adamlar! Mustafa Ünal nasıl olur da darbe girişimi nedeniyle hapse atılır. Adamın ömrü darbe karşıtlığı ile geçmiş…
Sadece Mustafa Ünal mı? Tabii ki hayır! Bugün hapishanelere tıkılan ya da sürgünlerde yaşamak zorunda bırakılan gazetecilerden hiçbirinin darbe gibi büyük bir insanlık suçuna sıcak bakmadığı aşikâr bir gerçek. Bu insanların tek bir satırla bile olsa darbeyi destekleyen bir yazısına, tek bir cümle ile bile olsa darbe yanlısı bir konuşmasına rastlayamazsınız. Cümle âlem biliyor ki bu insanların hapse atılmasının asıl sebebi bir despot düzene boyun eğmemesidir.

Ali Bulaç hapse girer miydi?
İşte Ali Bulaç! Pek çok yerde dostlarına aynen şunu anlatma mecburiyeti hissetti Bulaç: “Beni önemli bir yerden aradılar ve bir restoranda davet ettiler, önce havadan sudan konuşuldu, sonra asıl mevzua girildi. Bana Zaman Gazetesi’ni bırakmam tavsiye edildi. Ben de onlara yıllardır bu gazetede yazı yazdığımı ve saygı gördüğümü anlattım. Benim olumsuz cevabım karşısında iktidarı temsilen konuşan kişiler çok büyük bir bedel ödemek zorunda kalacağımı söyledi. Benden yandaş medyada yazı yazmam ve Zaman’ı bırakmam isteniyordu. Evet, cevabı alamayınca tehdit edip ayrıldılar.”
Ali Bulaç, kendisine yapılan ahlaksız teklifi o gün kabul etseydi şimdi demir parmaklıklar arkasında olur muydu? Elbette hayır! Kanlı askeri darbe teşebbüsünü ‘Allah’ın lütfu’ olarak görenler gazetecilerden intikam almaya karar verdi. Bulaç listenin en başında yer alıyordu; Nazlı Ilıcak, Mümtaz’er Türköne, Gültekin Avcı gibi isimlerin üzerine çarpı atılmış, bahane aranıyordu.
15 Temmuz o kara listenin bahanesi oldu.  Çünkü ‘Patron’ ve adamları, kalemini satmayan gazetecilerin hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet gibi ağır suçlamalar karşısında iktidarın yanında yer almamasına içerlemişlerdi. O lokantada anlaşma sağlansaydı Ali Bulaç bugün baş tacı edilecekti. Mümtaz’er Türköne benzer teklife evet deseydi iktidar borazanı olarak tarihe geçecekti. O teklife hayır demenin bedelini ödüyor şimdi. Kazanan kim? Hayatında bir kerecik olsun darbeye destek vermemiş insanları hapse atanlar mı, yoksa Medrese-i Yusufiye’de çile çekenler mi?
Elbette bir sebebi var!
Hangi gazeteci, örgüt ya da darbe suçlaması ile hapiste yatmayı hak ediyor, söyler misiniz? Çözüm süreci sırasında Apo’ya methiyeler düzen, PKK’yı şirin gösteren yandaş şakşakçılar bugün ekranlardan inmezken Şahin Alpay’ın, Ahmet Altan’ın, Mehmet Altan’ın, Ahmet Turan Alkan’ın ve onlarca muhabir ve gazetecinin hapishanelerde çürütülmesinin tabii ki bir sebebi var!
Birilerinin intikam hissi ve tahakküm zorbalığı adaleti ayaklar altına almış çoktan. Şahsi serveti yetmezmiş gibi etrafını paraya boğan ve paralarla insanları esir hale getiren güç odağı, yargıya talimat yağdırarak kimi gazetecileri mahpus kimilerini de sürgün hale getiriyor.
Yandaş yazar-çizer takımının (akrabalar üzerindeki varlıklar da gösterilmek suretiyle) son on yıllık mal varlığı açıklansın; kimin kaça satın alındığı apaçık bir şekilde ortaya çıkacaktır.
Böyle adalet olmaz: Zulme boyun eğersen terörist yamağı bile olsan başköşedesin. İktidar nimetleri yerine fikir çilesini tercih edersen zindandasın.  Tabii ki çok sürmez bu zulüm; zira mazlumun âhı, bir gün kıskıvrak yakalar şahı… (TR724)