Daha 40 yaşını bile göremeden sevdiğine kavuştu: KOCA YÜREKLİ BEYAZ SAÇLI ADAM…

529

Koca Yürekli Beyaz Saçlı Adam”ın hikayesi. Vefatı da, hayatı da sırlı bir kutlu insan..

Ömür dediğimiz nedir ki?

Çay bardakta soğuyana dek geçen zaman…

Şanlıurfa’da kalp krizi sonucu vefat eden Muhammed Akbaş Beyefendinin acı hikayesidir bu…

Şu içinden geçtiğimiz sıkıntılı günlerde yaşananlar mı zor, yoksa onları tarihe not düşmek mi kestiremiyor insan. Gün geçmiyor ki yeni mağduriyetler yaşanmasın. Bu mağduriyet hikayesi de çok zor, çok acı ve kor gibi yakan bir ateş…

Ailenin ilk erkek evladı ve sekiz yıl önce kaybettiği babasından sonra bayrağı taşıyan, yeri asla doldurulamayacak olan koca yürekli beyaz saçlı adam, henüz 38 yaşındaydı…

Son üç yılda yaşanan zorlu süreç, herkes gibi onu ve ailesini de etkilemiş, yaralamış ve asıl yıkıcı hamle malumunuz darbe tiyatrosundan sonra yaşanmıştı.

İlk hamle hanımına yapılmış ve önce açığa alınıp sonra da ihraç edilmişti. Oysa ki hanımı, 28 Şubat mağduriyeti yüzünden üniversite hayalinden vazgeçmek zorunda kalıp kendisi ile evlenmişti. İki kızından sonra Açık Öğretimden ilahiyat kazanmış, sonrasında dikey geçiş sınavıyla dört yıla tamamlamış ve üçüncü evladına hamileyken Kuran kursu öğreticisi olarak işe başlamıştı.

Azimli yengem, yılmamış yine çalışıp KPSS ile meslek dersleri öğretmeni olarak atanmıştı. Ama imtihan çetindi ve zalim üzerine düşeni yapmış, bunca emeği bir gecede hiçe saymış ve ona yıllarca özlemle yapmak için uğraştığı mesleğini yaptırmamıştı.

Hanımına “Olsun, bu da geçer elbet!” dedi beyaz saçlı adam.

İMTİHANLAR ÜST ÜSTE

Geçmedi, Rabbim sevdiği kullarını imtihan etmeye devam etti. Hanımından sonra kendisi de ihraç oldu. Sağlık memurluğu yaptığı ameliyathanesinden, aşkla şevkle çalıştığı hastanesinden ayrı bıraktılar bir gecede.

Yılmadı koca yürekli adam… Aranıyor olmasına, her köşede bir? gulyabani kendisini beklemesine rağmen yılmadı. Zaman asıl şimdi Hizmet zamanı deyip koşuyordu herkesin yardımına. Tabii ki kendi ihtiyaçlarını hiçe sayarak. Oysa ki son on ayda iki defa ev değiştirmek zorunda kalmıştı. 

Üstelik iki ay önce de kendisi bir yerde, hanımı ve evlatları da başka bir yerde yaşamak zorunda kalmıştı. “Olsun” diyordu yine de “Bu da geçer elbet!” Dilinde hep o tatlı şivesiyle “Bilmişiz, bilmişiz vallahi! Kazanacaklarınızı bilseniz, hiç üzülmezdiniz, daha çok koştururdunuz…” diyordu.

KENDİNİ UNUTMUŞ, DERTLİLERE DERMAN OLMA GAYESİNDEYDİ

Ev taşımalar, orada burada saklanmalar, en çok çocukları etkilemişti süphesiz. Dört yaşındaki oğlu, babasından ayrı kaldığı zamanlarda kekelemeye başlamıştı. Allah’ın dediği olacaktır elbet. O (cc) bizi korur deyip son bir ay ancak eşiyle ve çocuklarıyla beraber kalabildi…

Tabii beyaz saçlı adam, her gün bilmem kaç kapı gezip mağdur aileler için yardıma koşuyordu… Hanımının “Bak başın derde girecek, biraz da evde otur” demesine kulak asmadan. Her seferinde “Gözü yaşlı bekleyenler var, gitmem lazım” diyordu bir adım dahi geri durmadan.

O GECE ÇOK FARKLIYDI SANKİ

Tarih 22 Mart 2017. Eline gelen 1000 TL’yi emanet sahiplerine ulaştırmış, evinde ailesiyle oturup Sahabe Efendilerimiz gibi sohbet etmişti yine. Her muhabbeti sohbet tadındaydı her daim. Ama farklıydı o gece sanki. Bir nur parlıyordu alnında son görenlerin anlattığı. Küçük bir ofis kağıdına yazdığı son cümle özetliyordu aslında ruh halini. “Nereye ait olduğumu bile bile başka bir şehirdeyim ben”

Aslında hangimiz buraya aitiz ki?

HİZMETLE DOLU MUKADDES BİR HAYAT

Ne kendisi, ne de hanımı son namazı olduğunu bilmeden uyandılar sabah namazına. Ve namaz sonrasında son nefes kavuşturdu seveni sevdiğine. Daha 40 yaşını bile göremeden, dört yaşındaki oğluyla cuma namazına gitme hayaline erişemeden…

Bir ömür yolundan ayrılmadığı Üstad’ının Rabbi’ne kavuştuğu gün yürüdü ruhunun ufkuna.

Kavuştu özlemle beklediği Rabbi’ne…

Taziyesinde hanımının yanına yardımına koştuğu Yusuflardan birinin eşi yaklaşıyor ve başlıyor anlatmaya… Açık görüşte eşi anlatmış ona da:

“Her gece Sahabe Efendilerimiz, bizim koğuşa gelirdi. Çarşamba gecesi gelmediler. Ertesi gece neden gelmediklerini sorduğumuzda “Beyaz saçlı adamı Efendimiz’e götürdük!” dediler.

“Söyle hanım, ne oldu dışarda?” diyor cezaevindeki eşi. Hanımı da veriyor acı haberi: “Muhammet Bey, vefat etti!” İnanmıyor Yusuf yürekli: “Olmaz, olamaz” diyor, başlıyor ağlamaya…

Hala kimse inanamıyor gittiğine ama herkes biliyor hep istediğine kavuştuğunu. Sevdiği, sabah namazının ardından kalp kriziyle alıveriyor yanına. Naaşını yıkayan imam bile şaşkınlığını gizleyemiyor :

“Ben böyle parlayan bir yüz ve böyle gülümseyen birini daha önce hiç yıkamadım” 

DERDİ DÜNYA OLANIN DÜNYA KADAR DERDİ OLUR

Hiç gözü yoktu bu dünyada, dünya malında… Herkesin yardımına koşan, hiç kalp kırmayan, beklentisi olmadan Hizmet’e koşan koca yürekli beyaz saçlı adam.

Hanımı, eşinin eşyalarını toplarken 5 TL çıktı cebinden. Sadece 5 TL. Bu dünyadan giderken geride sadece 5 TL ve Rabbi’nin emanetine teslim ettiği üç yetim bıraktı geride…

Her kışın bir baharı olacağını herkese anlattı. En çetin kışı yaşadı ama baharı göremeden Mevla’sına yürüdü “Koca Yürekli Beyaz Saçlı Adam” Mekanın cennet olsun…

Şimdi ise geride kalan üç yetimin dilinde aşağıdaki mısralar kaldı:

BABAN GİDERSE

Başı dumanlı dağın gider

Atan gider sırtın gider

İki kapılı bu handa

Menzile erişen yolun gider

Darda yetişen elin gider

Aklın gider canın gider

Şu dağlanmış yüreğinde

Çocuk kalan yanın gider

Baban giderse

Öpülecek elin gider

Bayram gider..

Beyaz saçlı adam ve bütün şehitlerin ruhuna Fatiha’nızı esirgemeyin…

(Samanyoluhaber.com)