[Veysel Ayhan]

Barbarlığın en iyi tanımı şu: “Elinde hiçbir tahrik edici sebep bulunmamasına rağmen, sırf zarar verecek güce sahip olduğu için masumlara zulmeden topluluklara ‘barbar’ denir.”

Tarih boyunca barbar kelimesinin yan yana yazılamadığı tek bir kelime var: Kitap. Barbarlar kitap okumaz. Moğollar her gördükleri kütüphaneyi yaktı.

Ana karakter cehalettir. Cahil ise ilme ve âlime düşmandır. Barbar, ilmî araştırmaları sevmez. En büyük becerisi “yıkmak”tır. Çünkü yıkmak akıl gerektirmez.

Mesela barbar, dünya ile yarışan bir okul yapamaz. Dünya çapında başarı kazanan tek bir öğrenci yetiştiremez. Bu sebeple bunlara düşmandır.

Barbar için TÜBİTAK’ın bilim üretmesi değil, delil yok edebilme kapasitesi, tape sıfırlama yeteneği önemlidir. O sebeple papağan heceleteni veya iyi ayı besleyeni  TÜBİTAK’a müdür yaparlar.

Barbarlığın hüküm sürdüğü bir ülkede Sanayi ve Teknoloji Bakanı için teknoloji gaye değildir. Teknoloji Bakanı sıfırlama tapelerini dinleyince, montaj olduğunu hissettiyse bilim amacına ulaşmış sayılır.

BENİ KISKANIYORLAR DİYEN BARBAR !

Barbarlığın hüküm sürdüğü bir ülkede Ekonomi Bakanı için 4 lira elektrikle 160 km giden elektrikli araba üretmek maharet değildir. Maharet 11 milyona “ihtiyaç”tan Boğaz’da yalı almayı başarmaktır. Barbarlığın hüküm sürdüğü bir ülkede bakanlar parayı basanın önüne yatar, 700 bin liraya takla atar, 500 bin dolara amuda kalkar.

Japon Lexus firması nitrojen soğutmalı, süper iletkenlerle çalışan uçan kaykay yapar. Bu icat, barbar için ulaşılmazdır. O nedenle lüzumsuzdur. Onlar için 500 bin dolar istiflenmiş çikolata kutusuyla kaykaysız sörf yapmak tercih sebebidir.

Bilim dünyası, 450 milyon kilometre ötedeki kuyruklu yıldıza inmeyi başaran keşif aracı yapar. Barbar, ihalesine fesat karıştırdığı 45 kilometrelik duble yolu ilk yağmurda sele verir.

Barbarın savaşı okuladır. Barbarlığın hüküm sürdüğü ülkede Milli Eğitim Bakanlığı’nın, eğitim ve öğretim, kaliteli gençlik, fizik matematik gibi derdi olmaz. Başbarbar hedef gösterir, emreder, hempaları hortlamış neo-moğollar gibi saldırır. Bütün seçkin okulları yobaz üretim çiftliğine çevirir.

ŞEYTAN’DAN BAŞKA BU REZİLLİĞİ KİM SAVUNABİLİR?

Tarih boyunca barbarların tek şöhreti “yıkmak” üzerinedir. Bu sebeple de çekirge sürüleri gibi hareket ederler. Saldırırlar ve sonra biterler. Şimdi bitişlerini hissettikleri için delirmişçesine saldırıyorlar. Saldırdıkça bitiyorlar.

En son Aysun öğretmeni, hastanede gözaltı aldılar. Doğumhane kapısında nöbet tutan polis, kanaması durmayan Aysun Öğretmen için hastane kapısında günlerdir kamp kurmuştu. Yakınları sezaryenle doğum yaptığı için yürümekte güçlük çeken Aysun Aydemir’in hastanede gözaltına alınarak Zonguldak Emniyet’ine götürdüklerini söylüyor.

Herhangi bir vicdan sahibinin veya minimum bir ahlakı duyarlığı olan bir insanın bunu savunması mümkün mü?

Veya daha açık sorayım. Şeytan’dan başka bu rezillikleri kim savunabilir?

On binlerce gayri insanı koşullarda tutsak edilen yaşlı, genç; kadın, erkek, emzikli, engelli; çocuk, bebek… Cinayet kılıflı intiharlar, balkondan atmalar, işkenceler, tecavüzler… Bu zulümleri kim savunabilir?

EN KALBİ DUYGULARLA ZULÜM

Yeryüzünde kimse çıkmayabilir ama Türkiye’de “en kalbi duyguları”yla bunları isteyen ve savunan en azından 1 kişi var: Erdoğan.

Ona gözü kapalı oy veren yüzde elli, bakanlar ve milletvekilleri bu zulümlerden vebal altında olmadıklarını düşünüyorlarsa yanılıyorlar.

Hiçbir zulüm olmasa bile Aysun öğretmenin dünkü gözyaşları,

Hiçbir zulüm olmasa bile annesinden ayrılan yüzlerce çocuğun feryadı, hatta sadece birinin, bir damla gözyaşı aklı olan her insanın ödünü koparır. Vicdanını yaralar.

Ne rant amaçlı köprüler ne de komisyon mahsulü otobanlar o bir damla göz yaşına kefaret olamaz.