‘Sadece bizi değil, dünyayı aldattı…’

331
FARUK MERCAN

Sadece bizi değil, dünyayı aldattı. Ama her hilebazın bir sonu var…

Demokrasi bizim için bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, istediğimiz durakta ineriz dediğinde, bu zehirli fikirlerden zaman içinde kurtulacağını zannettik. Aldandık…

Meğer tramvaydan ne zaman ineceğinin hesabını yapıyormuş…

Necmettin Erbakan‘dan kopup parti kurduğunda, milli görüş gömleğini çıkardığını, Turgut Özal gibi bütün eğilimleri birleştiren bir çizgide olacağını söylüyordu. Kandırıldık ve aldandık…

Meğer, Erbakan’dan kopması tamamen bir siyasi hırs meselesiymiş ve kendisinden olmayanları partiye vitrin olsun diye almış…

Rahmi Koç“Bir milyar dolar parası var” dediğinde, böyle bir haramiliği irtikap edeceğine ihtimal vermedik. Aldandık…

Çünkü gecekondulara iftara gidiyor, fakir fukara, garip gureba edebiyatı yapıyordu. Meğer havuz sistemini daha o zamanlarda kurmuş ve milletin parasını çalma tekniklerini daha o zaman geliştirmiş.

Partisi iktidar olunca, daha önce Hristiyan kulübü dediği Avrupa Birliği’ne taraftar olduğunu söylüyordu. Avrupa Birliği ile müzakere süreci başlayınca, Türkiye’nin artık demokrasi yoluna girdiğini zannettik.

Meğer, Avrupa Birliği de istediği yerde ineceği bir tramvaymış…

Sadece bizi aldatmadı, sadece bizi kandırmadı.

Avrupa Birliği liderlerini de kandırdı.

Her hilenin, her hilebazın bir sonu var. Bir insanın akıbetini merak ediyorsanız, nasibine neler düşmüş onlara bakın… Saraydaki şahsın nasibine bir devleti, bir ülkeyi çökertmek düştü. Nasibine yıkım yapmak düştü. Nasibine Kur’an yasaklamak düştü. Nasibine hırsızlık, yalan, dolan, sahte halifelik düştü. Ne kötü bir akıbet…

Barack Obama, Amerikan başkanı seçilince ilk denizaşırı dış gezisini Türkiye’ye yaptı. Çünkü Türkiye, İslam ile demokrasi’nin model ülkesi olarak görülüyordu.

Obama‘yı da kandırdı.

Obama, 2016 yılı nisan ayında Foreign Affairs dergisinde yayınlanan röportajında, bunu açıkça ifade etti. “Onu makul bir Müslüman lider olarak görüyordum, fakat hayal kırıklığına uğradım. Bir başarısızlık örneği ve bir otoriter oldu” dedi.

Evet, herkesi kandırdı.

Dindarların oyuyla iktidara geldi, Türkiye’yi camilerinde rüşvet pazarlığı yapılan bir ülke haline getirdi. Bunu yandaşları itiraf ediyor.

Yıllarca başörtüsü sömürüsü yaptı, Türkiye’nin tarihine binlerce başörtülü kadını hapishanelere gönderen adam olarak geçti.

Her fırsatta kameralar önünde Kur’an okuyarak din istismarı yaptı, cezaevlerinde Kur’an yasaklayan adam olarak tarihe geçecek.

Evet, nasibine bu melanetler düştü. Ne kötü bir nasipsizlik, ne kötü bir akıbet….

Bu dönemin bütün mağdurlarına bakın… Hayatları boyuncu Türkiye’de demokrasi ve insan hakları mücadelesi vermiş insanlar şimdi hapisteler…

Cumhuriyet gazetesi bütün kadrosu ile içeri alınırken, 50 yıldır Türkiye’de sosyalist bir devrim yapmak için uğraşan Doğu Perinçek ve arkadaşlarının altın çağlarını yaşaması bir rastlantı değil…

Devleti ve ülkeyi çökertti. Anadolu’da bir fetret devri yaşandığını artık kendi yandaşları da itiraf ediyor. Devletin bütün kurumlarını sırayla imha etti.

Kendince, halifeliğinin önündeki engelleri temizliyor.

Birkaç yıl önce Ankara’da, Saraydaki şahsı yakından tanıyan bir kişi, “Hayrettin Karaman, Halife sıfatıyla ona biat etti” dediğinde ihtimal vermemiştim. Hem de bir törenle, elini elinin üzerine koyarak…

Gezi olaylarından sonra, partili yandaşlarından da bu şekilde biat aldığını güvenilir bir kaynaktan duymuştum.

Hayrettin Karaman, şimdi bunu açıkça ifşa etti. “Gülen fırkası Halifeye biat etmedi, devlet onlara gerekeni yapıyor” diyor.

Hayrettin Karaman‘ın öncelikle cevap vermesi gereken bir soru var: Saraydaki şahsa Halife olarak biat etmiş mi, etmemiş mi? Eğer biat ettiyse, hırsızdan, yolsuzdan, yalancıdan halife olur mu?…

Bir Saray halayıkı yeni bir devlet kuruyoruz diyor. Bu öylesine söylenmiş bir söz değil…

Hayrettin Karaman, hilafet düzeninin işlemekte olduğunu resmen ilan etti. Türkiye’de ceza hukuku falan geçerli değil, halifeye biat edip etmemek esas…

Demek ki Halifeliği ilan edecek aşamaya doğru geldiklerini düşünüyorlar.

Burada yazmıştım. Wall Street Journal gazetesi, Saraydaki şahsın en uygun zamanda halifeliğini ilan etmek için fırsat kolladığını yazdı.

Çamlıca’ya cami yapması, Saraya külliye demesi, Sarayın yanına cami yaptırması, bunların hepsi halifelik provaları…

Çünkü, işlediği bunca cürmü ancak halifelik kisvesiyle temizleyeceğini düşünüyor. Bütün hayali bir gün minbere çıkıp halife olarak hutbe irad etmek…

Hala Cemaat takıntısından kurtulamayan gafil sosyal demokratlar ve milliyetçiler seyretmeye devam etsinler.

Atatürk de Balıkesir’de hutbe okumuştu” diyerek onları uyutmaya devam eder.

Bir yabancı gazeteci, oturduğu sarayı Las Vegas kumarhanelerine benzetti. Bir yandaşı, “Camilerde rüşvet pazarlığı yapılıyor, belediye seçimleri ile geldik, belediye seçimlerini kaybederek gideceğiz” diyor.

Halifelik kisvesi, bu melanetleri örtebilir mi?

Her hilenin, her hilebazın bir sonu var.

Bir insanın akıbetini merak ediyorsanız, nasibine neler düşmüş onlara bakın…

Saraydaki şahsın nasibine bir devleti, bir ülkeyi çökertmek düştü.

Nasibine yıkım yapmak düştü.

Nasibine binlerce başörtülü kadını tutuklatmak düştü.

Nasibine Kur’an yasaklamak düştü.

Nasibine hırsızlık, yalan, dolan, sahte halifelik düştü.

Ne kötü bir akıbet…

Final sahnesinin çok uzun olacağını zannetmeyin. Bir hilebazın, bir sahte halifenin feci akıbetine hep birlikte şahitlik yapacağız.

(Samanyoluhaber)