“Çocuklar Ölmesin" Demenin, Barış Istemenin Suç Olduğu Ülke..

Telefonla bağlandığı Beyaz Show’da “Çocuklar ölmesin” dediği için “Terör örgütü propagandası” suçlamasıyla yargılanan ve 1 yıl 3 aylık hapis cezası onanan öğretmen Ayşe Çelik’e aldığı ceza tebligat yoluyla bildirildi. İki ay önce anne olan Ayşe Çelik en geç 10 gün içinde kızı Deran ile birlikte hapse girecek.
Ne demişti Ayşe Öğretmen Beyaz Show’a bağlandığında:
‘‘Türkiye’nin Güneydoğusunda neler olur bittiğinin farkında mısınız?
Burda doğmamış çocuklar, anneler, insanlar öldürülüyor.
Sanatçı olarak, insan olarak, bir şekilde siz de yaşananlara sessiz kalmamalısınız, bir şekilde “Dur” demelisiniz.
Burada yaşananlar ekranlarda, medyada çok farklı aktarılıyor.
Sessiz kalmayın… Görün, duyun ve artık bize el verin.
Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın.”
Bu sözleri dolayısıyla yargılandı, mahkum edildi, karar kesinleşti. Orada Ayşe Öğretmen’in bebeği oldu. O bebek iki aylık. Şimdi annesiyle birlikte cezaevine girecek. Suçu, annesininin ‘Çocuklar Ölmesin’ demesi.
Ergun Babahan, Ahval’de bu kararı kaleme aldı. Yazısı şöyle:
Dünyanın herhangi bir ülkesinde haber değeri taşımayacak bir söz, Türkiye’de bölücü propaganda, yıkıcı faaliyet kabul edilebiliyor.
Ayşe Öğretmen tek kadın değil bebeğiyle cezaevine giden…
Cemaat bağlantısı nedeniyle sezaryenle yaptığı doğumun ardından cezaevine sürüklenen kadınların öyküsünü okumaktan yüreğimiz katıldı, göz yaşlarımız kurudu.
Polisin, doğumhane kapılarında nöbet tutup doğum yapmış anne avına çıktığı bir ülkede yaşıyoruz.
Barıştan korkup savaşı yüceltenlerin, toprağı kanla yıkamaktan keyif alanların yönettiği bir ülkede yaşıyoruz.
Onun için barış diyen genç akademisyenler, yaşını başını almış profesörler Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir kıyıma uğruyor.
Bununla yetilinmiyor. İnsanların açlığa mahkum edilmesi, pasaportunun elinden alması kesmiyor bu insanları.. Haklarında dava açılıyor, mahkeme kapılarında süründürülüyor.
Üniversiteler cahil-cühelaya, telefon rehberinden doktora tezi yazanlara kalıyor.
Türkiye ustaca, Batı’dan, hukuktan, adaletten, ahlaktan, akıldan koparılıyor.
Koca bir toplum çürüyor.
Ekonomisiyle, hukukuyla, bilimiyle,Silahlı Kuvvetleri ile dini kurumlarıyla çürüyor.
Soru sormanın yasaklandığı, otoriteye karşı çıkmanın suç haline getirildiği, annelerin bebekleriyle demir parmaklıklar arkasına atıldığı bir cehennem yaratılıyor.
En çok korktukları şeyi kendileri yapıyorlar… Ülkeyi adım adım, dilim dilim bölüyorlar.
İşte Bilgi Üniversitesi’nin araştırması…
Araştırma sonuçlarına göre gençlerin yüzde 90’ı kızlarının başka toplumsal gruplardan biriyle evlenmesine, yüzde 84’ü de bu gruplarla sadece arkadaşlık kurmasına dahi karşı.
‘Biz’ dedikleri, aileleri ve Türkler…
Herkesin Öteki’nden nefret ettiği, şüphe ettiği bir toplum. Neşede ve tasada bir arada olmayı bırak, aynı otobüste, aynı apartmanda olmaya tahammül edemeyen bir toplum yapısı.
Ruhlarla birlikte lime lime olan bir dayanışma duygusu, Öteki’nin çektiği acı ve sıkıntılara duyarsızlığın patlama yapmış olması, daha çok para, daha lüks arabadan başka bir değerin kalmamış olması.
İbn-i Haldun’a göre asabiyye bağı bir grup içindeki yardımlaşma ve şeref duygusundan gelen ve dış düşmanlarla uğraşma gücü veren bir bağdır.
Türkiye toplumu bu bağını kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor.
Doğruyu söyleyenlerin susturulmaya çalışılması, tehdit edilmesi, cezaevine konulması bu gerçeği değiştirmiyor. Korkuyla yönetilen toplumlar sonunda o korkuya yenik düşer.
Osmanlı’nın korkusu da bölünmek ve toprak kaybetmekti. Bölünmeyi önleme yolu olarak zulüm ve baskıyı seçtiği için sonunda elinde sadece Anadolu kaldı.
Sırf Hıristiyan unsurları değil, Arapları ve Arnavutları da kaybetti.
Araplar, Osmanlı’dan ‘hain’ olduğu için değil, kötü yönetici olduğu için kurtulmak istedi.
Unutmayın ki, Cemal Paşa’nın her direğe bir adam asması bile bunu önleyemedi.
Bölünmekten korkuyorsanız, adalete, hukuka, ahlaka dönün.
Bunu yapmazsanız, korktuğunuz son kaçınılmazdır.


Kaynak: http://grihat.com/cocuklar-olmesin-demenin-baris-istemenin-suc-oldugu-ulke/