[Erhan Başyurt]

Türk siyasiler için ABD seyahatleri hep önemli olmuştur.

ABD’nin dünya gücü olması, Türkiye’de üslerinin ve bölgede askeri faaliyetlerinin bulunması, askeri ve mali yardımlar yapması ve operasyonel istihbarat üstünlüğü, ABD ziyaretlerini her zaman listenin başına taşımıştır.

***

Türk siyasiler açısından ABD ziyaretleri, meşruiyet, uluslararası destek ve itibarın göstergesidir ayrıca.

ABD’de iyi ağırlanmak, gösterilen itibar, liderler için kendini halkına pazarlama aracıdır.

Bu nedenle, ABD Başkanı tarafından telefonla aranmak bile değerdir…

***

Bunun ‘mefhumu muhalifi’, yani tersten okunuşu şudur:

Türkiye, zayıf bir devlettir.

ABD onayı olmadan dış politika ve askeri alanda adım atamaz.

Siyasiler, zayıflıkları oranında iktidarda kalmak için ABD’nin her dediğini yapmaya açıktır.

***

Hal böyle olunca, ABD ziyaretlerinin başarını belirleyen şey, siyasi propagandalar ve algı operasyonları değil, ziyaret sonrası yaşanan gelişmelerdir. İcraatlardır…

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en şaşaalı ABD gezisi, Mayıs 2013’te Obama döneminde Blair House’ta ağırlandığı gezi olmuştur.

Ancak, sonradan ortaya çıkmıştır ki, o gezide Obama, Erdoğan’ın da olduğu dar daire özel yemekte, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı Suriye’deki radikal silahlı gruplara verdiği destek nedeniyle “ayak ayak üstüne atıp parmağını sallayarak” azarlamıştır…

Yani görünüşte en parlak ziyaret, gerçekte ise en derin kriz yaşanmıştır.

***

Nitekim bu seyahatin hemen ardından Gezi Olayları başlayınca, dönemin bakanlarından Ertuğrul Günay, kendisiyle aynı uçakta bulunduğu Erdoğan’ın Gezi protestolarının kendisini devirmek için ABD tarafından çıkarıldığından veya desteklendiğinden kaygı duyduğunu anlatmıştır…

***

ABD nezdinde bir liderin itibarı, ülkesinin itibarı ve gücü kadardır.

Türkiye, güçlü potansiyeli olan ama bunları iktidar tarafından heba edilmiş bir devlettir.

Ülke kutuplaştırılmış, seçimlerine hile karışmış, demokrasiyi terk edip ‘Tek Adam’ rejimine geçiş yapılmıştır.

***

“Ortadoğu’da bizden habersiz yaprak uçmaz”, “Bölgesel değil artık küresel oyun kurucuyuz” diye yüksekten atıp tutan iktidar, bugün burnunun dibinde olan gelişmeleri söylene söylene seyretmekle yetiniyor.

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını örtmüş bir iktidar, Suriye’deki radikal silahlı gruplara yardım sağladığı ABD tarafından bilinen MİT Müsteşarı ve kendi askeri tarafından esir alınan bir Genelkurmay Başkanı ile Washington’da ‘itibar’ arayışı, beyhude bir çabadır.

‘Zarrab’ kartını elinde bulunduran ABD’nin PKK’nın uzantısı YPG’ye askeri eğitim ve ağır silah desteği, Süleymani’yede ‘Türk subayların başına çuval geçirilmesi’ vakasının her gün tekrarlanmasıdır.

***

Henüz lider kadrosu tespit edilmemiş bir hain darbe girişimini bahane ederek ülkesinde 150 bin masum insanı işten atan, 50 bin masum sivili hapse koyan, basın özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü, eğitim ve akademi özgürlüğünü, özel mülkiyetin dokunulmazlığını ihlal eden bir lider, ne kadar itibar sahibi olabilir?

***

Sözün özü şu ki:

Beyaz Saray’ın 50 katı büyüklüğünde ‘itibar’ deyip AK Saray da inşa etseniz, bugün olduğu gibi ülkenizde birliği ve dirliği sağlayamadığınız takdirde, 14 saat uçup Beyaz Saray’da 20 dakika ‘baş başa’ ağırlanmakla avunursunuz…

***

Gerçek şu ki:

Özgürlükler ve demokrasi güvenlik ve barışı, güvenlik ve barış ekonomik kalkınma ve refahı üretir. Ekonomi güçlüyse, ordu da güçlenir. Ülkenin gücü de liderlerin itibarı da ülkenin gelişmişliği ile orantılıdır. Kutuplaşmış, zayıf bir ülkenin gücü ve itibarlı lideri olamaz…

***

İktidar, özgürlükler ve ileri demokrasiden uzaklaşarak, hukukun üstünlüğü ve hesap verilirliği yok ederek, kendi itibarını da ülkenin gücünü de hızla eritmektedir.

Ülkesinde itibarı olmayan bir iktidarın, Beyaz Saray’da itibar arayışı beyhudedir.