Zarrab tüm suçlamaları kabul etti… FBI, 2013’ten sonra SMS ve telefon konuşmalarını kaydetmiş

408
ADEM YAVUZ ARSLAN | NEW YORK

Reza Zarrab’ın ABD’de tutuklanmasıyla başlayan sürecin mahkeme safhası, New York Güney Bölge Mahkemesi’nde bu sabah (Salı) itibariyle başladı.

Dün akşam son dakika hamlesiyle duruşmanın 15 gün ertelenmesini isteyen Hakan Atilla’nın avukatları aynı talepleri sabah oturumunda yinelediler. Sabah 08.45 te oturum açan hâkim Richard Berman, savcılık ve Atilla’nın argümanlarını dinledikten sonra erteleme talebini reddetti. Böylece 21 aylık süreçte jürili yargılama aşamasına geçilmiş oldu.

Saat 09.00’da Hakan Atilla takım elbiseli olarak salona geldi. Yaklaşık yarım saat sonra da 16 kişilik jüri heyeti salona geldi. Jüri salona girerken hâkim dahil olmak üzere tüm mahkeme salonu ayağa kalktı. Jürinin yemin etmesinden sonra Hâkim Berman dava sürecine dair bilgi verdi, usulü anlattı.

09.50’de savcı David W Denton davaya ilişkin özet bir sunum yaptı. Savcılık makamı Rıza Zarrab’ın suçlamaları kabul edip tanık olarak duruşmalara katılacağını açıkladı.

SAVCILIK: ZARRAB, ERDOĞAN’LA GÖRÜŞMELERİNİ ANLATACAK 

Zarrab bugün ikinci tanık olarak çıkacak ve sorgusu 3 gün sürecek. Cuma akşamına kadar zarrab konuşacak. Savcılık kaynaklarına göre, soruları cevaplayacak olan Zarrab, FBI’nın kaydettiği tapelerde yer alan Erdoğan’la yaptığı görüşmeleri de anlatacak.

Savcılık makamı davanın sadece ekonomik bir suç olmadığını, aynı zamanda Amerika’nın güvenliğini de tehdit ettiğini iddia etti.

Hakan Atilla ve Halkbank yöneticilerinin ABD yasalarını ve bankacılık sistemini iradi olarak ihlal ettiklerini iddia eden savcılık suç işlemek için aralarında Türk hükümeti yetkililerinin de bulunduğu bir örgütün kurulduğunu anlattı.

Savcılık sanıkların ‘sürekli ve iradi olarak’ yalan söylediklerini iddia ederken Hakan Atilla’nın ismi her geçtiğinde dönüp eliyle işaret etti.

Savcılık Hakan Atilla’nın uluslararası bankacılık konusunda uzman olduğunu Zarrab ve diğer isimlere ‘koçluk yaptığını’ iddia etti.

Türkiye İran ve üçüncü ülkeler arasında son derece karmaşık ve örgütlü bir şekilde para transferlerinin yapıldığını anlatan savcılık birçok işlemin gerçekte hiç yapılmadığını, hayali işlemlerin büyük bir yekûn tuttuğunu anlattı.

Savcılık makamı ABD hükümetinin Halkbank ve Türk hükümeti üyelerini daha önce uyardığını belirtip ‘bütün uyarılara rağmen farklı şekillerde suç işlemeye devam ettiler’ dedi.

FBI RÜŞVETİ DELİLİLENDİRMİŞ

Savcılık Hakan Atilla’nın sistemin mimarı olduğunu söyledi. Türk hükümetinden isimlerin yüklü miktarda rüşvet aldığını anlatan savcılık, bütün bu işlemlerin FBI tarafından delillendirildiğini kaydetti.

Savcılık FBI’ın 2013 itibariyle iletişimi takip ettiğini, e mail kayıtları, SMS ve telefon görüşmelerinin tüm suç trafiğini belgelediğini anlattı. Türk polisinin bulguları ile FBI’ın bulgularının örtüştüğünü anlatan savcılık davanın tanıkları arasında bir Türk polisinin de olduğunu söyledi.

ATİLLA’NIN AVUKATI RÜŞVETLERİ TEYİT ETTİ

Hakan Atilla’nın avukatı Victor Rocco ise 10.25’te savunmaya başladı. Bütün savunmasını Zarrab ve Süleyman Aslan’ı suçlama üzerine kuran Rocco, Zarrab’ın cezaevinden kurtulmak için müvekkilini suçladığını iddia etti. Rocco savunmasında Hakan Atilla’nın sadece görevini yaptığını belirtirken Süleyman Aslan ve hükümet üyelerine yönelik rüşvet iddialarını da teyit etti. ‘Ayakkabı kutuları ve paralarla ilgilenen Süleyman Aslan’dı’ diyen Rocco, Atilla’nın ‘davanın kurbanlarından’ olduğunu ileri sürdü.

Hakan Atilla ile Zarrab arasında sadece 6 kez telefon görüşmesi olduğunu anlatan Avukat Rocco davayı da ‘Zarrab Şov’ olarak tanımladı. Rocco, Hakan Atilla’nın 17-25 operasyonunda tutuklanmadığını söylerken, Zarrab’ın profesyonel bir suçlu olduğunu, rüşvet vermeye ABD hapishanesinde bile devam ettiğini anlattı. Atilla’nın avukatları delilleri de ‘güvenilmez’ olarak tanımladı. Davanın karmaşık olduğunu hatırlatan hatırlattıktan sonra Rocco, Atilla’nın terör suçlamasına muhatap olmadığını söyledi. Atilla’nın avukatlarının Süleyman Aslan ile Rıza Zarrab arasındaki rüşvet ilişkisini teyit etmesi de dikkat çekiciydi.

Duruşma savcılığın şahitleri ile devam ediyor. Şu ana kadar bir FBI ajanı ve bir Hazine Bakanlığı uzmanlığı dosyaya ilişkin şahitlik yaptı.

Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde savcılığın tanıkları dinlendi. İran ambargosu hakkında savcılığın sorularını cevaplayan Washington merkezli Freedom Defence Democracy adlı düşünce kuruluşunun CEO’su Mark Dubowitz, İran’ın kurduğu düzeni anlattı.

Savcılık makamı özellikle İranın ‘ekonomik cihat’ konseptine dair sorular sorarak , iran ambargosunu delen şirketlere dair bilgiler aldı.

İddianamede ismi geçen başta Bank Mellat ve Mahan Air gibi şirketlere dair soruları cevaplan Dubowitz, İran’ın ambargoyu delmek için paravan şirketler kurduğunu anlattı.

Duruşma yarın sabah Hakan Atilla’nın avukatlarının Dubowitz’e sorularıyla devam edecek. Hemen akabinden Rıza Zarrab tanık olarak kürsüye çıkacak. Zarrab’ın sorgusunun cuma akşamına kadar sürmesi bekleniyor.

ARTIK SÖZ MAHKEMENİN

Önümüzdeki birkaç hafta gözümüz kulağımız New York Güney Bölge Mahkemesi’nde olacak.

Aylardır konuşulan, üzerine sayısız spekülasyon ve senaryo üretilen Zarrab davasında artık yargılama safhasındayız.

Bir başka ifadeyle ‘dananın kuyruğunun kopacağı’ zaman geldi. Bundan sonra söz de karar da mahkemenin.

Artık mahkeme salonundan Beyaz Saray’a oradan Erdoğan’ın Saray’ına uzanan bir ‘hukuk-diplomasi savaşı’nın düğmesine basıldı.

‘Hukuk ve diplomasi savaşı’ diyorum çünkü içinde siyasilerin olduğu bir dava doğal olarak siyasi sayılacak ve sonuçları itibariyle Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir dönemin açılmasına neden olacak.

ZARRAB ARTIK TANIK

Pazartesi sabahı yapılan jüri belirleme oturumunun ‘manşeti’ tabi ki Rıza Zarrab’ın sanık listesinde olmamasıydı. Mahkeme başkanı Richard Berman davadaki tek sanığın Halkbank yöneticisi Hakan Atilla olduğunu söyledi.

Bu çok kritik bir gelişme çünkü Zarrab’ın savcılık ile anlaşarak tanık statüsüne geçmesi, ‘savcılıkta olmayan çok önemli bilgi ve belgeleri paylaştığı’ anlamına geliyor. 17/25 Aralık fezlekesi ve tapelerinden gördüğümüz kadarıyla Zarrab çok iyi notlar tutmuş.

Yani kime ne kadar rüşvet vermiş, kiminle ne iş tutmuş hepsini kaydetmiş.

Bunları Amerikalı savcılarla paylaştığını düşünmek için elimizde çok fazla veri var.

Mesela daha ilk tahliye başvurusunda Emine Erdoğan ve TOGEMDER kayıtlarını ortaya dökmüştü.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Savcılığın iddiaları tek tek mahkemede tartışılacak. Tarafların şahitleri dinlenecek. Tabi bu arada tapeler de.  New York’taki bir mahkeme salonunda Erdoğan ile oğlu arasında geçen ‘sıfırlama’ tapelerinin dinlenilmesi hayli ilginç olacak. Bu aşamada Erdoğan ve AKP hükümetinin tapeler için ‘hece hece montajlanmış’ tezi de tekrar gündeme gelecek.

Aslında sadece bu durum bile Erdoğan açısından büyük bir kayıp. Zira Cemaate yönelik ‘terör örgütü’ suçlamalarının temel dayanağı buydu. Yani Erdoğan’ın iddiasına göre ‘Cemaat, sahte delillerle 17-25 Aralık operasyonunu yapmış ve bu sayede hükümete darbe girişiminde bulunmuştu’.17-25 Operasyonunun sahte delillerle yapılmadığı, tapelerin gerçek olduğu tescillenince Erdoğan’ın ‘temel tezi’ de çökmüş olacak.

Gerçi şu anda Türkiye’de bu gerçeği kabullenip dile getirebilecek cesarette ne muhalefet ne de medya var fakat bu davanın en temel sonuçlarından birisi bu olacak: Yani Erdoğan’ın Cemaat’e yönelik suçlamalarının temel dayanağı çökecek.

Davaya dönersek.

Amerikan yargı sisteminde duruşmalar aralıksız yapılıyor. Hâkim Berman’ın verdiği takvime göre 3-4 hafta içinde davanın bitmesi bekleniyor. Zarrab’ın anlattıkları ve savcılığın elindeki belgeler üzerinden yeni iddianameler yeni sanıklar görebiliriz.

Tabi burada en kritik soru şu: Aralarında Erdoğan ve aile fertlerinin de bulunduğu isimlere yönelik bir suçlama olursa ne olacak?

Bu aşamada Zarrab dosyası artık ‘ABD’nin de meselesi’ haline gelecektir. Siyaset-hukuk denkleminde çok tartışma çıkaracaktır.

Çünkü ABD teamüllerine göre bir başka ülke liderine yönelik suçlama yapılacaksa Dışişleri ve Beyaz Saray’a bilgi veriliyor.

Tabi ki savcılar Beyaz Saray’dan talimat almıyorlar fakat Beyaz Saray ve Dışişleri’nin müdahil olmak isteyeceği muhakkak.

Hele hele Trump’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’in de itirafçı olduğu gerçeğini düşünürseniz ‘hukukun üstünlüğü’ ile ‘ulusal-ticari çıkarlar’ tartışması kaçınılmaz olarak yaşanacak.

Amerikan mahkemeleri daha önce başka ülke liderlerini yargıladı. Üçüncü ülkelerin bankalarına ağır cezalar kesti. O yüzden başka bir ülke liderine suçlamada bulunmak, o ülkenin bankasına ağır para cezası kesmek ihtimal dışında değil.

ERDOĞAN’DAN HAMLE ÜSTÜNE HAMLE

Erdoğan bu davayı mahkemede kazanamayacağını biliyor. Çünkü ‘deliller’ hakkında ‘birinci elden’ bilgi sahibi.

Hatta bırakın Amerikan mahkemelerini, Türkiye’deki mahkemede bile kazanamayacağını bildiği için yargıya darbe yaptı.

Polis şeflerini, savcıları tutukladı, hatta ailelerini rehin aldı.

Aynı şeyi Amerikan mahkemelerine yapamayacağı için siyaset yoluyla çözüm aradı.

Trump üzerinden mesafe almak için yoğun çaba sarf etti. Daha önceki yazılarımda detaylarını anlatmıştım. Ne zaman ABD’li muhatapları ile bir araya gelse Zarrab’ı gündem yaptı.

Flynn üzerinden milyonlarca dolarlık pazarlıklar döndü. Davanın savcısı Bharara bile görevden alındı fakat sonuç değişmedi.

ZARRAB İÇİN ÜLKENİN GELECEĞİ MASAYA SÜRÜLDÜ

Erdoğan bu aşamada masaya ‘Türkiye’nin geleceğini’ koydu.

NATO’dan çıkma tehditleri, Rusya ile yakınlaşma vs. tüm bunlar Erdoğan için bir taktik manevra.

Erdoğan son hamle olarak ABD’li muhataplarına ‘Zarrab davasının delilleri hukuksuz toplandı, davayı düşürün önümüze bakalım’ mesajı yolladı.

Bu mesajın ‘pazarlığa açığım’ demek olduğunu bilmek için diplomat olmaya gerek yok. Kulislerde başka ilginç detaylar da var fakat şimdilik teyide muhtaç.

Gerçi burası Washington ve hiçbir şey gizli kalmaz. Hele hele tüm güvenlik bürokrasisi Başkan Trump’a cephe almışken.

Öte yandan Erdoğan açısından tek kâbus Zarrab’ın anlatacakları değil. Çünkü ABD medyasına yansıyan haberlere göre Flynn de savcı ile çalışmaya başladı.

Yani itirafçı oldu.

Flynn’in Fethullah Gülen’i kaçırmak ve Zarrab’ın serbest kalması için AKP’lilerle 15 Milyon dolara anlaştığı iddialarını da düşünürseniz Flynn’in itirafları da hayli baş ağrıtacaktır.

O yüzden Trump ve Erdoğan’ın aynı anda hedef olduğunu görürsek şaşırmayalım.

Konuyu dağıtmamak için bir yerin altını tekrar çizmekte fayda var: Erdoğan, Zarrab ve Flynn davalarından kurtarabilmek için tüm ülkenin geleceğini masaya sürdü.

Rusya ve Amerika arasında çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Batı’ya karşı Rusya kartını açtı ama Rusya lehine ipin ucunu kaçırmış gözüküyor.

Şimdilik bilinmeyen Amerika’nın Erdoğan’ın teklifine nasıl yaklaşacağı. Beyaz Saray ve Pentagon sıcak yaklaşsa bile yargının hükümeti dinleyeceğinin garantisi yok. Trump’ın İran alerjisi de başka bir boyut.

Süreci bilinmez kılan bir başka nokta ise Washington’un kendi iç çekişmeleri.

Çünkü Amerika da tek sesli değil. Trump’ın bile koltuğu sallantıda.

Dolayısıyla çok sayıda bilinmezin olduğu bir sürecin içinde olacağız.

Tabi bu sürecin bir de iç politikaya bakan tarafı olacak. Erdoğan, tıpkı daha önce yaptığı gibi ‘bu milli bir davadır’ söylemini şişirecek.

Dağınık muhalefet ve tamamen susturulmuş medya düzeni içinde işi çok zor olmayacaktır.

Fakat bunun yeterli olacağını sanmıyorum. Erdoğan için daha güçlü bir argüman lazım.

İkinci bir ‘15 Temmuz kumpası’ ya da ülkeyi savaşa sokmak gibi.

Abarttığımı düşünenler Erdoğan’ın metin yazarı, AKP milletvekili Aydın Ünal’ın Pazartesi günü Yeni Şafak’ta yayınlanan yazısına bakabilirler.

O yazıda ‘zihniyeti’ görmek mümkün.