Herkese bir ‘Şiröyder’ kampanyası!..

228
Yorum | Naci Karadağ

Hasan Cücük anlatmıştı. Tayyip Erdoğan vakt-i zamanında PKK’nın yayın organı olan TV kanalını kapatsın diye Danimarka Başbakanı’nı sıkıştırmış. Adam demiş ki, “Benim TV kanalı kapatmak gibi bir yetkim yok…”

Aslında gayet normal ve demokratik her ülkede olması gereken.

Bizimkisi ağzı açık, hayretler içinde kalmış ve aşağılamış Danimarka başbakanını, demiş ki: “Nasıl başbakansın ya, bir kanal bile kapatamıyor musun?”

Mantık bu, her devleti kendi tımarhanesi gibi sandığı için, her devlet başkanını da aşiret reisi olarak görmek!

O zannediyor ki, dünyadaki tüm başbakanlar istediği bankaya çöküyor, istediği işyerine el koyuyor, mal mülk gasp ediyor, belediye başkanlarını şutluyor, damadını, eniştesini kaynatasını filan bakan neyim yapıyor!

İktidar partisine bakarsanız yargımız dünya birincisi. Perinçek ve Ergenekon tayfasına göre ise zaten altın çağını yaşıyor…

Öyle değil elbette.

Tarihin en rezil dönemini yaşıyor adalet. İsminde ‘Adalet’ olan bir partinin iktidarında yaşanıyor bunlar.

Gerçek bir demokraside şöyle işliyor süreç:

Eğer bir yayın kuruluşu hakkında şikâyetiniz varsa, öyle algı operasyonları, hedef gösterme, TOMA’larla basma, hain ilan etme filan gibi haydut yöntemlerle değil. Savcıları harekete geçirirsiniz, onlar davet ederler, sorgularlar eğer kovuşturmaya gerek varsa dava açarlar, süreç ilerler.

Bize bugün çok uzak geliyor ama birkaç yıl öncesine kadar bizde de böyleydi.

KABİLE HUKUKU NASIL İŞLİYOR?

Gelin görün ki artık böyle değil.

Eğer istihbaratın emriyle bir tetikçi aracılığıyla size operasyon çekilmiyorsa, havuz bataklığı manşetten ya da kalibrasyonunuza göre orta sayfalardan haber yapıyor. Daha savcıların, adliyelerin haberi bile yokken tutuklanacağınız yazılıp çiziliyor.

Eğer sizden çok korkuyorlarsa bizzat Erdoğan kamera karşısında sizi suçlu ilan ediyor. “Ne mahkemesi ya” filan demişliği de vardır muhteremin.

Sonra sabahın karanlığında eviniz basılıyor. Devletin artık beş kuruşluk itibarı kalmamış tetkikçi ajansı haberi servis ediyor, iddianamenizi sizin ve avukatlarınızın haricinde iktidardakiler, havuz, trollere kadar neredeyse AKP muhtarları bile biliyor, onlara servis yapılıyor ama size kimse bir şey söylemiyor. Neyle suçlandığınızı bile bilmeden aylarca yatıyorsunuz.

Sonra bir sabah yine manşete çekiyorlar sizi. Bakıyorsunuz savcı iddianameyi tamamlamış. Aslında bu, hükmünüz verilmiş demek.

Selahattin Demirtaş’ın hâkime dediği gibi, hâkim başkasının aldığı kararı ilan etmek zorunda, aksi halde bir hafta sonra sizin yan hücrenize gelir kendisi de.

NAZLI HANIM’IN OĞLU MESELEYİ ÖZETLEDİ

Nazlı Ilıcak’ın oğlunun sıvamasını hatırlıyor musunuz?

Aklı sıra Tayyip Erdoğan’ın ne kadar müşfik olduğunu izah etmek için açıklama yaptı. Ziyaret etmişti Erdoğan’ı. İhtimal böyle bir açıklama ile annesini de kurtarabileceği zehabına kapıldı. Şöyle demişti:

“Sn. Cumhurbaşkanımıza bir kere daha hayran kaldım. Niye mi? Annem hapiste olmasına rağmen beni kabul etti, derdimi dinledi, vakit ayırdı. Annemin yaptıkları yüzünden beni cezalandırmadı. Ona olan öfkesini benden çıkarmadı. Aksine bana her zamanki sıcaklığı ile yaklaştı. Kendisine de arz ettiğim üzere bu dönemde en yakınlarım bile benden vebalıymışım gibi kaçarken, Sn. Cumhurbaşkanım adaletini gösterdi.”

Neresinden tutsanız tel tel dökülen ve hukuk, adalet adına tam bir faciadır yukarıdaki cümleler.

Bir kere Cumhurbaşkanı’nın kendi annesine, yani Nazlı Hanım’a öfke duyduğunu ve annesinin bundan dolayı cezalandırdığının itirafı var.

İkincisi, annesinden dolayı cezalandırılanların olduğunu zımnen kabul.

Üçüncüsü, bu ülkede adaleti yargının değil şahısların sağladığına dair bir kabile devleti anlayışı…

BÜYÜKADA’DAKİ AJANLARA N’OLDU?

Geçtiğimiz gün yapılan Büyükada baskını daha çok taze.

Havuz çomarları nasıl bir nefret ve ağızlarından tükürükler saçarak manşetten yüzyılın en büyük ajanlık baskını gibi vermişlerdi.

Onlara göre şek ve şüphe yoktu.

İnsan hakları savunucuları hem ajandılar, hem terörist, hem militan, hem casus, her türlü melanet onlardaydı.

Bizzat cumhurbaşkanı da katıldı bu koroya. “Gezi’nin devamını planlıyorlardı” dedi.

Tel tel dökülen ve yazanı değil hukuk fakültesinden mezun etmek, akıl hastanesine götürmesi gereken paranoyak bir metin iddianame olarak kabul edildi.

Sonra Erdoğan geçti kamera karşısına ve bu ülkede yargının bağımsız olduğunu filan söyledi.

Gerçi kendisi çoktan suçlu ilan etmişti ama zanlıları. Troller ve havuz çomarları tam kadro abanıyordu üstelik.

Nasıl olduysa, mahkeme tamamını serbest bıraktı “Büyükada ajanları”nın…

Küçük tetikçiler, “İnsan daha düzgün iddianame hazırlar” diye savcıyı suçladı.

Kimi olgun ve suret-i haktan görünmeye çalışan Erdoğan yancıları ise, “Bakın işte hukuk var demek ki?” diyerek gurur vesilesi yaptılar.

İşin iç yüzü sonra ortaya çıktı.

Ülkede hukukun tamamen bittiğinden artık emin olan Almanlar, sanırım “lanet olsun” diyerek kendileri de en azından vatandaşlarını esaretten kurtarmak için kabile yöntemini kullanmaya karar verdiler.

Bizzat en prestijli yayın organları yazdı ve olayın kahramanları da teyit etti.

Meğer, tüm tutuklama kararları gibi beraat kararlarını da hâkim vermemiş.

Olması gereken de buydu yoksa muktedirin aksine karar veren hakimlerin başlarına gelen belli.

Hakimler kendilerine verilen emirleri yerine getirmişler meğer!

Türk yargısının içinde bulunduğu durumu Almanlar teyit etmiş oldu böylelikle.

Hukuk devleti filan değil, çadır devleti olduğumuzu ispatlamış oldular.

İŞİNİ GÖRDÜRMEK İSTİYORSAN…

Eski Başbakanlardan Gerhard Schröder’in aracı olarak devreye girdiğini ve Tayyip Erdoğan’ı ikna ettiğini yazdı dünya basını. Hatta daha ağırını yazanlar oldu, “Diktatörle pazarlık” başlığı attılar.

İktidar yandaşları bunla gurur bile duyabilirler ama aracı bulununca hukuk filan hikâye anlamına gelen bir olaydır bu.

Fransızlar da önce benzer bir yöntem denemiş, Fransa devlet başkanı Erdoğan’dan “rica ederek” bir vatandaşını serbest bıraktırmıştı.

Bu ülkede sadece yargı da değil, her şey böyle işliyor artık.

İşe alımlarda adamını buluyorsun.

İhalelerde de öyle.

İşten adam atarken bir ihbar yetiyor.

Tayin durdurmak aracının gücüne bağlı.

Yahu, börek sattı diye terörist ilan ediliyor teyzeler, bizzat darbeyi yönetenler ortalıkta geziniyor, saraya danışman oluyor.

AKP’li aracı bulabilenin yapamayacağı iş yok.

Herkes adamını bulduğu anda işini görüyor.

Böylesi mide bulandırıcı bir topluma dönüştürdüler Türkiye’yi.

Herkes bir Schröder bulsun yeter ki!

Gerisi çocuk oyuncağı… Bu tımarhanede artık böyle…

(TR724)