‘Diktatör’ ve ‘Adalet’..

[Vehbi Şahin]

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın dinî ve ahlâki kriter aramadığı alanların başında, siyasi söylem geliştirirken kullandığı ‘etiketleme’ yöntemi geliyor.
Bu metodu kullanırken yalan söylemek caiz, iftira atmak mübah sanki…
Gönül rahatlığıyla “yaftalama” yapabiliyor çünkü…
Mekanizmanın iki ayağı var.
1) Kendinde olmayan bir özelliği varmış gibi gösteriyor.
Böylece taraftarlarını, liderliği etrafında kenetliyor.
2) Siyasi rakiplerinde olmayan özelliği varmış gibi gösteriyor.
Bu şekilde de muhaliflerine itibar suikastı yapıyor.
 
AMAÇ ERDOĞAN KÜLTÜ İNŞA ETMEK
Etiketlemede başarının sırrı ne?
İş yapacak “doğru” kelimeyi seçebilmek…
“Kavramlar” konjonktüre göre değişiyor.
Ama bazıları sabit…
Onlar hiç değişmiyor.
Mesela…
-Millet istedi biz yaptık…
-Artık Türkiye’yi milletimiz yönetiyor.
-Milli irade ne derse o…
Bu kavramları Erdoğan hemen her konuşmasında o kadar çok zikrediyor ki…
Dinleyenler, söylenenleri “hakikat” olarak algılıyor.
Türkiye’yi milletin yönettiğini zannediyor.
Asıl amaç ne peki?
Dolaşıma sokulan “millet” kavramı üzerinden yeni bir “Erdoğan kültü” inşa etmek…
Yani…
Erdoğan demek millet demek, millet demek Erdoğan demek denklemi kuruluyor.
Dolayısıyla…
Erdoğan’a muhalefet etmek, adeta millete karşı çıkmak anlamına geliyor.
Muhalifler, 15 yıldır bu denklemi bozacak alternatif bir söylem geliştiremediği için Erdoğan karşısında aciz kalıyor.
 
DELİKANLI ADAM İMAJI
AKP tabanına yönelik değişmeyen ikinci sabit kavram ise dürüstlük…
Kasımpaşalı Erdoğan her vesileyle “dürüst” olduğunu iddia ediyor.
Defalarca tekrarlanan bu “vurgu” alt mesaj olarak şu özellikleri hedef kitlenin şuuraltına yerleştiriyor.
-Erdoğan asla yalan söylemez.
-Verdiği sözü her zaman tutar.
-Emanete ihanet etmez.
-Hırsızlık yapmaz.
-Yolsuzluğa bulaşmaz.
-Devlet malına el uzatmaz.
-Rüşvet almaz vs…
Kısacası…
Erdoğan “delikanlı” adamdır.
Kaypak değildir.
İçi dışı bir, dürüst politikacıdır.
Uzatmamak için başka örnekler vermek istemiyorum.
 
CHP MİLLETE DÜŞMAN!
Mekanizmanın ikinci ayağında ise aynı kavramlar bu kez muhalifleri yaftalamak için kullanılıyor.
CHP ve partinin lideri Kılıçdaroğlu üzerinden anlatmaya çalışalım.
Diyor ki Erdoğan…
-CHP halk düşmanıdır.
-Memlekete hayrı dokunmamıştır.
-Milletin değil vesayetin temsilcisidir.
-Halktan uzak, halka yabancı bir partidir.
Bir yandan bu vurgular aralıksız tekrarlanıyor.
Diğer yanda da CHP’nin geçmişteki yanlış politikaları sık sık hatırlatılıyor.
CHP yönetimi ne yapıyor?
“Laiklik” kavramı ile savunmaya geçiyor.
Yanlış bir “değilleme” yöntemiyle Erdoğan’ın suçlamalarını tekzip etmeye çalışıyor.
-CHP millete düşman değil.
-Dindarlara saygılıyız.
-Dini istismar edenlere karşıyız vs…
Bu yanlış “strateji” Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürüyor tabii ki…
O da yüklendikçe yükleniyor.
Son 15 senede oluşan algı şu:
-AKP milletin yanında, CHP karşısında…
Neden?
-Çünkü AKP milletin değerlerine saygılı, CHP değil.
-Hatta CHP, halkın değerlerine savaş açan bir parti…
Ne kadar çaba sarf etse de bu yaftadan kurtulamıyor bir türlü…
 
“YALANCI KILIÇDAROĞLU” YAFTASI
Aynı yöntemle CHP lideri Kılıçdaroğlu da itibarsızlaştırılıyor.
Erdoğan ne kadar “dürüst” ise Kılıçdaroğlu o kadar “sahtekâr” ilân ediliyor.
En sık kullandıkları cümle üç kelimeden oluşuyor:
-Kılıçdaroğlu yalan söylüyor.
16 Nisan’daki referandum öncesi Erdoğan ve AKP personeli bu cümleyi çok sık kullandı meselâ…
Amaç belli…
Zihinlere “yalancı Kılıçdaroğlu” yaftasını kazımak…
Aynı şekilde…
SGK Genel Müdürü iken yolsuzluk yaptığını iddia ederek, Kılıçdaroğlu hakkında devleti zarara sokan bir bürokrat portresi çiziliyor.
 
DÜŞMAN DEĞİŞİYOR ETİKET DEĞİŞMİYOR
Kılıçdaroğlu yerine Selahattin Demirtaş, CHP yerine HDP yazın sonuç yine değişmiyor.
Sadece farklı kavramlar kullanılıyor.
Demirtaş hain, HDP de millete ihanet eden parti haline getiriliyor.
Cumartesi günü Erdoğan bir adım daha ileri gitti.
Demirtaş’a “terörist” dedi.
Enterasan bir durum…
Sadece CHP ve HDP nasibini almıyor bu ithamlardan…
Asker, yüksek yargı, Kemalistler, solcular…
TÜSİAD, Koç grubu, Aydın Doğan, Cemaat, Geziciler…
Barolar, sendikalar, insan hakları dernekleri, sivil toplum örgütleri vs…
Onlar da sürekli Erdoğan için birer hedef tahtası…
Neden?
Çünkü hepsi hain…
Hepsi millete düşman…
Hepsi Erdoğan’a karşı…
İsimler değişiyor ama etiketleme yöntemi hiç değişmiyor.
Millet, bu zokayı yutuyor.
Erdoğan da 15 yıldır Türkiye’yi tek başına yönetiyor.
İstediği kararı alıyor.
Her seçimden zaferle çıkıyor.
 
KARİZMAYI ÇİZDİRDİ
Bu denklemi son dönemde “iki kavram” fena halde bozmuş durumda…
1) Diktatör…
2) Adalet…
Erdoğan istese de istemese de “diktatör” kavramıyla birlikte anılıyor artık…
Hukuku ayaklar altına alan, özgürlükleri kaldıran, demokrasiyi yok eden bir lider konumunda çünkü…
Fotoğrafı Kuzey Kore lideri Kim, Rusya Devlet Başkanı Putin, Suriye Cumhurbaşkanı Esed ve Mısır’da darbe yapan Sisi ile birlikte kullanılıyor.
Erdoğan bu etiketlemeden çok rahatsız…
Nitekim
bunu yabancı basına verdiği her demeçte dile getiriyor.
Tıpkı geçen hafta Alman Die Zeit Gazetesi Yayın Yönetmeni Giovanni di Lorenzo’ya konuşurken gündeme taşıması gibi…
Erdoğan’ın Alman gazeteciye, “Alman medyasının neden kendisini diktatör olarak gördüğünü” sorması, bu etiketlemeden duyduğu rahatsızlığı gözler önüne seriyor.
Lorenzo’dan, “Çünkü dünyanın başka hiçbir ülkesinde Türkiye’de olduğu kadar çok gazeteci parmaklıklar arkasında değil” cevabını alınca, Erdoğan’ın “diktatör” kelimesini tedavülden kaldıracak yeni bir söylem geliştirememesi dikkat çekici…
 
SİNİR BOZUCU ADALET YÜRÜYÜŞÜ
Muhalifleri ezmek için kullandığı “etiketleme” yöntemi bumerang gibi AKP liderini vurmuş durumda…
Diktatör tanımlamasını boşa çıkarmada müthiş bir acziyet yaşadığı görülüyor.
Benzer bir durum Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “adalet” yürüyüşü için de geçerli…
CHP lideri çok doğru bir “etiketleme” ile Ankara’dan İstanbul’a doğru yürümeye başladı.
25 günde yaya olarak 430 kilometre yol kat etti.
Yürüyüş boyunca hep “adalet” aradığını tekrarladı.
Bu ‘çerçeveleme’nin dışına hiç çıkmadı.
Bundan en fazla kim rahatsız oldu?
Elbette Erdoğan…
Önce küçümsedi.
Sonra tehdit etti.
Baktı kamuoyu aleyhine döndü.
Yürüyüşe izin vererek lütufta bulunduğunu söyledi.
Kılıçdaroğlu’na sataştı.
Cevap alamayınca yürüyüşe katılanları “terörist” ilân ederek klasik etiketleme taktiğine başvurdu.
Ama…
Beklediği etkiyi yine uyandıramadı.
 
KENDİ SİLAHI İLE VURULDU
Kılıçdaroğlu, bu kez Erdoğan’ın tuzağına düşmedi.
“Adalet” kavramı dışında başka bir kavramla “çerçeveleme” yapmadı.
Sürekli “adalet” vurgusu yaptı.
Erdoğan, sonunda pes etti.
Provokasyon olmaz ise yürüyüşe müdahale etmeyeceğini itiraf etti.
Son söz…
Erdoğan, 15 yıldır acımasızca kullandığı etiketleme silahı ile bu kez kendisi vuruldu.
İsminde “adalet” olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) genel başkanı olarak, siyasi rakibinin “adalet” yürüyüşünü engellemeye çalışan bir “diktatör” olarak tarihe geçti.
Etme bulma dünyası…
(tr724)