Kulluğun manası..

164

YORUM | FAİK CAN

İnanmak (iman) bir insanın mazhar olabileceği en büyük nimettir. Ancak bir Müslüman için Allah’ın varlığına inanmak tek başına bir şey ifade etmez. Salt iman bizi ne ahlaki davranışa icbar eder ne de zihnimizi yüksek idrake taşır.

Allah’ın varlığını kabul etmemek (ateizm) ise bir mümin için anlaşılmaz ve hayret verici bir durumdur. İnsan bu fena ve zeval yurdunda ömrünün kayıp gitmesine şahit olurken bir yaratıcının varlığını neden düşünmez?

Bir de Allah’ın varlığına inanıp insanın ve âlemin O’nunla irtibatı olmadığını iddia edenler vardır. Çağımızda kendini fazlaca hissettiren ideolojilerin başında gelen deist telakki karşısında kalb-i selim, akl-ı selim sahibi Müslüman ‘böyle bir şey nasıl olabilir?’ der: Allah koskoca âlemi ve âlemin çekirdeği ve meyvesi olan insanı yaratıp başıboş bırakır mı? Allah ile aramızda bir irtibat olmayacaksa âlemin yaratılışından nasıl söz edelim ki? Öyleyse yaratmaktan bahis açmak hal-i hazırda süregelen bir irtibattan söz etmektir. Yaratmak, olmuş, bitmiş bir iş değildir; sürekliliği olan ve bitevî devam eden bir tecellidir.

“Allah beni yarattı” diyen insan, geçmişte kalmış bir hadiseden söz etmez; henüz olan ve tekrarlanan sürekli varoluşu kast eder. İslam düşünce ve itikadında “yaratmak” budur: Her şeyi her anda ve sürekli yaratmak. Duyduğumuz sesi Allah o esnada yarattı; bizde ise duyma gücünü yaratarak sesi karşılamamızı sağladı. Gördüğümüz çiçeği, aldığımız kokuyu, dokunduğumuz herhangi bir nesneyi, geçmişte değil Allah şimdi yarattı. Böyle bir iman sayesinde insan, miadı dolmuş bayat ve köhne bir evrende değil, taze ve hareketli bir âlemde yaşadığının farkına varır.

Yaratmanın kokusunu almak

Âlemde her şey yeniden var olur ve her şey bir hareket ve dinçlik içinde seyreder. “O (c.c.) her gün bir şe’ndedir.” (Rahman-29) Şe’n (mümkünün hakikati) ise hep yenilenme halindedir. Bu nedenle aklın görevi, her an bir yenilik ve güzellik görecek olmanın hayret ve heyecanını muhafaza etmektir. Allah dostları bu hali “yaratmanın kokusunu almak” diye tabir ederler! Evliyâullah arasında “koku adamları” denilen veli guruplarından söz edilir. Sulardan, gıdalardan vs. yaratılış bilgisini istinbat eden veliler vardır. Kâinat kitabını okumak ya da eşya ve hadiselerin perde arkasına muttali olmak böyle bir şey olsa gerektir. Şu halde, kokusunu duymadığımız bir şeyin yaratılışından söz etmemiz kuru bir iddiadan veya teorik bir söylemden ibarettir. “Yaratılışın kokusunu duymak” aynı zamanda her şeyin nefes-i Rahman’dan (nefha-i ilâhiye) var olduğunu kabul etmek demektir.

Mü’minin böyle bir yaratmanın idrakinde olması Allah hakkında bir bilgiye ulaşması demektir (marifet). Mâide Suresi 83. Ayette “Rabbimiz, bizler iman ettik, o halde bizi şahitlerle beraber yaz” duasının talim edilmesi bundandır. İmandan sonra gelen bu bilgi (marifet) aynı zamanda şahitliktir. Sürekli yenilenen ve hiç durmayan yaratmanın şahidi olarak mü’min buna bir karşılık vermelidir: İşte ibadet sürekli olan yaratılışı idrak ve onu karşılamaktır. Bütün kâinat bizim için her gün yeniden ve süreklilik içinde yaratılınca, şahitlik de süreklidir. Binaenaleyh ibadet yaratmanın sürekliliğine şahitliktir.

Allah her şeyi var ediyor ve her şeyi yeniden yaratıyor: Allah için, yaratmak varlığını ihsan ve izhardır. Biz Rabbimizi ‘yaratma’ özeliğiyle biliriz: O her ne yaparsa “yaratmış” olur. Bu itibarla yaratmak O’nun bir fiili değil, bütün fiillerinin genel adıdır. Yaratılışa şahitlik ederek ibadet eder, ibadet ettikçe şahitliğimizi izhar ederiz.

Allah’ın yaratıcı olduğuna ilk şahitliğimiz kelime-i şehadette geçen şahitliktir. Kelime-i şehadet, kelimenin her iki anlamıyla şahitlik etmektir: Bu bir ‘şahitlik cümlesidir’. Şahitlik cümlesidir, çünkü bizden Allah’ın talep ettiğini bu cümlede ifade ederiz. Bu bir sözlü şahitliktir, çünkü ortada henüz ispatlanmış bir iddia veya şahitlik yoktur. Bu iddianın ispatı gerekir. Müslüman düşüncesinde “yaşamak” bu şahitliğe inancımızı göstermek ve sözle ortaya koyduğumuz iddiayı ispat içindir. Bu itibarla ibadetler şahitliğin tecessüm etmiş halidir. Biz sözle ifade ettiğimiz hakikatleri ibadetlerle fiile taşırız ve hayatın farklı alanlarında tatbik ederiz.

Her yeni şey şükür ister

Müslümanlar dikkatlerini her an yaratan ve var eden Allah’a verirken bilhassa sufiler yaratılışı günlük hayata daha çok taşımışlardır. Onlar için Allah’ın yaratmasından söz etmek, kendi hayatlarındaki bir fiili yaratmaktır. Şöyle düşünürler: Allah benim rızkımı yaratır; ben o rızkı almaya giderken rızkımı yaratanın Allah olduğuna şahitlik ederim. Rızkım o esnada yaratılmıştır ve ben ‘taze rızık’ yemenin şükrüyle ibadet ederim: “Şahidim buna!” derim.

İbnü’l-Arabi Hazretleri, Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yeni şeylere olan ilgisini böyle izah eder: Gördüğü her şeye Allah’tan yeni gelen bir nimet olarak bakabilmek nübüvvet bilgisidir. Yeni bir meyve, eşya veya hediye gelen bir elbise vs. her ne olursa olsun yenilik ilahi tecellinin neticesidir. Tecelliler ise tekrarlanmaz ve bu nedenle her biri yenidir. Onları sevmek tecelliyi sevmek, tecelliyi sevmek ise Allah’ı sevmek demektir. Efendimiz’in hayatının baştan aşağı dua olmasının sebebi de budur.

Yeni olanın üzerindeki yaratılış izi henüz kirlenmemiş olduğu için bize tesir eder. İşte biz bunun için ibadet ediyoruz ve bu nedenle ibadetimize ara vermiyoruz. Yaratma devam ettiğine göre şahitliğimiz de devam ediyor. Allah Hâlık, biz ise şahidiz! Kulluğun manası budur.

(TR724)