Romanya Haber

Yüzde Yüz Başkanlık, Yüzde Kaç Demokrasi Eder? – Mümtaz’er Türköne

Davutoğlu’nun ‘yüzde yüz başkanlık anayasası’ formülünü, belki de kitabın tam ortasından bir demokrasi ve hukuk tartışmasının başlangıcı olarak almak lazım. Bu bir anayasa müzakeresi değil, belki de ironik şekilde doğrudan dikta rejiminin sınırlarını kaldırma önerisi. Davutoğlu’nun bu formülü dile getirdiği toplantıda AK Parti kurmayları yarı başkanlık veya partili cumhurbaşkanlığının da tartışılabileceğini söylediklerine göre, bu pilav daha çok su kaldıracak.

Göreceksiniz AK Parti yeni bir anayasa yapamayacak. Bu kadar kutuplaşmış, kemikleşmiş bir siyasi zeminden toplum sözleşmesi çıkmaz. Mevcut anayasanın bile askıda olduğu, anayasa ihlallerinin seri cinayet gibi peş peşe işlendiği, anayasal düzenin anlamsızlaştığı şartlarda anayasa yapsanız kaç yazar? Anayasa yapılamaz, ama anayasa üzerine bir tartışma yürütmenin kimseye zararı yok, belki faydası olabilir. En başta anayasanın ne olduğu, ne işe yaradığı ve nasıl yapıldığını da bu vesile ile hatırlama fırsatı bulabiliriz.

Anayasa nedir, ne işe yarar?

Anayasa, iktidarı sınırlamak ve keyfî kullanımını engellemek için getirilen kurallardır. “İktidarın etkili bir şekilde sınırlandırılması sorunuyla uğraşan doktrinin adı anayasacılıktır.” Kendisi de bir anayasa hukuku profesörü olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan “Anayasa Teorisi” isimli kitabında, bütün anayasa kitaplarının yaptığı gibi bu tanımlama ile başlıyor.

Türkiye’nin güzide anayasa hukukçularından biri olan Profesör Mustafa Erdoğan, “Anayasal Demokrasi” isimli kitabını, anayasaların ‘keyfî iktidarı sınırlama’ yeteneği üzerine inşa ederken, anayasaların amacının ‘devleti sınırlayan ilkeler koymak, devleti ilke ve kurallara bağlamak’ olduğunu, bunun için ‘keyfî iktidarın sınırlanması amacıyla teşkilatlanmış siyasî toplumun çerçevesini’ oluşturduğunu vurguluyor.

Anayasa: Şarta bağlı yönetim

Anayasadan söz edildiği zaman hiç tereddüt etmeden aklınıza gelmesi gereken ilk husus ‘iktidarın sınırlandırılması’ sorunudur. Her ülkede, her toplumda bir iktidar mutlaka bulunur. Bu iktidarın, sahiplerinin elinde keyfi kullanımını engellemek için ne tür mekanizmalar ve kurallar getirilebilir? Anayasalar bu soruya kalıcı cevaplar vermek için geliştirilmiştir, var olma sebebi budur. ‘İktidarı kayıt ve şart altına almak’ ihtiyacı ile tarihî süreç içinde monarşiler anayasalarla sınırlandırılırken meşrutî yani şarta bağlı yönetimler ortaya çıkmıştır. Bizim yakın tarihimizde ilk şarta bağlı yönetim 1876 Kanun-i Esasî’si yani anayasası ile ve I. Meşrutiyet adıyla vücut bulmuştur. Şart ve meşrutiyet kelimelerinin iktidarı sınırlama anlamına gelmesi, anayasaların varlık sebebini de gösterir.

İktidarları sınırlamak için, devletin ayırt edici vasfı olan egemenliği yürütme, yasama, yargı diye üçe bölmek ve üçü arasında dengeler ve birbirlerine karşı fren mekanizmaları oluşturmak, bugün bilinen ve uygulanan en etkili yöntemdir. Anayasalar bu amaçla kuvvetleri ayırmak ve karşı karşıya geldikleri zaman uyacakları kuralları belirlemek için yapılır. Bu kurallar dönüp dolaşıp yargıyı bağımsız kılmak ve yürütme erki karşısında gücünü muhafaza etmek için yapılır. Bugün Türkiye’de, tek başına sulh ceza hâkimliği yüzünden yargı bağımsızlığı işlemediğine göre bir anayasadan da bahsedemezsiniz.

Anayasa mı, babayasa mı?

Önümüze konan ‘yüzde yüz başkanlık’ sistemi, bir anayasa için başlangıç noktası değil. Tepedeki tek kişi için bir anayasa tasarlanamaz ve yapılamaz. İktidarı sınırlamak, bunun için mekanizmalar ve kurallar tasarlamaktan bahsetmeyen bir anayasa teşebbüsü, üstelik mevcut anayasayı seri şekilde ihlal ederek ilerliyorsa bir otokrasi girişiminden ibarettir. Otokrasi, kerameti kendinde, yani kendi keyfinde olan, uyacağı kuralları iktidar sahibinin belirlediği yönetim biçimidir. Başkanlık ve parlamenter sistem, şayet kuvvetler ayrılığı prensibine uyuluyorsa, farklı işletim sistemleri kullanan demokratik yazılımlardır. İktidar sınırlandırılmamışsa, temel haklar güvence altına alınmamışsa ortada zaten bir sistem de yoktur.

Son olarak anayasaların siyasî değil, toplumsal sözleşme olduğunu hatırlatalım. Toplum temel hakları güvence altına almak ve iktidarı sınırlamak için kendi arasında mutabakata varmalı. Önümüzdeki tartışmanın herhangi bir yerinde gerçekten iktidarı sınırlama, yani bir anayasa yapma teşebbüsü var mı?