Merhaba Olmasın Onlara!..

YORUM | EMİNE EROĞLU
Abbasi dönemi vezirlerinden Ahmed bin Hâlid kendisine, “Sana, Hazreti Peygamber’e (as) bile verilmeyen bir üstünlük bahşedilmiş!” diyen birine çıkışarak:

“Eğer bu söylediğinden vazgeçmezsen boynunu vurdururum!” diye karşılık verir. Bunun üzerine adam, sözlerini izah eder:
“Cenab-ı Hak, Hazreti Peygamberden (as) bahisle;
‘Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, insanlar çevrenden dağılır, giderlerdi.’  (Âli İmran 159) diye buyuruyor. Sen bu tarife uygun kaba saba ve katı kalpli birisin. Ama bak, bizler yine de senin etrafından dağılıp gitmiyoruz!”
***
Vezirin bu kıyasa nasıl karşılık verdiğini bilmiyoruz. Fakat ben, “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz” hükmünce hikâyeyi zihnimden şöyle tamamlıyorum:
“Evet, dağılıp gitmiyorsunuz” diye cevap vermiş Vezir, “Çünkü sizler de en az benim kadar kaba ve katı yüreklisiniz!
Şerre ve şirretliğe yol veren, bağrınızda kötülüklerin barınmasına açık yaşayan siz olduğunuz için kötüler ve şirretler sizi idare ediyor. Atmosferinizde fenalıklar yeşeriyorsa bilin ki o zaman Allah (cc), sizin başınıza, benim gibi katı kalpli ve kaba saba insanlar getirir de siz de hiçbir yere dağılıp gidemezsiniz.
Yoğurt siz olmasaydınız, kaymağı ben olmazdım.”
HAKSIZLIĞA UĞRASA DA MAZLUM OLAMAYANLAR
Aç aslana muhabbet gösterisi yapan, kendi onurunun paramparça edilişi üstüne bir de diş ve tırnak kirası ödeyen zillet ehlini görünce aklıma geliyor, “Sen kaba saba ve katı kalpli birisin. Ama bak, bizler yine de senin etrafından dağılıp gitmiyoruz!” itirafı.
Bütün cahiliye adetlerini benimsemiş bir kabile devleti içinde bu cümlelere, “Yaptıklarını meşrulaştırmak için zemin hazırlar, sözlerini ayet ve hadislerle tevil ederiz” gibi kutsamalar da ekleniyor.
Oysa en çok da o kaba ve katı kalpli diktatörler biliyor, etrafındakilerin dağılıp hiçbir yere gidemeyeceğini. Makam arzusu ve şöhretperestliğin ruhları nasıl felç ettiğini. İradelere korkuyla nasıl kement vurulduğunu. Tenperverlik ve rahata düşkünlüğün ayaklara nasıl dolanacağını. Aç bir gözü ancak toprağın doyuracağını…

Sadakat gibi görünen şeyin aslında patolojik bir süreçte gelişen ezilmişlik/aşağılanmışlık psikolojisinden ibaret olduğunu.
Menfaat sütünden kesilenlerin çıkarabilecekleri en yüksek sesin yalvarma ve sızlanmalardan ibaret kalacağını…
Şeytan’ın âdemoğlunu bildiği gibi biliyor, test ettiği gibi her gün yeniden test ediyorlar.
Övülerek yaratılmış insanın düşmüşlüğü karşısında Şeytan’ın duyduğu lezzeti duyuyorlar. (Hazreti Mevlâna Rubailer’inde, Şeytan’ın insanın zaafları karşısında zil takıp oynadığını anlatır.)
Dil yalan söylemeye, omurga eğilmeye alışmayagörsün “yalan” bir karaktere dönüşüyor da, omurga kendiliğinden bükülüveriyor. Parmaklar farkında olmadan adalet cübbesinde iliklenecek düğme arıyor. Eller istemsizce birbirini ovuşturmaya başlıyor. Ses inceliyor, kelimeler eğilip bükülüyor. Yüzler kıpkırmızı oluyor, alınlardan terler boşalıyor.
O kadar çok birbirlerine benziyorlar!..
“Sen onları ifadelerinden, ses tonlarından kesinlikle tanırsın.” (Muhammed Suresi, 30) diyor Cenâb-ı Hak, münafıklar için. Elmalılı, “Her halde sen onları lâkırdılarının edasından tanırsın.” şeklinde meal veriyor aynı ayete.
Bu yüzden zaaflarının perçeminden yakalanıp sayısız cürüm işleyenler, haksızlığa uğrasalar da mazlum olamıyor, hiç kimsede merhamet duygusu uyaramıyorlar.
RAHAT YÜZÜ GÖRMESİN O ZALİMLER!
Kur’an, pek çok yerde zulmün önderleriyle onların peşinden giden kitleler arasında “büyük duruşma” sırasında yaşanacak çekişmeleri nakleder.
İlgili âyetleri dikkatle takip ederseniz çekişenler aralarındaki ilişkinin “gadredenle mağdur” ilişkisi olmadığını, birbirlerine kesintisiz zulmetseler de taraflardan birinin “mazlum” olmadığını görürsünüz. Onlar aynı cürmün failleridir ve Kur’an’ın nazara verdiği ibret tablosu aslında burada hazırlanmaktadır:
(Zulüm ve isyanda başı çekenlere kendilerine tâbi olanlar gösterilerek) “İşte şunlar dünyada körü körüne maiyetinizde koşup giden güruhtur!” denilince,
(Elebaşları,) “Merhaba olmasın onlara, rahat yüzü görmesin o zalimler! Zira onlar cehenneme gireceklerdir,” (derler.)
Tâbi olanlar, onlara: “Hayır, asıl size merhaba olmasın, rahat yüzü görmeyin sizler! Bu azabı bize getiren sizsiniz. O ne kötü yerdir!” derler.
Sonra hep birden dua edip derler ki: “Ya Rabbena, kim bunları önümüze yığdı ise, Sen onun azabını kat kat artır!” (Sad 59-61)
ZALİMLER ORATORYOSU
Görünen o ki, haramilerin saltanatına alkış tutmuş, hakkı batıl batılı da hak haline getirmişseniz elebaşlarınızın etrafından dağılıp gitmek gibi bir şansınız kalmıyor.
Mananın yerine madde, adaletin yerine zulüm, merhametin yerine nefreti koymuşların hangi dine mensup olduğu önemini yitiriyor.
Neticede herkes sevdikleri ile haşr oluyor ve “Eğer Allah’a muhabbetiniz varsa, bana ittiba ediniz ki Allah da sizi sevsin” (Ali İmran 31) diyen Allah Resulünün verdiği ölçü içinde siz, kime tabi oluyorsanız onu seviyorsunuz.
Zulme ittiba ile, “Emniyete ve güvenliğe geldiniz, burada rahat edebilirsiniz; size teminat veriyoruz.” manasına gelen ‘merhaba’ hayatın içinden çekilip gidiyor.
Ve elbette yitirilen her değer yerini ahlaki bir çöküntüye bırakırken azap, toplumu asimetrik olarak kuşatıyor.
Koro halinde sesler sonsuzlukta yankılanıp duruyor:
“Merhaba olmasın onlara. Rahat yüzü görmesin o zalimler!”
(tr724)